Çabuk çabuk yaşamak diye bir şey var mıdır? Hemen bitiversin diye. Sanki bu berbat olandan zaten umut kesilmiş de daha iyi olan bir başka hayata varmak için telaş eder gibi.
Keşke öyle bir şey olsa zaman; saklanıp biriktirilebilen. İsteğe göre servise hazırlanıp "boş vakitlerde" harcanabilen! Oysa düşünmeyip sonra düşünülecek, yaşanmayıp sonra yaşanacak, anlaşılmayıp sonra anlaşılacak şey değil zaman. Peki nasıl olur da bir ülke bu konuda topyekun yanılır? Aşkından siyasetine her şey, nasıl olur da "çabuk çabuk yaşanır"?
Çabuk çabuk yapılıverdiği için her şey, buralarda hep "derme çatma" olan, idare edilen bir hayattan söz edilir. Çatladıkça yalap şap sıvanan, çökünce altında kalınan, altta kalanların üzerine beton gibi bir sessizlik dökülüp, hep kalan sağlarla devam edilen... Aşkından siyasetine yani; külliyen...
Tuhaf değil mi? Hepimiz burada öğreniyoruz hayatı. Bu çatlaklar sıvanırken, altta kalanların üzerine beton dökülürken, siz ağır yaralı yatar haldeyken, kalan sağlarla çiğ bir neşe ile derme çatma yeni temeller atılırken. Tuhaf değil mi? Burada öğrendiğimiz için bu zannediyoruz hayatı. Gürültünün tam göbeğinde dururken üzerinizden tırmalayarak geçen.
Böylesinin "kıyısında" durmak en iyisi o yüzden. Zira, yaşamayı tek başına ve kendinden öğrenebilir insan. Ama niyet cümle kurmak ise, o ancak kıyıdan, kıyısından.
"Büyük adamlar, küçük adamların uzaktan görünüşüdür" diyecek oldunuz diyelim ki. İşte bu ve benzeri cümleler ancak kıyıdan.
"Büyük adamlar" hakkında "ileri geri" konuşmaya, komik komik konuşmaya, onları heykellerinden inmiş halleriyle tarif etmeye ancak "kıyıda" olan niyet edebilir. Heykellere bakmaktan boyunları kasılmış, hayranlıkla açık kalmış ağızları konuşmayı unutmuş, gözleri çelik ışıltısından kamaşmış olanları ancak kıyıdaki anlatabilir...
Kıyıdaki, yani yerleşmeye değil, sözünü söylemeye gelmiş olan.
Kıyıdan...
Sesinin duyulacağı kadar yakından. Baktı ki, kıymeti yok, gittiğinde durdurulamayacak kadar uzaktan.
Aşk da eksik, devrim de!
"Gençler (...) ‘devrimci’ bir eğitimden geçiyor. Bu, gençliğin devrimi bir deneyim olarak değil, bir söylem olarak tanıması anlamına geliyor. (...) Gençliğin devrimci enerjisini tıpkı bir pilin içerdiği elektrik gücü gibi saklamak istiyorlar."
Dünya tarihinin en kıymetli ama kadri pek bilinmemiş adamlarından Walter Benjamin’in "Moskova Günlüğü" çıktı. Metis Yayınlarından. Çevirmeni Cemal Ener. Zalim bir aktristin, Asja Lacis’in peşinden gittiği "devrimin başkentini" 1925’teki haliyle anlatıyor Benjamin. "Bir kadının bir öpücüğü için nasıl sürünülür"ü ve "Bir sistem neden çöker"i aynı anda görmek için okuyun. Zira aşk da eksikmiş meğer, devrim de!