30 Haziran 2001 Cumartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  SERİ İLAN  
 
 




"Bakan olduğum söylendiğinde elimdeki romanı okumayı sürdürdüm"
‘Belki de bir marjinalim’

Bankacı, romancı ve politikacı. Devlet Bakanı Yılmaz Karakoyunlu, Türk politikasına estetik getiriyor. "Tütün yasasını tetkik ederken, ‘Karmen’i de tetkik ettim. Çünkü yulafın operası olmaz ama tütünün olur" diyor ve ekliyor: "Biraz farklı olduğum kesin."

     Ahmet Tulgar

     ANAP İstanbul milletvekili Yılmaz Karakoyunlu, kabinenin en taze bakanlarından. Özelleştirmeden ve TRT’den sorumlu Devlet Bakanı. Ancak apar topar onunla görüşmeye gidişimin nedeni, onun yeni görevi, hükümetteki yeni işlevi değildi. Hatta bununla pek ilgilenmiyorum bile.
     Beni asıl ilgilendiren onun Türkiye politika pratiğine getirdiği rafine üslup, kürsülerinden Türkçe’nin belinin kırıldığı bir politik ortama katmaya çalıştığı lezzetti.
     Bir de tabii aşktan, edebiyattan bahsetmesi.
     Ve nihayet eğitimini aldığı mesleği bankacılık, politika ve edebiyatı, daha da ötesi besteciliği nasıl birbirine eklemleyebildiğiydi.
     
Edebiyatla da, siyasetle de erken yaşta tanışmışsınız. Peki, bankacılık nereden çıktı?
     Bankacılık veya daha geniş bir yönüyle finansman, benim tahsilimi yaptığım ve ekmek kazanmak istediğim bir alan. Ve siyasette emekli olduktan sonra Türkiye’ye belli bir bilgi birikimimi aktarabilmek için belki de kullanabileceğim en etkin ve en geniş kapsamlı zemin. Ancak ben finansman mesleğini yerine getirirken hiçbir zaman edebiyattan uzak durmadım. Hiçbir zaman siyasetten de uzak durmadım. Babamın siyasetle çok eski yıllardan beri ilgili olması, 46’lı yıllardan bahsediyorum, Demokrat Parti’li olması nedeniyle jeneriğin üstü siyasetçiler ya babamın yazıhanesinde ya evimizde toplanırlardı. Ben sokakta çıkıp futbol oynamadım, çelik çomak oynamadım. Onlara çay tuttum, sigara küllüklerini temizledim ve onları büyük bir özenle, dikkatle dinledim. Babam bana o zamanlar, "Oğlum bunları çok özenli, dikkatli dinle, bunlar güzel, önemli şeyler, üniversite tahsilli biri kadar bilgi ve deneyim sahibi olursun" derdi. Dediği doğruydu.
     
Koskoca Başbakanlık binasında çalışıyorsunuz. Kafka da kitaplarını bir devlet dairesinin loş ofislerinde yazmış.
     Ama ben bütün edebi çalışmalarımı yaparken parlamenterlik görevlerimi aksatmamaya özen gösteriyorum.
     
     Hüzzam beste yapıyorum
Siz hep kültürel derinlikten bahseden ve Türkiye’de kültürel yozlaşmaya işaret eden bir parlamenter oldunuz. Ama ANAP iktidarı ağırlıklı olarak sizin yozlaşma dediğiniz kültüre zemin hazırladı. Turgut Özal’ın ölümünün ardından onu televizyonda anlatanlar şarkıcılar, terziler filandı.
     Bu, o insanları oraya davet edenlerin sorunu. Bir insanı sadece ekonomisiyle, hukukuyla anlatamazsınız. Tabii ki bunlar çok önemli unsurlardır ama hayat sadece bunlardan ibaret değil. Ben de Bakanlar Kurulu’nun bir üyesiyim ama eve gittiğim zaman kanunumu kucağıma alıyorum, ben de kendime göre kanun taksimleri yapıyorum. Elime bir güfte geçiyor, onu çok güzel hüzzam makamında besteliyorum. Romanlar yazıyorum. Ben artık o zaman o Meclis’teki Yılmaz Karakoyunlu değilim. Başka bir Yılmaz Karakoyunlu’yum.
     
