10 Temmuz 2001 Salı


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  SERİ İLAN  
 
 


BELGELER

AB- KATILIM ORTAKLIĞI BELGESİ
KOPENHAG KRİTERLERİ




YARGIya da ADALET lazım

Yargı, bağımsızlığını, biriken dosyalarını, statüsünü, hukuk kalitesini ve uluslararası konumunu, 10 Temmuz Dünya Hukuk Günü’nde hukukçularla masaya yatırdı

     BELMA AKÇURA

     Türkiye’de hukukçular yargıyı dört kelime ile özetliyor: Siyasallaştı, çöktü, iflas etti, kan kaybediyor. Bunu da bir cümleyle yorumluyorlar; Yargıda reform şart...
     2000’de nihayet, yargı sisteminin kökten değiştirilmesi kararı alındı; AB standartlarına uygun sorgu ve gözetim dönemi başlatılacak. Şartlı tahliye, elektronik pranga, evde hapis ve sorgulamada yenilikler getirilecek. Özel eğitimli gardiyanlar yetiştirilecek. Duruşmalar tek celsede bitirilerek, yargıya hız verilecek.
     2001 yılına Türkiye’nin yüzde 75’i birbiriyle davalı olarak girdi. Mahkemelerde 4.5 milyon dava dosyası birikti. Gardiyanlar yine tutuklu ve hükümlüleri dövdü. Avukatlar yine savunma hakkı istedi. Savcılara yine konuşma yasağı getirildi. Beş saatte 500 dosyaya bakan hâkimler, yine ‘vicdan ile cüzdan’ arasında sıkışıp kaldı.
     Milliyet, 10 Temmuz Dünya Hukuk Günü’nde, hukuk sistemimizde yıllardır tartışılan ve toplumsal bir yara haline dönüşen, yargının bitmeyen sorunlarını ve gerçekleşmeyen reformlarını masaya yatırdı.
     
Adliyeye bina yok
     Mevcut mevzuatın, günün ihtiyaçlara göre yapılan eklemeler ve çıkartmalarla sistematiği bozulmuştur.
     Mahkemeler, sayısal bakımdan ve eğitim açısından yetersiz kadrolarla çalışıyor.
     Yargı çalışanları, sosyal ve ekonomik gereksinimlerini karşılayamıyor.
     Araç, gereç, teknik donanım gibi sorunları var. Altyapı yetersiz.
     Adliyelerin çoğunluğu halen iş hanlarında, hükümet binalarının giriş katlarında, kebapçı dükkanlarının üzerinde faaliyet gösteriyor.
     
Hukuka ulaşmak hem zor hem pahalı
     Prof. Dr İbrahim Kaboğlu (Anayasa Hukukçusu): Türkiye’de adalet geç işliyor, güç işliyor veya hiç işlemiyor. Dava sayıları çok, usul kurallarında yenilenme yok, mekanlar elverişli değil. Bütçe son derece sınırlı. Yargıç formasyonu oldukça tartışmalı. Adaletin geç işleyişi, hukuktan kaçış fenomenini beraberinde getiriyor. Türkiye hukuk toplumu olmadığı için, hukuk kültürü de oluşmuyor. Yargıçlar gereksiz binlerce yapay suçlarla meşgul ediliyor. Etkili olması gereken alanlarda ise hukuk, geçersiz kılınıyor. Hukuka ulaşmak çetrefilli, zor ve pahalı ve en önemlisi etkinliği yok.
     
15 yıldır hep aynı taslak gelip gidiyor
     Prof. Dr. Kayıhan İçel (Ceza Hukukçusu) Türkiye’nin Kopenhag Kriterleri’ne uyum sağlayıcı değişiklikleri yapması gerekirken, koskoca TCK’yı toptan değiştirme yoluna gitmesi anlaşılır gibi değil. Son günlerde tekrar gündeme gelen Türk Ceza Kanunu tasarısı, 1986 yılından beri yani 15 yıldır zaman zaman gündeme getirilen taslağın yeni versiyonundan başka bir şey değil. Koşullar, yeni bir Ceza Kanunu’nu kaldıramaz. TCK’nın toptan değiştirilmesi ceza adalet sisteminde büyük bir kaos yaratır. Bu işler kademe kademe yapılır.
     
