ARAP ülkelerinden farklı olarak, İran'da baskı altında da olsa 'muhalif' bir basın var, seçimler var, temsili bir parlamento var.
Araplarda ise, despotik şeyhleri geçtik, "ilerici, laik, devrimci" rejimlerde de bunların kırıntısı yok! 'Laikçi' Tunus'ta da, Baasçı Suriye ve Irak'ta da, 'ılımlı' Mısır'da da yok.
Barry Rubin'in belirttiği gibi, Arap ülkelerindeki 'ilerici' rejimler, Arap sosyalizmi ve milliyetçiliği adına kurulmuş askeri 'Tek Parti' rejimleridir.
'Tek Parti' Baas, halka (siyasi katılıma) kapalı bir 'kabile' gibidir. Orduya sahiptir. Halk, Parti'nin yan kuruluşları olan örgütlerle sıkı denetim altına alınmıştır: Gençler, Kadınlar, Yazarlar, Çiftçiler Birlikleri gibi...
İdeolojisi de bu yapının yansımasıdır: "Vatanseverlik tekeline sahiptir, muhalefet vatan hainliği sayılır. 'Hürriyet'ten çok bahsedilir ama bununla kastedilen, bireysel haklar değil, dışa karşı 'bağımsızlık'tır..." (Modern Dictators, sf. 202 - 205)
* * * İRAN'DA ise rejimin halk ayaklanması ile kurulmuş bir teokrasi olması, ikili bir yapıya yol açmıştır: * Dini - siyasi totaliter yapı: En başta, 'üstün yetkiler'e sahip "Dini Rehber" denilen ruhani şef... Ona bağlı Mercii Taklid, Veyaleti Fakih, Meclisi Nigehban gibi tutucu ayetullahlardan oluşan üst kurumlar... Ordu, yargı... * Halkın seçtiği kurumlar: Seçilmiş cumhurbaşkanı, seçilmiş parlamento ve sorumlu hükümet! Rejimin içinde gittikçe güçlenen 'demokratik çekirdek' bu kurumlardır.
Dr. İhsan Dağı'nın belirttiği gibi, halk ayaklanmasıyla kurulan İran rejimi, dine dayanmakla yeterli meşruiyete sahip olamadığı için, bir de "sosyolojik" meşruiyete ihtiyaç duymuştur: "Devrimin dayandığı modern unsur olan kentli bir nüfus, görece yüksek bir kalkınmışlık düzeyi ve hepsinden önemlisi mobilize edilmiş kitlesel bir gücün varlığı" ve bu sosyolojik unsuru temsilen seçilmiş kurumların mevcudiyeti İran'ın farkıdır. (Ortadoğu'da İslam ve Siyaset, sf. 68 - 69)
* * * HATEMİ, Almanya'da felsefe okumuş reformist bir ayetullah olarak bu değişimin siyasi simgesidir... Bugün yine büyük bir seçim zaferi kazanacak.
Hatemi'nin zaferi, teokrasinin "toplumu uysallaştırma ve boyun eğdirme konusunda başarılı olmadığının göstergesidir." (Fawaz Gerges, America and Political Islam, sf. 135).
Evet, "ideolojik devlet" taş gibi yerinde dursa da, "sosyolojik unsur", toplum, değişmektedir: "Kentli nüfus, görece kalkınmışlık, hepsinden önemlisi (artık seçim kampanyalarında) mobilize olmuş kitleler" yirmi yıl önceki devrim dönemine göre daha gelişmiştir. İşte artık vitrinleri ve özel hayatlarını renklendirmekle kalmıyorlar, dünya ile ticaret yapmak istedikleri gibi, rejimin demokrasi çekirdeğinin de serpilip gelişmesini istiyorlar.
Resmi ideolojiler 'sosyoloji'lere sürekli hükmedemez!
İran iktisaden gelişecekse, çocuklarını okutacaksa, dünya ile ticaret yapacaksa, bu "sosyolojik" taban ve onun demokrasi talebi de gelişecektir... Din anlayışı da ona göre değişmektedir zaten. Yarın: İran'da 'Liberal İslam'