30 Haziran 2001 Cumartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  SERİ İLAN  
 
 




Seçme özgürlüğü

     Edebiyat değerlendirmesinde nasıl nesnel olunur, benim aklım ermiyor. Çok kişi kendi ölçüsünü kuyumcu terazisi sanıyor, onun doğruluğuna, kesinliğine inanıyor. Tarihe bakın, yaşadığı dönemde göklere çıkarılmış bazı yazarların bugün adlarını bile hatırlayan yok.
     Ya da kıyıda köşede kalmış, küçümsenmiş, hor görülmüş, gülünüp geçilmiş bir şairin şiirleri şimdi dilden dile dolaşmakta.
     İnsanlara göre ölçüler değişiyor. Bu bir yana, insanların kendi ölçüleri bile değişebiliyor. Bugün beğenmediğiniz bir yapıt, bir de bakıyorsunuz yarın başucu kitabınız olmuş.
     Bir sanatçı dilediğini, dilediği gibi yazar. Kimse kalkıp ona "Niye böyle yazdın?" diye hesap soramaz. Buna hakkı yoktur. Beğenmemek, sevmemek, eleştirmek hakkı elbette vardır. Ama kendi adına konuşur. O yapıtı varsaydığı ortak ölçülere göre değerlendiremez.
     ***
     Şu sıralarda Mehmet H. Doğan’ın "Yüzyılın Türk Şiiri" antolojisine yöneltilen eleştirilerin bazıları bana bunları düşündürdü.
     Benzer saldırılar daha önce de neredeyse her antolojiye yöneltilmişti. Özellikle Memet Fuat’ın antolojisi kimileri tarafından yerden yere vurulmuştu.
     Antolojileri ikiye ayırıyorum ben. Memet Fuat’ınki, Mehmet H. Doğan’ınki, Refik Durbaş’la Abdullah Özkan’ınki gibi ciddi bir çalışmanın, bir emeğin ürünü olanlar... Bir de, elde makas, başka antolojilerden ayaküstü derlemeler...
     İkinciler beni ilgilendirmiyor. Ama ötekilerin kitaplığımda her zaman yeri var. Hazırlayanın seçimine katılırım ya da katılmam, o benim kendi kişisel görüşüm, özel değerlendirmem olur. Birtakım sözde "nesnel ölçüleröle onları yadsımaya kalkarsam, savunduğum "düşünce özgürlüğü"nü de yadsımış olurum.
     Mehmet H. Doğan da, herkes gibi, dilediği seçimi yapma hakkına sahiptir. Kimilerinin sevdiği şairleri sevmek ya da hiç beğenmediği şairleri beğenmemek zorunda değildir. Özgürdür. Biz de onun seçimini beğenip beğenmemekte özgürüz. Ama bu özgürlüğümüz onun özgürlüğüne saldırı hakkını bize vermez. Hele "Antolojide neden şu şairler var da şu şairler yok?" diye sorma hakkını hiç vermez. Böyle bir seçim yapılırken elde gerçekten nesnel bir ölçü olsaydı, zaten tek antolojiyle sorun çözülür, herkes de mutlu olurdu.
     ***
     Bunlar, "Yüzyılın Türk Şiiri" hazırlanırken yapılan seçime (kendi şiirlerim için de) yürekten katıldığım anlamına gelmiyor. Ama Doğan’ın özgürlüğüne de, emeğine de saygım var. Ayrıca, derlemeyi gerçekten zengin bir kaynak olarak görüyorum. Özellikle çağdaş şiirimizle ilgi köprüsü kurmak isteyenler için son derece yararlı bir yapıt. Benim kitaplığımda da yerini her zaman koruyacak.
     
BİR DAKİKA ARA
     "Beatty’yi Sarsan Bir Gün"
     Bazı yönetmenler işlerine çok ciddi sarılırlar. Bir oyun ya da bir film mi yönetecekler, oyuncuları, çevre düzenleyicileri, ışıkçıları toplar, yapıt üstüne derin mi derin bir tartışma açarlar. Küçük çapta bir seminere dönüşür bu toplantı; bazen parti kongreleri gibi günlerce sürer. Yönetmen, herkesin "aydınlandığına" inanıp da gönül rahatlığına kavuşunca filmin çekimine ya da oyunun sahnelenmesine geçer.
     John Reed’in Sovyet Devrimi’ni anlatan ünlü kitabı "Dünyayı Sarsan On Gün" (Ten Days That Shook the World), Warren Beatty tarafından "Kızıllar" (Reds) adıyla sinemaya da aktarıldı.
     Beatty, yapımcılığını üstlendiği ve yönettiği filmde yüzlerce figüran kullanıyordu. Çok titiz çalışıyor, yapıtının gerçekten iyi olmasını istiyordu. Figüranların da, önemli rolleri üstlenen oyuncular gibi, filmin özünü kavramasından yanaydı.
     Ama bir sorun vardı ortada: Figüranlar, ne komünizmi biliyorlardı, ne de "Dünyayı Sarsan On Gün"ün yazarı John Reed’in adını duymuşlardı.
     Beatty hepsini bir alanda topladı. Hazırlattığı kürsüye çıkıp, elinde mikrofon, uzun uzun John Reed’i anlattı onlara, Marx’ı, Lenin’i tanıttı, komünizm üstüne temel bilgiler verdi, sömürüden, emekten, işçi sınıfından söz etti.
     Konuşması sona erince, figüranlar kendi aralarında bir toplantı yaptılar. Toplantıdan sonra, aralarından seçtikleri temsilciler, Warren Beatty’ye gitti.
     "Sömürüldüğümüzün farkına vardık" dediler. "Emeğimize karşı aldığımız ücret çok az. Zam yapmazsanız işi bırakacağız."
     Beatty köşeye sıkışmıştı. Filmi kurtarmak için figüranların isteklerini kabul etmek zorunda kaldı.
     



 PAZAR


Ferhangi birkaç anı
‘Belki de bir marjinalim’
Modada ‘kırmızı değirmen’ rüzgarı
‘Gidersem anılarımı yitiririm’
‘Havada uçmaktan bile daha heyecanlı’
Herkes kendi setinde
Singapur-Türkiye hayır işi hattı
24 saat açık sergi...
Eski çizgiler yeni dergilerde
Suuuuuuuuuuu!!!
Pembe şarap mevsimi geldi
Artık mutfaktalar
Manastre’da uluslararası parti
Sanat REHBERİ
‘Reha güçlü bir erkek’
DVD / Selim BOY
"Varlığım Hülya’nın varlığına armağan olsun"
12 Eylül’ün minik piyanisti!
Göcek’de Swissotel’in "Verandah" lokantası
"Emilie Poulain’in Harikulade Kaderi"
Karanlık zevkler
Türk olmak zor zenaat
Doğmak üzere olan bir bebeğe ithafen...
Seçme özgürlüğü
Bir Amerikan devi...


 SAYFA BAŞI 





© 2001 Milliyet