SAYIN Çetin Aşçıoğlu, saygın bir hukukçumuzdur. "Yargıtay Onursal Üyesi"dir. "Doğru ve Güvenli Yargılanma Hakkımız" diye güzel bir kitabı vardır.
Hukukla ilgili bazı yazılarım konusunda Sayın Aşçıoğlu eleştirileri içeren birkaç e - mektup (e mail) göndermişti.
Avrupa hukukundaki gelişmeler karşısında Türkiye'nin bir "hukukta sıkışma" sürecini yaşadığını belirten bir yazım üzerine gönderdiği son mektubunda şunları yazıyordu: "Artık bir gerçeği kabul etmek gerekir; hukukçu yetiştiremiyoruz. Sıkıntının temel nedeni bu. Geçenlerde Ankara Hukuk Fakültesi'nde Anayasa Mahkemesi kararlarında özel hukuk yorumu üzerine bir bilgi şöleni (sempozyum) yapıldı. Orada da aynı sorun kendiliğinden ortaya çıktı; yirmi birinci yüzyılda ne bilgi ne etik açıdan yeterli düzeyde olmayan yüksek yargıçlar ülkemin alın yazısı olmamalıdır. İyi hukukçu, bilgi ve kültürle donatılmış erdemli yargıçlar yetiştirmeden bu işler düzelmeyecektir." Bu satırlar bir feryattır!
* * * ELBETTE çok iyi hukukçularımız da var. Fakat bunlar kurumlara gereken kalite damgasını vurmaya yetmiyor.
Neden "hukukçu" yetiştiremiyoruz?
Sırf bütçe yetersizliğine bağlamak, eksik teşhis olur. Bu bir gelenek ve birikim meselesidir. Belki, Batı'da ve bizde geleneğin derinliği veya yufkalığına ilişkin mukayeseli tarih bu soruna ışık tutabilir.
Sebep ne olursa olsun... Diğer birçok yüksek kurumumuz gibi, yüksek yargı organlarımız da evrensel düzeyde, hatta AB adaylığı düzeyinde bir saygınlık ve bir referans olma özelliğinden uzaktır!
AİHM'de Türkiye'nin avukatlığını yapmış olan Prof. Gündüz Aslan bir sohbetimizde anlatmıştı: - Türkiye bütün yargı derecelerinden geçmiş bir konu önüne geldiğinde, AİHM hakimleri davaya 'Türkiye, olur böyle şeyler' diye bakıyorlar! Hem ülkemizin genel, hukukumuzun özgül imajıyla ilgili bir sorun... Çözümü de, Aşçıoğlu'nun deyişiyle "iyi hukukçu, bilgi ve kültürle donanmış erdemli yargıçlar"dır.
* * * EVET, bilhassa yüksek yargıda, hukukla ilgili disiplinler olarak felsefe, sosyoloji, siyaset bilimi, tarih gibi dallarda ciddi bir genel kültür şarttır.
Aksi halde mesela "kuvvetler ayrılığı, laiklik, devletçilik, özelleştirme, girişim hürriyeti, ifade ve eğitim hürriyeti, şüphe, ispat" gibi fevkalade önemli hukuki kavramlar konusunda yüzeysellik ortaya çıkar! 'Resmi' metinlerin kuru tekrarcılığından öteye gidilemez.
Amacım kişisel eleştiri olmadığı için, örnekler vermeyeceğim.
Fransa'da "siyasi yargı" olarak "Dreyfüs Davası"nın hukuki, siyasi, felsefi ve sosyolojik yönlerden yıllarca irdelenip tartışılması, yüzlerce ciddi eser verilmesi kuvvetler ayrılığı hukukunun gelişmesinde büyük rol oynamıştır. "Dreyfüs Davası" türünde bizim tarihimizde de, hatta daha vahim, "siyasi yargı" örnekleri pek çoktur ama bizim hukuk fakültelerimiz hala bunlara gözünü kapatıyor.
Gözümüzü kapatarak, hele de çağın dinamiklerine gözümüzü kapatarak nasıl çağı yakalayabiliriz?