AVRUPA Birliği kapısındaki Türkiye'ye yetkili yetkisiz, ilgili ilgisiz her "Batılı"nın yerli yersiz, uygun uygunsuz, terbiyeli terbiyesiz biçimde her fırsatta akıl öğrettiğine ve bir şeyler dayattığına geçen hafta bu köşede değinmiştik. AB'den esen rüzgarın ardından Ecevit'in Anayasa'nın açık hükmüne karşın, Anayasa Mahkemesi'ne "tavsiye ve telkinde" bulunmasını eleştirirken, yabancıların "bizim kemiksiz politikacıları bizden daha iyi tanıdıklarını" yazmıştık. Ertesi gün Mustafa Mutlu'nun Star'daki "Kemiksizler cenneti" yazısını okuyunca konu üzerinde biraz daha düşündük.
Gerçekten Türkiye hemen her alanda kemiksizler cennetiydi. İşte, aklımıza takılan bazı (kemiksiz) kırıntılar.
İlke nedir bilmeyen, tutarlılık tanımayan, hakka, hukuka, adalete aldırmayan, gününü gün etmeye bakan, esen her rüzgara (günlük çıkarına, zevkine, keyfine de diyebilirsiniz) boyun eğen kemiksizler... Dün ak dediğine bugün kara diyenler... Bugün istifa edip yarın dönenler... Dün dündür bugün bugündür diyerek ortalıkta dolaşmayı marifet sayanlar...
Yalnız kendileri için demokrasi savunuculuğu yapanlar... Kendilerine göre hukuk, kendilerine göre mahkeme isteyenler... Kendi çıkarlarına uygun ekonomi arzulayanlar... İnsan haklarını yalnız kendileri için tanıyanlar...
Çevrenize "alıcı gözüyle" bakarsanız, listeyi alabildiğine uzatabilirsiniz.
Aşk denilen o müstesna olay bile kemiksizler cennetinin "topluma mal olmuş" yıldızlarının (!) elinde üç - beş günlük seks ilişkilerinin adı olup çıkmadı mı?.. Uzun soluklu gönül bağlılığının yerini "biri olmazsa öteki" anlayışı almadı mı?..
Bir şamar (anlayana)
İzmir 1. İdare Mahkemesi'nin geçen hafta verdiği karar, özünde, kemiksizlerin yüzüne vurulmuş bir şamardır, ama ne gezer!.. Mahkeme, malum yabancı şirketin Bergama'nın Narlıca köyünde siyanürle altın çıkarmasına bir kez daha izin vermedi.
Narlıca köylülerinin 11 yıldır sürdürdüğü ilkeli / tutarlı / kemikli mücadele bir kez daha "hukuk zaferi" ile sonuçlanıyordu.
Aslında yargı daha önce de siyanürle altın çıkaracak şirketin çalışmasına izin vermemiş, ama bizim kemiksiz siyasetin ve çokuluslu kemiksiz ticaretin (isim değiştirme de dahil) bazı becerileri (!) sonucunda yargı kararı aşılmış ve Başbakanlık genelgesiyle siyanürle altın çıkarılmasına yeşil ışık yakılmıştı.
Şimdi yargı tekrar sarı ışık yaktı. Bakalım, önümüzdeki bir aylık sürede ışığın rengi ne olacak?
Bir şiir
Bahçe dergisinin son sayısında Özlem Sezer'in "sancısı gözlerimde bir öpüşme" şiirinin son dizeleriyle noktalayalım haftayı. "sen pek çabuk geçmiş zaman olmaya meyilli / daha birini bitirmeden, bir başka yerimden öpüyorsun beni / ben bütün pişmanlarımı sana sakladım / getir ağzının bulutunu çalayım ve nelerini!"