Peki, hangi Yılmaz Karakoyunlu daha mutlu?
     İkisi birbirinin karşısındaki insanlar değil ki.
     
Kültürel faaliyetlere zaman bulabilmeniz çok iyi.
     Sizi temin ederim, Ankara’da, İstanbul’da şu ana kadar sahnelenen devletin veya özelin, hatta zaman zaman amatör toplulukların oyunlarının hiçbirini kaçırmam. Bana bilet temin edilmesinden de hoşlanmam. Çoğu zaman sessizce gider, oyunu seyreder, sanatçıyı ayakta alkışlar, geldiğim sessizlik içerisinde geçer giderim. Tiyatro sanatına büyük saygı duyarım. Çünkü kendim sahneye çıktım, oynadım.
     
İktidarın tam orta yerinde olmanıza rağmen aslında siz de bir anlamda azınlık mensubusunuz, değil mi?
     Hayır, ben kendimi öyle görmüyorum.
     
Marjinal?
     Ha, belki. Azınlık değil de farklı görüyorum. Hâlâ, samimi söylüyorum bunu, gece üçe, dörde kadar çalışırım. Gece yüz sayfa okumadan yatağa girmem. Bakan olduğumu söyledikleri zaman "Ruj Lekesi" adlı romanın yetmiş, seksen sayfası kalmıştı, oturdum, onu okudum. Ama ertesi gece tütün kanununu Bakanlar Kurulu’nda anlatmam lazımdı, sabaha kadar tütün kanununu tetkik ettim. Internet’te sabaha kadar bütün dünya sayfalarını gezerek tütünle ilgili hem estetik hem pratik hem de ahlaki değerleri dahil olmak üzere tütün kanununu inceledim. Pancarın romanı yoktur, çavdarın şiiri yoktur, yulafın operası yoktur. Ama tütünün romanı, tütünün şiiri, tütünün operası olmuştur, "Karmen". Reji askerleriyle savaşan kaçakçılarından tutunuz, baldırının üzerinde puro saran o güzel İspanyol kızının erotik davranışlarına kadar. Oraya kadar inceledim. Çünkü kürsüye çıktığım anda sadece hukuk sistematiğinin tanzim ettiği maddeler içerisinde karşı tarafı gerekçesiz iknaya yönelmedim.
     
     Zuhal Olcay’a hayranım
Azınlıklara zulmü anlatan romanlar yazıyorsunuz, siyaset pratiğine farklı yaklaşıyorsunuz, tütün örneğinde olduğu gibi emeğin estetiğini inceliyorsunuz. Nasıl oldu da sola kaymadınız?
     İşin ilginç tarafını size söylesem belki inanmayacaksınız. Bugün parlamentoda herkes beni soldan sağa dönmüş bir adam gibi tanır. Halbuki ben çocukluğumdan beri liberaldim. Hala da çok iddialı bir liberalim. Hukukta liberalizm, ekonomide liberalizm, sosyal hayatta liberalizm. Ben fevkalade toleranslı bir adamım, ben aynı zamanda çok vatansever bir adamım. Bu ülkenin adının geçtiği yerde göğsüm heyecan içindedir, gözüm yaşarır. Yurtdışından gelirken ben iki kilometreden sınır bayrağını gördüğüm zaman anasını babasını kaybetmiş bir çocuk gibi gözlerim yaşarır. Ben bu vatan için her şeyi yaparım, her şeyimi veririm. Ama bu ayrı bir şey. Sol ekolün yanlış bir şey olduğunu iddia ediyor veya düşünüyor değilim. Onun da kendine göre doğruları bulunuyor. Ama ben sol sistematikte değil, sağ sistematikte daha başarılı olunacağına inanıyorum.
     