A’dan Z’ye köklü değişiklik olmalı
     Yücel Sayman (İstanbul Baro Başkanı) Türkiye’yi hukuk açısından, A’dan Z’ye köklü bir değişim bekliyor. Öyle iki üç değişiklikle, göstermelik tedbirlerle sistemi yerine oturtamazlar. Yıllardır sürekli ağırlaşan sorunlarla karşı karşıyayız. Ancak bütün bu sorunların içerisinde yargının siyasallaştırılması, daha önem arzetmektedir. Bu sistemle yürümez. Ama, hükümet de bu sistemle yürümediğini bildiği için, bunun yerini dolduracak palyatif tedbirlerleve özel mahkemelerle, yargıyı daha çok siyasallaştırarak işi yürütmeye çalışıyor.
     
Türkiye için adres, ‘Çoğul Anayasa’
     Prof. Dr. Bakır Çağlar (Anayasa Hukukçusu) Bugün kuralları, cihazları ve aktörleriyle farklı kurulan bir hukuk mekanı var. Bunun temel prensibi de evrensel adalet hakkıdır. Bu da hukuka ulaşabilme ve adil yargılanma hakkı. Türkiye açısından soruna baktığımızda, bu hukuk mekanı, özellikle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Avrupa Birliği hukukunun oluşturduğu Avrupa’nın "Çoğul Anayasası"dır. Kopenhag Kriterleri’ne göre aday ülkelerin; demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları, azınlıklara saygı, korunmalarını güvenceye alan istikrarlı kurumlarının olması gerekiyor.
     
Yöneticiler hukuka gönülden inanmıyor
     Yusuf Kenan Doğan (Yargıtay üyesi): Türkiye’de hukukun tamamen üstün olduğu söylenemez. Hukuka, ülkeyi yönetenlerin, gönülden inandıklarını söylemek mümkün değil. Ülkeyi yönetenler, hukuka ve hukukun üstünlüğüne tam inanç sağlamadığı, ya da hukuk onları bu inanç düzeyine zorlayamadığı sürece, hukuk sisteminin aksak yürüyeceği tabidir. Siyasilerin, kamu görevlilerinin yargılanmasını güçleştirme çabaları üzüntü vericidir. Yolsuzluk yapanların üzerine gidilmesini güçleştirecek yasal girişimlerde bulunulmasını anlamak mümkün değildir. Bu yürütmenin ve yasamanın yargıya açık müdahalesidir.
     
Siyasiler yargıya baskı yapıyor
     Prof. Dr. Zafer Üskül (Anayasa Hukukçusu): Türkiye’de yargı bağımsızlığı konusunda, anayasa ve yasadan kaynaklanan sorunlar var. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun Adalet Bakanlığı’nın vesayetinden kurtarılarak, özerk bir çalışma ortamına kavuşturulması gerekir. Bu yapılmadan idarenin, yargı organı üzerindeki görünmeyen gizli baskısı ortadan kalkmaz. Yargıç ve savcıların özlük işlerinin Adalet Bakanlığı’nda yürütülmesi, HSYK’nun kendi sekretaryasına sahip olmayışı vb. sorunlar yargı üzerinde baskı oluşturuyor. Siyasetçi de bu baskıyı sürdürme isteğinde.
     
Hukuk yoksa avukatlık da olmaz
     Turgut Kazan (Ceza Hukukçusu) Türkiye’de olmayan, sağlıklı bir hukuk düzenidir. Avukatlık ise ancak sağlıklı işleyen bir hukuk devletinde anlam kazanır. Bu nedenle, bazı sorunların çözümü, bizim mesleğin saygınlığı açısından yeterli değildir. Türkiye’de herkes iş, aş, maaşına zam ister gibi sağlıklı bir hukuk devleti istemelidir. Hukuk düzenini gerçekleştiremeyen bir ülkede, avukatlığın işlevi sıfırlanır, mevcudiyeti göstermeliktir. Hukuk devleti, herkes için teminattır. Avukat da ancak o zaman insanlar için teminat olur.
     
1999’da düşen dava sayısı 400 bini geçiyor
     Ceza Hukukçusu Doç. Dr Adem Sözüer: Ceza adaleti süreci, polis veya jandarma tarafından yapılan hazırlık soruşturmasıyla başlar. Savcı toplanan delillere göre dava açar; mahkeme de esas olarak bu delillere göre karar verir. Açılan davalarda beraat kararı, Türkiye’de yüzde 20; Japonya, Fransa, İsveç gibi ülkelerde ise yüzde 1 civarında.
     Ortalama dört yıldan fazla süren davalar, sadece 1997’de 30 bin dolayında. Karar verilme anına kadar olan süre, çok sayıda davanın zamanaşımına uğramasına neden oluyor. 1999’da zamanaşımı ve diğer nedenlerle verilen düşme karar sayısı, 406 bin 896.
     



 SİYASET


YARGIya da ADALET lazım
Hoca: 55, Tayyip: 41


 SAYFA BAŞI 




© 2001 Milliyet