Cathy Derviş Ankara’nın göbeğinde zindan hayatı yaşıyor. Evinin perdeleri yirmi dört saat kapalı. Pembeköşk Sitesi’nin güllü bahçesine çıkıp keyfini sürmeyi bırakın, camdan bile bakamıyor...
Ne zaman perdeyi aralasa, flaşlar patlıyor, kameralar çalışıyor. En az Cathy Hanım kadar gazeteciler de mağdur. Onlar da sabahtan akşama, güneş altında nöbetteler.
Gerçi Cathy Hanım ara sıra da olsa basını aldatmayı başarıyor. Alt kata iniyor gizlice, kapıcının da kullandığı bir kapıdan kaçıveriyor. (Aşağıdaki kazayı anlatabimek için bu bilgiyi vermek zorundaydım. Cathy Derviş beni affeder inşallah.)
İşte bu kaçamaklardan birinde çok komik bir olay yaşandı. Site sakinleri duyunca çok güldüler...
Cathy Hanım gizli çıkışın anahtarını istemek için kapıcının kapısını tıklattı. Cevap alamayınca daha da hızlı iki kere, üç kere vurdu kapıyı.
Derken kapı açıldı ve Cathy Derviş, peştemallı, yarı çıplak bir adamla burun buruna geldi. İkisi de donup kaldılar tabii... Derviş Hanım gördüğü manzaradan, komşusu da kendini bu kılıkta Cathy Derviş’in karşısında bulmaktan...
Mesele çabuk anlaşıldı. Cathy Hanım kapıcının dairesi diye, yanlışlıkla saunanın kapısını çalmıştı. Karşılıklı özür dilemelerden sonra, kapıcı bulundu da Cathy Hanım günlük olağan kaçamağını yapabildi...
Yayın yönetmenleri size bir çağrım var!
Sabah’ta bir haber vardı. "Gözaltı sürerse Derviş çifti yeni bir ev tutacak" diye. Catherine Hanım "Sürekli izleniyoruz" diye dertli. Kemal Bey "Nefes alamıyoruz" diye şikâyetçi.
Ben onları uzaktan seyrederken bunaldım. Bunun adı manevî işkence artık. Gazetelerin ve televizyonların genel yayın yönetmenlerine bir çağrım var:
Gelin, Dervişleri izlemekten vazgeçiverin! Talimat verin gazetecilere, izlenecek bir haber olmadıkça, bu kadıncağızı rahat bıraksınlar. Bu kararınızı da yüksek sesle duyurun... Diyeceksiniz ki "İyi de başka bir gazetede güzel bir resim çıkarsa, sende niye yok demezler mi?" Demezler. Eminim okurlarınız, anlamaktan öte takdir bile eder. Bir haber atlarsanız, çıkar dersiniz ki "Biz, bir aileyi huzursuz etmemek için sürekli izlememe kararı almıştık. Onun için bu haber bizde yok". Eğer böyle bir açıklamayı okurunuz takdir etmez zannediyorsanız, siz Türk insanını yanlış tanımışsınız.
Cumhuriyet’in derdi ne?
RTÜK Kanunu konusuna, gördünüz, hiç girmedim. Doğrusu ne olup bittiğini doğru dürüst izlemedim. Ama özellikle dinci gazetelerin karşı çıktığının farkındayım. Bir de dincilerle aynı cephede vuruşan... Cumhuriyet gazetesinin.
İşin ihale kısmını bir yana bırakın. Gazete ve televizyon sahipliği konusunda, şeffaflık istiyor muyuz, istemiyor muyuz? Eski kanun gazete patronlarının televizyon sahibi olmasını yasaklıyordu da, bu yasak işliyor muydu? Bu saydamlık en çok kimin işine yarar? Hadi dincileri anladım; Cumhuriyet buna niye karşı çıkıyor? Kanunun en azından medya sahipliğini şeffaflaştıran hükümlerine destek vermeleri gerekmez miydi?
Sahi, Cumhuriyet’in sahibi kim? Finansör olarak Demirel’in aile fotoğrafındaki bir işadamıyla, halen cezaevinde bulunan bir belediye başkanının adı geçiyor. Bundan mı utanıyorlar? Gizlemeye mi çalışıyorlar?
Vakit nakittir
Dünkü "estetikten sonra Tanrı’nın bile tanıyamadığı kadın" fıkram üzerine plastik cerrahi uzmanı bir dostum bir "karşı fıkra" gönderdi. Kısa ve öz...
İki arkadaş yıllar sonra buluşmuşlar, bir barda sohbet ediyorlar:
– Karın Necla ne güzel bir genç kızdı. Hâlâ eskisi kadar güzel mi?
– Evet, hâlâ güzel... ama güzellik giderek daha çok vaktini alıyor.