MGK konusunda Partiler Arası Uyum Komisyonu'ndaki görüşmelerden ilginç bir detay...
Uzlaşılan metinde, MGK kararları hakkında "öncelikle dikkate alınır" yerine "değerlendirilir" deniliyor. Sivil üye sayısını artırmak için, Başbakan yardımcıları ile Adalet Bakanı da MGK üyesi oluyor. - Maliye Bakanı da katılsın... Komisyon Başkanı Nejat Arseven buna karşı çıkıyor: - Devletin bütçesi, maliyesi güvenlik denetimi altındaymış gibi bir görüntü verir. Yapmayalım bunu... Arseven'in bu son derece isabetli itirazını bütün partiler haklı buluyor.
Fakat, Adalet Bakanı'nın katılması da "adaletin güvenlik denetimi altında olduğu" görüntüsünü vermez mi?!
Doğrusu, TÜSİAD'ın da önerdiği gibi, asker sayısını azaltmak, MGK Genel Sekreterliği'ni de sivilleştirmekti.
MGK'ya bugünkünden daha fazla sayıda hükümet fonksiyonlarını dahil etmek, demokratikleşme çabasının tersine bir düzenleme olur.
* * * 12 EYLÜL Anayasası'nı yapan askerler elbette son derece iyi niyetliydi. Partileri kapatıp "tencerenin dibini kirletmeyen" taptaze partiler kurduruyorlardı! Ama bu şekilde siyasi yelpazeyi parçalayıp Türkiye'yi istikrarsızlığa mahkum ediyorlardı!
MGK ve YÖK örneklerinde olduğu gibi, "seçilmişler"i olabildiğince dışlayıp, "atanmış kurumlar"ı olabildiğince güçlendiriyorlardı. Bu mantıkla, Anayasa Mahkemesi'nin üye sayısının azaltılıp parlamentonun üye seçme yetkisini kaldırıyorlardı.
Yargı denetimi de daraltılıyordu.
Böylece sosyolojik ve politik anlamdaki "merkez", olabildiğince güçlendiriliyor, "kenar"daki halkın, toplumun eğilimlerinden, ihtiyaçlarından etkilenmeyecek 'muhkem' bir devlet yapısı oluşturuluyor, hükümet ve parlamento zayıflatılıyordu.
Ama bu düzenlemeler istikrar değil, istikrarsızlıkla birlikte dış baskılara adeta davetiye çıkaran "imaj" ve "demokratikleşme" sorunlarına yol açacaktı!
* * * TÜRKİYE gelişmek için daha çok sanayileşmek, ticarileşmek, eğitimi geliştirmek, kentleşmek, dışa açılmak zorundadır. Bu süreç içeride bireyleşme ve liberalleşme taleplerini güçlendirdiği gibi, dünya ile daha çok ekonomik ilişki kurmamızı gerektiriyor.
Bu bakımdan, yeni anayasal perspektifimiz, eski Tek Parti ve Soğuk Harp dönemlerinin alışkanlıkları değil, bu yeni dinamikler olmalıdır.
Artık görmeliyiz ki, eski bakış açıları mesela özelleştirmeyi anayasal düzeyde zorlaştırmıştır... Soğuk Harp dönemi hükümleri, AİHM'de mahkumiyetler almamıza sebep olmaktadır... MGK'nın olağandışı güçlendirilmesi, bugünkü sorunlara yol açmış, 28 Şubat Türkiye'yi Batı'ya yaklaştırmamış, uzaklaştırmıştır... YÖK'ün oligarşik yapısı, bugünkü gerginlikleri yaratmıştır.
Demek ki, Anayasa konusunda geleceğe dönük bir vizyona sahip olmak gerekiyor. Tekrar gündeme gelen Anayasa değişiklikleri iyi tartışılmalı, mutlaka demokratik ve sivil bir doğrultu esas alınmalıdır.