Bayrak, vatanseverlik meselesine takıldım. Son aylarda, bu ekonomik krizden beri yapılanlar, Türkiye’ye dikte edilenler ulusal onurumuzu biraz zedelemiyor mu sizce? Benimki zedeleniyor.
     Aynı şekilde. Toplumda çok insanda sizin söylediğiniz duyguların yerleştiğini görüyorum. Bunlar zedelendi bir miktar.
     
"Salkım Hanım’ın Taneleri" kitabınız filme çekildiğinde hep Hülya Avşar’ın oyunculuktaki başarısından söz ettiniz. Aynı filmde oynayan Zuhal Olcay’ı nasıl buluyorsunuz?
     Çünkü herkes bana Hülya Avşar’ı soruyor, ben de onu söylüyordum. Zuhal Hanım benim hayran olduğum bir hanım oyuncudur.
     
Eğer kadının dahil olduğu sistem erkek egemen bir sistemse, mesela günümüz siyasi partileri gibi, o zaman kadınlar bu özelliklerini kullanmak yerine, erkek gibi davranmaya başlıyorlar. Bir ara Tansu Çiller kürsüyü erkeklerden sert yumruklardı.
     Tansu Hanım’la ilgili örnekte ne kadar tarafsız olarak tartışma yaparsam yapayım bunun bir spekülatif değeri olacağı ve bir polemik anlayışında yorumlanacağını biliyorum. Dolayısıyla bu örneği tartışmak bana yakışık almaz. Ama genelde bir tarif icap ederse erkeklerin egemen olduğu bir dünyada kadının kendini kabul ettirmesi ağır bir mücadelenin sonunda olur. Ve mücadelenin sonunda geldiği yeri koruması için artık o eski, yerli yersiz direnişleriyle bir erkeklik ispatlayan kadroya karşı sert tavırlar takınması da normal karşılanması gereken şeylerdir.
     
Bakan olduktan sonra da öğle uykularınızı sürdürüyor musunuz?
     Her zaman için öyledir. Çünkü ben gece üçte yatıp altıda kalkıyorum. Gündelik hayatım dört saat uykuya dayanır. Öğlenleri bir saat uyuyorum. Bu bana üç saatlik gece uykusuna eşdeğer direnç kazandırır.
     Öğle uykunuzu feda edip zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.
     Ben teşekkür ediyorum.
     
‘Güzel kadından hoşlanırım’
     "Kızım, oğlum, gelinim, eşim ve ben Şükrü Sina Gürel’i alkışladık. Hiçbir kaçamak yapmaksızın, ‘O adam benim’ dedi."
Adnan Menderes’in aşklarını yazıyormuşsunuz... Politikacılar biraz cinsiyetsiz algılanıyor.
     Politikacı da insan. O da kadını sevecek. Kadınsa erkeği sevecek. Onunla sevişmek isteyecek. Doğanın insana verdiği bütün nimetlerden herkesin istifa etmesinin özgürlük olduğu yerde politikacı için suç olarak tarif edilmesi ne kadar yanlış.
     
Ama şimdi Şükrü Sina Gürel gibi kahramanlar çıkmaya başladı.
     Çok saygıdeğer bir şey yaptı. Sayın Bakan’ı fevkalade saygıdeğer buluyorum. Ailem o olayı, Sayın Bakan’ı, hiçbir kaçamak yapmaksızın "O adam benim" dediği an, dört kişilik ailem, yetişkin kızım, oğlum, gelinim ve eşim hepsi saygıdeğer buldu, alkışladı. Eğer bir kadını seviyor ve o kadınla birlikte olmak istiyorsanız, sıfatlarınızın gerektirdiği birtakım tahditler olabilir, o terbiyeyi hiçbir zaman bozmadı. Toplum bu durumu aşağılamaya çalışanlara karşı da çok sessiz bir kalkan görevi gördü. Türk toplumu sevgi toplumudur, aşk toplumudur.
     
