08 Haziran 2001 Cuma


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Nasuh Mahruki’nin İstanbul’u...
Karizmatik bir şehir

Bugüne kadar hep şehirden uzaklara gidince gündeme gelen Nasuh Mahruki, İstanbul’da kıymetini bilmemiz gereken birçok şey olduğunu ama gereken özeni göstermediğimizi düşünüyor

     MEHMET KENAN KAYA

Siz kamuoyunun gündemine hep şehirde olmadığınızda, Everest’e, Ağrı’ya falan tırmanınca geldiniz. Peki şehirle aranız nasıl?
     Çok iyi... Çünkü bu şehri, bu semti (Etiler) ve evimi çok seviyorum. Zaten başka bir şehirde ya da evde yaşamayı da hiç düşünmedim. Ben aslında, dağ ve şehir hayatları arasındaki dengeyi kurmak gerektiğine inanıyorum. Sadece doğada, dağlarda geçireceğim bir hayat beni tatmin etmeyeceği gibi bütünüyle şehirde geçireceğim bir hayat da tatmin etmeyecek. Bence ikisini de uyumlu ve dengeli bir şekilde, mesela yılın yarısını doğada, başka ülkelerde, yarısını da evde geçirmek en doğrusu. Zaten yaptığım seyahatler sonucu birçok doküman ortaya çıkıyor; bunların derlenip kitap haline gelmesi, belgesele dönüşmesi falan da ancak şehirde yapabileceğim şeyler.
     
Dağlarda ya da başka ülkelerde yaptığınız keşifleri şehirde de yapıyor musunuz?
     Sanırım birçoğumuz gibi bu konuda ben de kötü bir örneğim. Çok özel bir şehirde yaşıyoruz ama tadını çıkaramıyoruz. Daha doğrusu tadını çıkarmayı bilmiyoruz. İstanbul’da birçok tarihi eser, kıymetini bilmemiz gereken birçok şey var ama nedense gerekli ilgiyi gösteremiyoruz.
     
Doğa sizi şehirden daha çok mu ilgilendiriyor?
     Pek öyle değil, tabii doğa beni çok ilgilendiriyor ama şehir de en az doğa kadar önemli. Hani insan yaşadığı yerin kıymetini bilmez ya, sanırım böyle bir şey. Hindistan’a gitsem mesela, her yerini gezerim. Yaşadığım şehirdeyse ne yazık ki öyle olmuyor. Söylediğim gibi ben bu konuda kötü bir örneğim.
     
Etiler’i çok sevdiğinizi söylediniz. Sevdiğiniz başka semtler var mı İstanbul’da?
     Evet, Etiler’i gerçekten çok seviyorum. Ama son dönemlerde birçok bar, gece kulubü açıldı ve trafik sıkışıklığı, gürültü gibi birçok problem çıktı ortaya. Ama bir yandan da insanların böyle bir talebi var. Etiler dışında Sultanahmet’i, Ortaköy’ü, Bebek’i, Arnavutköy’ü, Beyoğlu’nu ve İstanbul’daki bütün deniz kıyılarını severim. Bir şehirde deniz olması bence çok önemli. Mesela üniversite döneminde beş yıl kadar Ankara’da yaşadım. Ankara da kendine özgü bir yer ama İstanbul’la kıyaslanması mümkün değil. Çünkü İstanbul’da deniz, insanı rahatlatan, stresini alan bir unsur. Ben Boğaz Köprüsü’nden geçerken bile kendimi yenilenmiş hissediyorum.
     
Masanızdaki kalabalıktan bu dönemi şehirde geçireceğiniz anlaşılıyor. Yeni bir proje var mı?
     Evet, bu yıl Güney Kutbu’na gitmeyi tasarlıyorum ama görünen o ki, bu projeyi önümüzdeki yıla ertelemek zorunda kalacağım.
     
