
|


"Varlığım Hülya’nın varlığına armağan olsun"
Hülya Avşar’ın yaptırdığı ilkokuldaki çocuklar niye Ciguli taklidini daha kusursuz yapmak için canhıraş yarışıp, Serdar Ortaç "marşlarıyla" bedenlerini bir örnek oynatmaya çalışıyorlar? Nedir bu? Yeni totalitarizmi mi?
Eski hikaye şöyleydi:
Günün gerektirdiği "mecburi kollektif duyguya" bağlı olarak, "yüksek adaptasyonlu çocuklar kıtası" şeklinde davranırdık. 10 Kasım’lar için ciğerlerini en iyi paralayan, içli sesli çocuklar seçilir, fazla neşeli çocuklar 23 Nisan’a saklanırdı. Aslında her iki günde de yapılanlar, çocukların çektiği eziyet bakımından çok farklı değildi. Birinde üzüntülü, diğerinde neşeli olmanız beklenen günlerin her ikisinde de, olay yerinin çapına göre mahalli büyükler çıkıp ne kadar sevinmemiz veya üzülmemiz gerektiğinin altını çizer, hizanın korunmasından mesul öğretmenler her iki günde de genel duyguya aykırı davranan çocukları "anormal şeyler" olarak teşhis edip, daha sonra hesaplaşmak üzere tehdit ederlerdi. Bize "armağan" edilen 23 Nisan’ı her sene "şen çocuklar kalabalığını" görmek isteyen büyüklere armağan ederdik. İyi ve kötü günde ezberlenen şiirlerin aynı kötülük ve aynı lüzumsuz uzunlukta olduğunu anlayamadan tezgahtan geçip gittik. Gitgide birbirimize karışacak kadar aynılaştığımızda, "eğitim" başarıyla tamamlanmış olurdu. Kimimiz bizi aptallaştırmaya
çalışan o günlerle meselesini kendi içinde halletmeye çalıştı, kimimiz ise (diyelim ki Cem Yılmaz gibi) konuşarak, güldürerek açıkça intikamını aldı o günlerin.
Ama sanki, öyle ya da böyle bağışıklık kazanılan, insan ruhunu aptallaştıran bu tip dış etkenlere karşı koruyan bir zar oluşmuştu çocukların kafasında. Ama şimdi onları bekleyen yeni bir totalitarizm var ortada.
Henüz bağışık olmadıkları...
Yarım avratlar Hülya Avşar, babası için yaptırdığı ilk öğretim okulunu ziyaret ediyor. Çocuklar, çocuklara has o tuhaf beğenilmeyi dilenen "numaralarını sergileme" refleksiyle gösteriler yapmaya başlıyorlar. Bu sefer hamaset destanları okunmuyor, hizası bozulmayan yürüyüşler yapılmıyor, militarist bir havada okunan "Antölar içilmiyor. Beterin beteri varmış meğer: Çocuklardan biri öne fırlayıp Ciguli taklidi yapıyor. Kameranın açısından pek seçilemiyor, ama galiba bu konuda öğretmenin de bir teşviki oluyor o sırada. Kızlar ise "şipşirin" kıyafetleriyle sınıfın içinde bir pop şarkısıyla minyatür bir Tolga Han Dans topluluğu olarak dans ediyorlar. Seren Serengil veya Seda Sayan ablalarını andıran hareketler yapmaya çalışıyorlar. Anadolu’da "yarım avrat" diye tabir edilen bir halleri var. Velhasıl hepsi magazin dünyasının miti Hülya Avşar’a, yani yeni onay merciine kendisini beğendirmeye çalışıyor. Bundan yirmi yıl önce valilere, Milli Eğitim Bakanlığı müdürlerine "ürün" olarak sunulan çocuklar şimdi, popüler kültürün kraliçesine sunuluyor: Beğendiğiniz gibi! (Ya da "Sahibinin Sesi" mi denmeli?)
Yeni marşlar yine marşlar Yani bu sefer de "körpe" beyinlerin tepesine, vasatın beğenisi merkez alınarak oluşturulan pop kültürü biniyor. Elbette "yüksek adaptasyon uzmanı" olan Türk çocuğu bu yeni duruma da derhal uyum gösteriyor ve kendinden bekleneni mükemmelen yerine getiriyor.
Ölümü kutsayan marşların ezberinden, "Burcunu söyle / Yay mısın oğlak mısın?" gibi şarkıların top yekûn terennümüne geçiliyor. Söyleyenleri aynılaştırmaya kast ettiği sürece ölümü kutsayan marşlardan bir farkı var mı? Marşlar eşliğinde yapılan asker adımları mı kötüdür yoksa Seren Serengil hareketleri mi?
Televizyonda Galatasaray takımının "alt yapı" sınavı haberi var. Babalar, oğullarının "popçu" değil, "topçu" olması için sınava getirmiş. Yani küçük insanların yarısı popçu, yarısı topçu olmak üzere aynılaştırılarak, yoğrularak, "yapı malzemesi"ne dönüştürülüyor. Analar durmadan "öğütülecek harç" doğurduğu için, yapı paydos demiyor!
PAZAR


Ferhangi birkaç anı
‘Belki de bir marjinalim’
Modada ‘kırmızı değirmen’ rüzgarı
‘Gidersem anılarımı yitiririm’
‘Havada uçmaktan bile daha heyecanlı’
Herkes kendi setinde
Singapur-Türkiye hayır işi hattı
24 saat açık sergi...
Eski çizgiler yeni dergilerde
Suuuuuuuuuuu!!!
Pembe şarap mevsimi geldi
Artık mutfaktalar
Manastre’da uluslararası parti
Sanat REHBERİ
‘Reha güçlü bir erkek’
DVD / Selim BOY
"Varlığım Hülya’nın varlığına armağan olsun"
12 Eylül’ün minik piyanisti!
Göcek’de Swissotel’in "Verandah" lokantası
"Emilie Poulain’in Harikulade Kaderi"
Karanlık zevkler
Türk olmak zor zenaat
Doğmak üzere olan bir bebeğe ithafen...
Seçme özgürlüğü
Bir Amerikan devi...
SAYFA BAŞI

|
|

|