Türkiye 1970'li yıllarda treni kaçırmıştı. O zamanki adı Ortak Pazar'dı. Önce Demirel, sonra Ecevit, Türkiye'nin Yunanistan'la birlikte 'Avrupa treni'ne binme fırsatını kullanamamışlardı.
Tren yine kaçabilir mi?
Bu soru önemli. Çünkü tren bu sefer de kaçarsa, bir daha bizim istasyona uğrar mı bilemiyorum.
Üstelik Ecevit 23 yıl sonra yine Başbakanlık koltuğunda...
Eski deyişle:
Tarih tekerrür edebilir mi?
1978 ve 1979'daki başbakanlık yıllarında tarihi bir fırsatı heba etmiş olan Ecevit, şimdi de siyasal kariyerinin sonuna doğru tarihi bir yanlışı tekrar edebilir mi?
Bu açıdan 2001 yılı önemli.
12 Kasım'da AB Komisyonu'nun Türkiye'yle ilgili İlerleme Raporu çıkacak. Trenin kaçmaması için bu raporun olumlu yazılması şart.
Bunun için de top bizde! Demokratikleşme alanında bazı makul adımların atılması gerekiyor.
Nedir bu adımlar?
37 maddelik Anayasa değişikliği paketinin 17 Eylül'de bunun için olağanüstü toplanacak olan TBMM'den geçmesi... Gözaltı süresinin kısaltılması...
Ya da örneğin Türk Ceza Yasası'nın 312. maddesinde, Terörle Mücadele Yasası'nın 8. maddesinde yapılacak bazı değişikliklerle ifade özgürlüğünün sınırlarının genişletilmesi... Anadilde radyo - televizyon ve eğitim konularında ilerleme sağlanması...
Bütün bunlar, Ecevit hükümetinin altına imza koyduğu Kopenhag kriterleri'nin siyasal bölümünü oluşturuyor. Ekonomik kriterler açısından ise durum şimdilik daha rahat. IMF programı çerçevesinde parlamentodan geçmiş ve İhale Yasası gibi bir ikisi de sonbaharda geçecek olan yasalar sayesinde ekonomik kriterlerin bir bölümü karşılanmış olacak.
O yüzden eğer demokratikleşme adımları eylül - ekim aylarında atılabilirse, Türkiye raporu büyük ihtimalle olumlu çıkar. Tren kaçmasın diyorsak bu yalnızca birinci aşama...
Ama çetin bir aşama!
Bu aşamayı yapmak göründüğü kadar kolay olmayabilir. Çünkü bir yandan koalisyonun MHP kanadının, öte yandan Milli Güvenlik Kurulu'nun asker kanadının kaygıları var.
Her iki kanadın da ifade özgürlüğü, anadili ya da Kürtçe ve egemenlik - yetki devri gibi konularda ikna edilmeleri gerekiyor.
Bu açılardan DSP ve ANAP'ın parlamento gruplarında da muhalefet odakları yok değil.
Ancak, birinci aşama engellerinin aşılmasında özellikle asker kanadın bir noktaya gelmesi herhalde belirleyici olacak.
Sayın Ecevit hazır mı?
Bu açılardan Başbakan olarak öncelikli görev ve sorumluluk kendisine ait. Bunun için sonbahara doğru bir seferberlik havası yaratabilir mi? Muhataplarını ikna edebilmek için değişik platformlar oluşturabilir mi?
Veyahut Ankara'da bu konularda var olan kurumlar arası ve kurumlar içi kafa karışıklığı ve sağırlar diyaloğunu sona erdirici işbirliği ortamları geliştirebilir mi?
Evet, cevaptan çok soru işareti...
Bunları gerçekten istiyor mu Ecevit?
İstese de başarabilir mi?
Bugün artık fizik ve kafa olarak bütün bu kritik konularda çözüm üretici atılımlara ne kadar hazır Sayın Ecevit?..
Bilemiyorum.
2000 yılına girerken iyimserdim. Bir buçuk yıl önce Ecevit'in, Kıbrıs'ı çözen ve Türkiye'ye Avrupa Birliği kapısını açan bir devlet adamı olarak Türkiye tarihine geçmek isteyeceğini düşünüyordum.
Şimdi iyimser değilim.
Tren yine kaçabilir.
Kaçmaması için de top bizde!
Türkiye önündeki ilk aşamayı bazı demokratikleşme adımlarıyla sonbaharda geçebilir. Ancak, 2002 yılıyla birlikte ikinci aşamanın sorunları önümüze dikilecek. Bunların en başındaysa tabii ki Kıbrıs geliyor.
Yarın da bu konuya devam etmek istiyorum. Kıbrıs'la, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası, yani 'Avrupa ordusu'yla birlikte Türkiye'nin kaderini çok yakından ilgilendiren bazı konulara değinmek istiyorum.
Biraz değişiklik olsun!