     "Nevizade Sokak’ın ortamı çok hoş"
     Arnavutköy’deki Eylül Bar, Çubuklu Hayal Kahvesi fırsat buldukça gittiğim yerler. Son zamanlarda eğer sevdiğim birinin konseri olursa Babylon’a da gidiyorum. Hem Balık Pazarı’nda dolaşmaktan hem de balık ve patlıcan mezeleri yemekten hoşlandığım için Beyoğlu’ndaki Nevizade Sokağı’ndaki meyhanelere de sıkça uğruyorum. Cumhuriyet, Demgâh, Neyle Meyle... Dostlarımla ise, Taksim’deki The Marmara Cafe’de, Bebek Kahve’de ya da Etiler’deki Harvard’da buluşuyorum. The Marmara’yı tercih etmemde hoş bir buluşma noktası olmasının dışında tiramisu sevmemin de büyük payı var tabii. Ayrıca Aşşk Kafe de, -benim gibi çok sık gezen Petek Hanım’ın işlettiği bir mekan oluşu nedeniyle- rahat ettiğim bir yer.
     
     "Kitap ve CD’lerimi Beyoğlu’ndan alıyorum"
     AKUT, Profilo İş Merkezi’nde olduğu için sinemaya da orada gidiyorum. Kitap, CD alışverişimi Beyoğlu’nda yapıyorum. Gittiğimde bütün kitapçıları dolaşmaya çalışıyorum ama Mephisto’ya, Pandora’ya ve Sahaf Simurg’a mutlaka uğruyorum.
     
     "Abdullah’ınayva tatlısı müthiş"
     Evde yemek yapmak adetim olmadığı için birçok lokantaya gidiyorum. Özellikle de geleneksel Türk yemekleri yapan lokantaları seviyorum. Hacı Abdullah Lokantası ve Hünkar bunların başında geliyor. Yemek seçmediğim için de kendimi şanslı hissediyorum, böylece her şeyden tatma fırsatım oluyor. Tatlılarla da aram iyi; künefe, kadayıf gibi birçok tatlıyı severim ama favorim Hacı Abdullah’ın ayva tatlısıdır. Etiler’deki King Fisher, Şiribom keyifle gittiğim yerler. Ayrıca, Suadiye’deki Il Padrino’nun somonlu makarnası, Ortaköydeki Çardak’ın somonlu krepi de vazgeçemediğim tatlar arasında.
     
     "Adidas’ın ayakkabılarını ve polarlarını seviyorum"
     Gündelik ihtiyaçlar için Ulus’taki Migros ve Levent’teki Bim’e gidiyorum. Etiler’deki Keçeli Fırın ve kurabiyeleri için de Mado sıklıkla uğradığım yerler. Giyim konusunda özel bir tercihim yok. Ama Tommy Hilfiger’ın çizgisini, Adidas’ın ayakkabılarını, polarlarını, Diesel’in de tişörtlerini beğeniyorum. Bunları da Akmerkez’den alıyorum. Akmerkez hem evime yakın hem de birçok şeyi bir arada görebiliyorsnuz. Seyahate çıkarken gerekli olan ekipmanı genelde yurtdışından alıyorum ama son zamanlarda Toros’ta ve Ankara’daki Linosport’da da birçok şey bulabiliyorum.
     



 PAZAR


DALLAS müze oldu
KİM NE OKUYOR?..
Karizmatik bir şehir
‘O düğün’ün ahçısı
Dört saatte altmış yıl yaşlandı
Haliç’te rakı keyfi
Türkbükü’ne yaz geldi
İtalyanlar’ın İstanbul çıkarması
Mevsimin son müzayedesi
Kanarya gibi şakrak ve sadık
Nâzım Hikmet anılıyor
Aspendos Opera ve Bale Festivali 8 yaşında
sanat REHBERİ
‘Fenerliler abarttı’
Ne gol var, ne de pozisyon
DVD / Selim BOY
Ailenizin şeysi ve onun şeysi
Piyanist kapıyı üç kere çalar
Nevşehir’de Kocabağ şarapları
Unutulmayacak bir armağan
Chelsea Çiçek Sergisi
Makedonya 2001
Tavuk
Acının, umutsuzluğun şiiri: "Kapan"
Rüzgar gibi geçmeyen...


 SAYFA BAŞI 





© 2001 Milliyet