
|


Karanlık zevkler
Tatlı günah çikolata yine gündemde... Paskalya ile olan bütün ilintisine rağmen çikolata dünyevi ve nefis bir günahkar...
LONDRA
Joanne Harris’in kitabından derlenen "Chocolate"ın vizyona girmesi ile çoğumuzun aklından hiç çıkmayan "tatlı günah" çikolata yine gündemde. Filmi görmemiş olanlara ufak bir hatırlatma: Oscar ödüllü Juliette Binoche, mistral rüzgarlarının kasıp kavurduğu bir kış günü kızı ile beraber tutucu bir Fransız kasabasına yerleşmeye gelen genç bir çikolata yapımcısı. Kilisenin insanlar üzerindeki kesin etkisiyle odaklaşan dini tutuculuk ve çikolatayla sembolize edilen yaşama sevincinin çarpışması olarak düşünebileceğiniz bir film.
Kilise-çikolata çatışmasının sonuçlarına varmamasını temenni ederek Londra dışında Middlesex’te "Syon Park House"da açılan "Çikolatanın Isıması" adlı sergiden bahsetmek istiyorum. Tarihçi Peter Brears’ın düzenlediği sergi, İngiltere’de çikolata ile ilgili damak zevkinin nasıl geliştiğini anlatıyor. Bunun için kırsaldaki bir İngiliz evini mekan olarak almış.
Niçin kırsal yörede bir ev? Çünkü uzun bir süre ancak hali vakti yerinde üst orta sınıfın bu pahalı zevki tattığı biliniyor. İngilizler’in İspanyollar’dan yeni kaptığı koloni Jamaika’dan ilk olarak 1670’lerde getirdikleri çekirdek kakao kısa bir süre içinde Londra’nın kibar salonlarında boy göstermeye başlar. Kahve gibi küçük fincanlardan içilmektedir. Bu salonlar bir süre sonra tartışma ve ayrılıkçı eylemlere yönelik toplanma merkezleri haline geldiğinden II. Charles (1630-1685) bu "çikolata evleri"ni tehlikeli bulur ve kapatır. Sonra tekrar açılırlar ve zamanla centilmen kulüpleri haline gelirler.
Sergide Brears o zamanın tariflerine göre içecekler, şekerlemeler ve tatlılar yapıyor. Kendisine, yine devrin şarkı ve danslarından örnekler sunan, "Baraque’n’rollödan Dawn Puurkiss yardım ediyor. Gösteride grubun sunduğu numaralardan birinin adı "Çikolata ile Ölüm". O devirde çikolata yemenin çok masum bir zevk olmadığını anlatıyor. Tehlike fazla yiyip hazımsızlıktan mustarip olmaktan ibaret değil. Acı tadını gizlemek için siyanür gibi zehirler genellikle çikolatalı içkiler içine gizlenirmiş. Bu yolla zehirlenenlerin içinde en ünlüsü 1774’te öldürülen Papa XV. Clement.
Şehirde yaşayan elit tabakanın arasındaki şöhretine rağmen yeni dünyadan gelen domates ve biber gibi yiyeceklerle yarışamaz kakao. Nedeni hala Aztek saraylarında İmparator Montezuma’ya sunulduğu biçimde (su ve kakaonun karıştırılması ile yapılan ve bazen acı biberle lezzetlendirilen şekersiz bir içecek) yapılması. Ancak bir asır sonra İspanyollar şekerle tatlandırarak servis yapmayı akıl eder. Ve bir anda İspanya, İtalya, Fransa ve İngiltere’de yaygın bir içecek haline gelir. Yine de yalnızca bir içecektir. Ancak 19. yüzyılda imalatçılar ezilen çekirdekten elde edilen mayiden yağı ayırarak kuru kakao maddesini elde etmeyi başarır. Böylece çikolata ile yapılan ilk tatlılar ortaya çıkar. Bunlar şekerle karıştırılarak köpürtülen "mousse"ler, muhallebilerdir. Yiyecek konusunda her zaman olduğu gibi yine ilk olarak Fransızlar çikolatanın tatlıdaki potansiyelini görür ve şeri, port gibi içkilerle karıştırarak yeni içecekler, bisküviler, kekler, merengler ve dondurmalar üretirler.
Fransızlar damak zevki düşkünlüğünü güzel sanat boyutuna yüceltirken İnglizler tam tersine, çikolatada dünyevi zevkleri kontrol altına alıp sağlıklı ve din yolunda yaşamayı sevdirecek bir potansiyel keşfederler. Metodist ve Kuveyker mezheplerine mensup Cadbury’s, Frys ve Rowntrees gibi çikolata imal eden aileler onu alkolizmi yenen bir "ilaç" olarak lanse etmeyi yeğlerler. Her zamanki gibi İngilizler ve Fransızlar ters yönde ilerler.
Yarı İngiliz yarı Fransız olan Joanne Harris, Galyalı’ların çikolatayı duygulara hitap eden bir afrodizyak olarak tanımladığını hatırlatarak "çikolatının cinselliği her zaman kamçıladığını, fiziksel deneyimleri doruk noktasına ulaştırdığını, çok iyi yapılmış bir çikolatalı suflenin damak zevkini beşinci vitese geçirerek vücutta titreşimlere yol açtığını" söylüyor.
Harris bir gün İngiliz kocasına hiç "çikolata orgazmı" yaşayıp yaşamadığını sormuş. Kocasının gözlerinde beliren sorgulu bakışlarda, bilmesi gerekip de şimdiye kadar öğrenmemiş olmanın endişesini fark etmiş. "Çikolatasını, televizyonda geç vakit yayınlanan buz hokeyi maçlarını izlerken yediğini bildiğim halde bu soruyu sormam işgüzarlıktı sadece" diyor Harris.
Paskalya ile olan bütün ilintisine rağmen çikolata ruhani değil, dünyevi ve de nefis bir günahkar.
PAZAR


Ferhangi birkaç anı
‘Belki de bir marjinalim’
Modada ‘kırmızı değirmen’ rüzgarı
‘Gidersem anılarımı yitiririm’
‘Havada uçmaktan bile daha heyecanlı’
Herkes kendi setinde
Singapur-Türkiye hayır işi hattı
24 saat açık sergi...
Eski çizgiler yeni dergilerde
Suuuuuuuuuuu!!!
Pembe şarap mevsimi geldi
Artık mutfaktalar
Manastre’da uluslararası parti
Sanat REHBERİ
‘Reha güçlü bir erkek’
DVD / Selim BOY
"Varlığım Hülya’nın varlığına armağan olsun"
12 Eylül’ün minik piyanisti!
Göcek’de Swissotel’in "Verandah" lokantası
"Emilie Poulain’in Harikulade Kaderi"
Karanlık zevkler
Türk olmak zor zenaat
Doğmak üzere olan bir bebeğe ithafen...
Seçme özgürlüğü
Bir Amerikan devi...
SAYFA BAŞI

|
|

|