İktidardaki kadınlarla ilgilisiniz, hatta "Kadınlar Enderunu" isimli bir kitapta tarih boyunca iktidara gelmiş kadınları anlattınız. ANAP’ı maço bulmuyor musunuz?
     Şunu anlatmak zorundayım: Güzel kadından hoşlanırım. Güzel kadının mesleği, bilgisi, tecrübesi o güzelliği zenginleştiren unsurlardır. Ben bütün bu unsurlara karşı saygı duyarım. Ve o yeteneklerle donatılmış birisinin, bir hanımın o yeteneklerini ortaya çıkarmasında müthiş destekçi olurum. Dolayısıyla kadınların Türk siyasetinde, Türk edebiyatında, Türkiye’nin eğitiminde, sağlığında ve diğer yönetim alanlarında en üst düzeye gelecek mükemmelliklerle donatıldığına yürekten inanıyorum. Ve göreceksiniz, gelecek 20 yıl içerisinde çok önemli değişiklikler olacak ve bugün sadece erkeklere ait, "onlara münhasırdır" dediğimiz birtakım meseleler kadınların eline geçecek. Kadınları asla ama asla ihmal etmeyelim. Kadınlar müthiş yeteneklerdir, müthiş değerlerdir. Erkekler gizli gizli kıskanırlar. Erkekler kadınların sahip olduğu o üstün yeteneklerden zaman zaman da korkarlar. Dikkat edin, kadının şahsiyet gösterdiği yerde, erkek teslimiyet gösterir.
     
Virgül için önerge veriyorlar
Siz yazılı dil kadar konuşma dilini de çok zengin, özenli kullanıyorsunuz. TBMM’deki konuşmaları Türkçe açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
     Ben bir kelime seçip de o kelimeye bir mana yüklediğim zaman o manada bulunması gerekli unsurların tamamı içindedir ama bulunmaması gereken unsurların da hiçbirisi içine girmez. Ben bu özenle hazırlarım konuşmalarımı. Ben mesela metni okuyarak konuşma yapamam. Bazı parlamenterler konuşmalarını yazıyorlar ve kürsüde okuyorlar. Ben konuşma yaparken kağıda bakmak yerine konuştuğum kişilerin gözlerinin içine bakarım. Ben jestler, mimiklerle değil kelimelerle ok atarım, ben cümlelerimle yayı gererim. Size bir şey söyleyeyim kullanıp kullanmamakta serbestsiniz: Bir ülkenin anayasası o ülkenin edebiyatının şahaseridir. Ama ben şimdi bugünkü anayasaya bakıyorum, fevkalade dil yanlışları buluyorum. Bu yüzden bazen Meclis’te 6. maddenin 3. fıkrasında maliye kelimesinden sonra virgül konulması için önergeler okunur.
     



 PAZAR


Ferhangi birkaç anı
‘Belki de bir marjinalim’
Modada ‘kırmızı değirmen’ rüzgarı
‘Gidersem anılarımı yitiririm’
‘Havada uçmaktan bile daha heyecanlı’
Herkes kendi setinde
Singapur-Türkiye hayır işi hattı
24 saat açık sergi...
Eski çizgiler yeni dergilerde
Suuuuuuuuuuu!!!
Pembe şarap mevsimi geldi
Artık mutfaktalar
Manastre’da uluslararası parti
Sanat REHBERİ
‘Reha güçlü bir erkek’
DVD / Selim BOY
"Varlığım Hülya’nın varlığına armağan olsun"
12 Eylül’ün minik piyanisti!
Göcek’de Swissotel’in "Verandah" lokantası
"Emilie Poulain’in Harikulade Kaderi"
Karanlık zevkler
Türk olmak zor zenaat
Doğmak üzere olan bir bebeğe ithafen...
Seçme özgürlüğü
Bir Amerikan devi...


 SAYFA BAŞI 





© 2001 Milliyet