08 Haziran 2001 Cuma


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Acının, umutsuzluğun şiiri: "Kapan"

     Vüs’at O. Bener, okuduğum ilk satırından bu yana beni hiç hayal kırıklığına uğratmamış bir yazardır. "Dost"un yayımlanışını hatırlıyorum. Abartılmamış hüzünlerle örülü sıcacık bir kitaptı. "Yaşamasız" da öyle. Sonra uzun süre soluğu çıkmadı Bener’in. Yazmadı. Ya da yayımlamadı. "Ihlamur Ağacı" oyunu dışında. Derken bir oyun daha: "İpin Ucu". Bunları yine yıllar sonra "Buzul Çağının Virüsü" romanı izledi. Neyse, on yıldır kendini çok özletmeden yeni yeni kitaplar çıkarıyor.
     Son kitabı "Kapan". Bir solukta okunacak (81 sayfa) 21 kısa öykü.
     Bir yaşamdan çizgiler. Alışılmış öykü çerçevesinin içinde yer almıyor belki. Ama hepsi düpedüz öykü. Nice yazar, ikişer üçer sayfalık bu "anlatı"ların her birinden sayfalar dolusu destanlar yaratırdı. Ama Bener, alıştığımız ekonomisi, seçiciliği, yalınlığı içinde... Laf ebeliği denen illete öylesine yabancı ki.
     Bu yüzden etkili, vurucu.
     ***
     Bütün öykülerde mutsuzluk, umutsuzluk akıp gidiyor. "Kölesi olmayı hiç istemediğim her türlü dayatmalara karşıyken nasıl oluyor da hep olumsuzluk mutsuzluğunu duyuyorum içimde." ... "Susayım en iyisi. Uyumaktan başka çarem yok. Uyandığımda o acılara katlanmayı sürdüreceğim yaşadıkça." ... "Aklı başında birinin yapacağı en akıllıca iş, anlamsızlığa sürüklenen kafayı uyuşturmak değil mi?" ...
     Kitaplarını Türkçe’ye çevirdiğim Edita Morris’e bir gün dili neden isteyerek bozduğunu sormuştum. "Vietnam’a Sevgiler" bir Japon’un, "Nasıl mısın, İyi misin" bir Jamaikalı’nın ağzından bozuk İngilizce’yle yazılmıştı. Edita, "Romanlarımda birtakım acı gerçekleri anlatmaya çalışıyorum," demişti. "Onları böyle doğal-komik bir biçimde aktarırsam o acıyı daha vurucu bir biçimde ortaya çıkardığıma inanıyorum."
     "Kapan"ı okurken bu geldi aklıma.
     Bener, kitaba adını veren öyküsünün bir yerinde "... duygu, acınası zavallı," diyor. "Yenilmeye layık! Deşmeyegör, altı korkunç yüzsüz."
     Oysa bütün öyküler duygu yüklü.
     Sözgelimi, babasıyla annesinin ölümlerini anlattığı "Ya Heru Ya Merru" ile "Uyumak". Bunları "acınası zavallı" kılmayan, Bener’in usatlığı. Ölümü değil, olağan, sıradan bir şeyi anlatıyor sanki. Trajediyi gündelik bir olaya dönüştürüyor. Bu da, Edita Morris’in bir başka biçimde başardığı gibi, acıyı yoğunlaştırıyor.
     Kitabı her sayfasında yüreğim burkularak okudum. Yukarıda hep "öykü" dedim ya, galiba değil. Şiir bunlar. Acının, mutsuzluğun, umutsuzluğun şiiri. n
     
BİR DAKİKA ARA
     Kırk altınla kırk sopa
     Ninemin en sevdiği, sık sık anlattığı öykülerden biriydi. Adam, padişahın huzuruna çıkmış. "Sultanım," demiş, "ben kırk dikiş iğnesini sıraya dizer, bir ipliği de tek fırlatışta hepsinin deliğinden geçiririm." Sonra hünerini göstermiş. Kırk dikiş iğnesini arka arkaya dizmiş, bir ipliği de tek fırlatışta hepsinin deliğinden geçirmiş. Padişah, "Kırk altın verin şu adama, kırk da sopa atın," buyurmuş. "Sultanım," demiş adam, "kırk altını anladım da kırk sopa niye?" Padişah, "Kırk altın elbette ustalığın için," demiş. "Kırk sopa da ömrünü böyle saçmasapan, yararsız bir işe harcadığın için."
     Bazı kitaplar bu öyküyü hatırlatıyor bana. İşte iki örnek:
     Kitabın adı "Kolorado Karıncaları" (The Ants of Colorado). 1963’te yayımlanmış. Yazarı Robert E. Gregg tam 16 yıl boyunca 15 bin mil yolculuk ederek, Kolorado eyaletinin sınırları içindeki 165 karınca türünü incelemiş. Sonunda 792 sayfalık dev bir kitap yayımlamış.
     David Adler’in kitabı, "Elvis Presley’in Yaşamı ve Mutfağı" (The Life and Cuisine of Elvis Presley). Yazar, Elvis’in bebekliğinden başlayarak yaşamı boyunca neler yediğini araştırmış, tek tek saymış. Dikiş iğnesi deliğinden iplik geçirme uzmanı kırk sopa yemiş ama hiç olmazsa kırk da altın almıştı. Sözünü ettiğimiz iki kitabın ise satış rekorları kırmadıkları, yazarlarına kırkar altın getirmedikleri biliniyor.
     



 PAZAR


DALLAS müze oldu
KİM NE OKUYOR?..
Karizmatik bir şehir
‘O düğün’ün ahçısı
Dört saatte altmış yıl yaşlandı
Haliç’te rakı keyfi
Türkbükü’ne yaz geldi
İtalyanlar’ın İstanbul çıkarması
Mevsimin son müzayedesi
Kanarya gibi şakrak ve sadık
Nâzım Hikmet anılıyor
Aspendos Opera ve Bale Festivali 8 yaşında
sanat REHBERİ
‘Fenerliler abarttı’
Ne gol var, ne de pozisyon
DVD / Selim BOY
Ailenizin şeysi ve onun şeysi
Piyanist kapıyı üç kere çalar
Nevşehir’de Kocabağ şarapları
Unutulmayacak bir armağan
Chelsea Çiçek Sergisi
Makedonya 2001
Tavuk
Acının, umutsuzluğun şiiri: "Kapan"
Rüzgar gibi geçmeyen...


 SAYFA BAŞI 





© 2001 Milliyet