Türk kamuoyu, Ankara’nın AGSK (Avrupa Güvenlik ve Savunma Kavramı) konusundaki ısrarlı itirazlarını, isteklerini ve NATO’da vetosunu kullanma tehdidini tam
olarak anlayabilmiş değil.
İşi basitleştirmek için AGSK’ya "Avrupa Ordusu" diyelim. Bu, Avrupa Birliğinin kendi üyeleriyle birlikte oluşturacağı 60 bin kişilik bir müdahale gücü. NATO, (daha doğrusu ABD) Avrupa’da bir krize (Balkanlardaki gibi) erken müdahalede bulunmak istemez ve AB kendi başına müdahale kararı alırsa, bu güç kullanılacak.
Avrupa Ordusu eğer bu müdahalesini, NATO olanaklarını (planlama, komuta kontrol, hava alanları ve casus uyduları) kullanarak gerçekleştirmek için isterse, Türkiye’nin de söz hakkı olacak.
Bu noktaya kadar önemli bir sorun yok. Sorun, asıl bundan sonra başlıyor.
Emekli Büyükelçi Yalım Eralp, Haber Türk portalındaki köşesinde değindi.
Eğer Avrupa Birliği, NATO olanaklarından yararlanmadan, kendi başına bir askeri harekata girişirse, ne olacak?
Türk Genelkurmay’ını asıl rahatsız eden varsayım işte bu nokta.
Genelkurmay Başkanlığı, Avrupa Ordusunun ilerde Kıbrıs veya Ege’ye müdahale olasılığından kaygılanıyor. Türkiye’nin bu iki alanda bir çatışmaya girmesi durumunda karşısına AB Ordusunun çıkmasını istemiyor. Yunanistan’ı korumak için girişebileceği bir askeri müdahaleden kaygılanıyor ve bugünden bu tip olasılıkları önlemeye çalışıyor.
Bunun için de iki ayrı senaryoyu düşünüyor:
1. AB, kendi başına dahi olsa Avrupa’daki bir askeri harekatı Washington’dan yeşil ışık almadan yapması imkansız. ABD’nin onaylayıp destek vereceği bir harekatın
önünde de kimse duramaz. Böyle bir olasılıkta Ankara’nın da yapabileceği fazla birşey yok.
2. Türkiye’nin üstünde durduğu senaryo, AB’nin ilerde ABD’ye de danışmadan, Kıbrıs veya Ege’ye yönelik bir askeri operasyona girişmesi. İşte bu olasılığı şimdiden önleyebilmek için uğraşıyor. Yani, AB’nin tamamen kendi olanakları ile ve NATO çerçevesi dışında bir askeri harekatında söz sahibi olmak veya gerektiğinde bunu önleyebilecek bir mekanizmada yer almak için bastırıyor.
Bunu elde edebilmenin güçlüğünü anlatmaya herhalde gerek yok. AB, "tam üyeleri dışında kalan hiçbir ülkeye söz hakkı vermem" diyerek, reddediyor.
O zaman da Türkiye, Avrupa Ordusunun NATO ile tüm ilişkisini vetolama tehdidinde bulunuyor.
Türkiye devre dışı bırakılabilir
ABD’nin istemediği de bu.
Türkiye’nin vetosu karşısında, AB ordusunun tamamen NATO dışı hareket etmesi ve Washington’un AB askeri faaliyetleri üzerindeki kontrolünü kaybetmesi.
Yalım Eralp de buna dikkat çekip 1974’teki Portekiz örneğini gösteriyor. Portekiz’de komünistler hükümete girince, NATO kendi içinde resmi toplantıların dışında paralel bir grup oluşturmuş ve Portekizlilerin bulunmadığı forumda işleri yürütmüştü.
Eğer bir çözüm bulunamazsa, Türkiye’yi dışlayan aynı tip bir senaryo uygulamaya sokulabilir. Yani, Amerika ile AB ikili anlaşma imzalayarak, AB’nin kendi başına sürdüreceği operasyonlarda ABD olanaklarını kullandırabilir. Zaten NATO dediğiniz nedir? ABD’nin istihbarat uyduları, haberleşme ve planlama kolaylıklarıdır.
Böylece, Türkiye devre dışı bırakılıp, sorunu çözme yoluna gidebilirler. En kötü çözüm de bu olur.
Acaba Ankara, elindeki kartları, gerçek değerlerinden daha fazlaya mı kullanıyor?
Acaba Ankara yanlış hesap mı yapıyor?
Bu soruları kendi kendimize sorma vakti geldi galiba...