25 Temmuz 2001 Çarşamba


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  SERİ İLAN  
 
 




Dünyayı değiştirmek istiyorum, hemen şimdi!

     "Dünyayı değiştirmek istiyorum, hemen şimdi!"
     
Ne güzel olurdu.
     Çünkü yoksulluğun, eşitsizliğin kol gezdiği bir dünyamız var.
     İdeal olmaktan uzak.
     Yoksulluk - varsıllık uçurumu gerçekten çarpıcı, bir türlü kapanmıyor.
     3 milyar insan günde 2 dolardan daha az parayla idare etmek zorunda. Açlığın neden olduğu hastalıklardan her gün 40 bin çocuk ölüyor. Temiz sudan yoksun yaşayanların sayısı 1 milyar 300 milyon. 130 milyon çocuğun gidebileceği hiçbir okul yok.
     Çok adaletsiz bir dünya bu.
     "Yeni bir dünya, hemen şimdi!"
     
Keşke, kim istemez.
     Cenova'da öldürüldü Carlo.
     Daha 23 yaşındaydı.
     G - 8'leri, yani dünyanın varsıllarını, küreselleşmeyi protesto ederken bir jandarma kurşunuyla hayata veda etti. Babası, 63 yaşındaki sendikacı Giuliani, "Oğlum şidet yanlısı bir anarşist değildi" diyor, "Gösterilere katılacağını söylediği vakit engelleyemedim onu. 23 yaşındaki bir gence fikirleri adına mücadele vermemesini nasıl söyleyebilirdim?"
     Acılı baba ekliyor:
     "Zamane gençliğinin tipik temsilcilerinden biriydi. Tutunacak bir dal, inanacak bir dava, bir yol arıyordu kendisine..." (Nilgün Cerrahoğlu'nun Cumhuriyet'teki 23 Temmuz 01 tarihli köşesinden)
     Carlo'nun öldüğü yerde yazılı:
     "Adalet yoksa, barış da yoktur!"
     
Doğru.
     Peki ya adaleti gerçekleştirmenin yolu...
     Nereden geçiyor?
     Yoksulluğun, eşitsizliğin yok olduğu, özgür ve dayanışma içinde yaşanacak bir hayata giden yol nereden geçiyor? Yeni bir dünya nasıl yaratılır? Geçen yüzyılın başında böyle bir mucizenin yakalandığını sandık.
     Olmadı, 1989'da çöktü.
     
Çünkü üretimi halledemedi.
     Pastayı büyütemedi.
     Pazar ekonomisi kazandı.
     Peki, kalıcı mı bu zafer?
     ABD'nin ünlü Dışişleri bakanlarından Henry Kissinger şöyle diyor:
     "Serbest pazar kapitalizmi, ekonomik büyüme ve hayat standardı bakımından hala en etkili araç. Ama 19. yüzyılın pervasız 'Bırakınız yapsınlar kapitalizmi' nasıl Marksizmi doğurduysa, 1990'ların rasgele küreselciliği de, serbest mali piyasalar kavramının kendisine yönelik dünya çapında bir saldırıya yol açabilir. Oturmuş serbest pazar demokrasileri bile, pazar adına sınırsız acı çekilmesini kabul etmeyip bir sosyal güvenlik ağı sağlamak ve pazarın aşırılıklarına düzenleme yoluyla gem vurmak için önlemler alıyor." (NPQ Türkçe sayısı, Kış 99 sayısı, s.41)
     Kissinger gibi düşünenler arasında Dünya Bankası Başkanı Wolfensohn'la ekonomi dalında Nobel ödüllü iktisatçı Amartya Sen de var. Pazar ekonomisini savunuyorlar ama aynı zamanda şu adımları da şart görüyorlar:
     Demokrasi ve siyasal katılım... Hukuk devleti... Eğitim ve işleyen bir yargı sistemi... Sağlık altyapısı... Mali disiplin... Yolsuzlarla mücadeleyi ciddiye alan bir yapı... Sosyal güvenlik... (Herald Tribune, 5 Mayıs 1999, s. 10)
     Yeni bir dünya hemen şimdi!
     Keşke ama kolay değil.
     Bu bir süreç. Kestirme yolu yok. Haksızlıklara isyan etmek, hakça bir dünya istemek elbette hakkımız. Ama zaman alıyor. Bilimsel teknolojik devrimin, internet devriminin hayatı olağanüstü bir hızla değiştirdiği, her şeyi birbirine bağlayıp bağımlı hale getirdiği bir zaman kesitinde yaşıyoruz.
     Zaman ve mesafe hızla ölüyor. 1930'larda Avrupa'dan Amerika'ya bir dakikalık telefon görüşmesi 300 Amerikan dolarıymış.
     Bugün artık bedava gibi.
     Dünyaya hala 1930'ların gözlükleriyle bakabilir misiniz?
     1998 yılı sonunda Tayland'da patlayan ekonomik kriz, Rusya üzerinden gelip Türkiye'yi vurmuştu. "Hepimiz aynı nehiriz!" diyor Amerikalı meslektaşımız Thomas Friedman, The Lexus And The Olive Tree isimli kitabında...
     Bunun adı küreselleşme.
     
Ben bu oyunda yokum, oynamıyorum diyebilir misiniz? Bu oyun bir tercih değil. Alternatifsiz sayılır. Bir Kuzey Kore, bir Küba, bir İran, bir Irak, bir Suriye gibi yaşamak istiyorsanız, o başka tabii...
     Yeni çağa damgasını vuran, ekonomiyle siyasetin liberalleşmesidir. Hem ekonomide hem siyasette serbest rekabetin geçerli olmasıdır. Ancak bunlar yapılırken ve küreselleşmenin seyrini izlerken, aşırılıkların törpülenip yeni kurumlaşmaların uygulanması da şart tabii...
     Yoksulluğa, eşitsizliğe, adaletsizliğe, yoksul - varsıl uçurumuna isyan etmek... Evet hakkımız. Ama yeni dünyaya giden yolun bir mucizeyle açılamayacağını da - geçen yüzyılın deneyiminin ışığında - aklımızda tutarak...
     
     h.cemal@milliyet.com.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Melih AŞIK
ANAP'ta şeffaf sandık!

Fikret BİLA
Küçük kabine

Hasan CEMAL
Dünyayı değiştirmek istiyorum, hemen şimdi!

Güneri CIVAOĞLU
Ege'nin nabzı

Abbas GÜÇLÜ
Farklı bir Bakan Fikret Ünlü

Hurşit GÜNEŞ
Sıcak para can çekişiyor

Nail GÜRELİ
Ne güzelsin sen hukuk!..

Sami KOHEN
Kıbrıs için yeni atılım

Meliha OKUR
Bademli kaymaklı Türk şirketleri

Tuncay Özkan
Özkan'ın isyanı, Derviş'in çalımı

Hasan PULUR
Al vergiyi gör Laila'yı...

Meral TAMER
Günaydın'ın arşiviyle 31 yıl öncesine dönüş

Tamer HEPER
Kanun hakimiyeti var mı?

Güngör URAS
1995'ten bu yana tütün yakılmıyor

M. Ali Birand
Asker bu duruma ne diyor acaba?

© 2001 Milliyet