
|


Hande Ataizi’nin İstanbul’u...
‘Şöhret hayatımı değiştirmedi’
İstanbul’u "moduna göre" yaşadığını söyleyen Hande Ataizi, Nişantaşı’ndaki Armani Cafe’ye de gidiyor; öğrencilik yıllarından kalma bir alışkanlıkla Beyoğlu’ndaki Barış Bilardo’ya...
MEHMET KENAN KAYA
Nerede doğdunuz? Ben Bursa’da doğdum. İstanbul Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nü kazandığım yıla kadar da ailemle birlikte Bursa’da yaşadım.
Neler hatırlıyorsunuz şimdi Bursa’dan? Ben gençliğimi Bursa’da yaşamaktan her zaman hoşnut oldum. Farklı değer vardı çünkü Bursa’da. Şehirdeki sosyal yaşam çok gelişmemiş olduğu için dostluklar çok sıkıydı. Bu yüzden ortaokul ve lise yıllarımın Bursa’da geçmesinden çok memnunum.
Bu dostluk ilişkisini İstanbul’da bulamadınız mı? Yo, belki İstanbul’da yaşasaydım da aynı şeyleri hissedecektim. Ama insanın lise yılları daha özel gibi. Benim Bursa’da çok güzel anılarım var. Ama şimdi yaşar mısın diye sorsan, yaşamam tabii. Yaşayamam.
Konservatuvar sırasında geldim dediniz. O sıralar ne hissettiniz İstanbul’a karşı? Aslında, Bursa’da yaşadığımız yıllarda da İstanbul’a gelip gidiyorduk. Başta anneannem olmak üzere bütün akrabalarım İstanbul’daydı. O yüzden çok yabancılık çektiğimi söyleyemem. Ama yine de değişik, farklı bir basamaktı benim için.
İstanbul’da en çok nereler etkiliyor sizi? Açıkçası İstanbul’da her yeri seviyorum. Ünlüyüm, rahatsız oluyorum gibi gerekçelerim de yok. Ben bunu biraz da insanların kendilerinin yarattığını düşünüyorum. Zorluk yaşadığım da oluyor ama, önemli olan oraya gitmek istemem. Mesela benim sadece Etiler’de, Bebek’te gezerim gibi sabit tercihlerim yok.. Moduma göre değişir bu... Bazen İstiklal Caddesi modum gelir, oraya giderim. Bazen Nişantaşı’na gitmek isterim.
Hande Ataizi olmak hayatınızı değiştirmedi yani... Hayır, kesinlikle. Hâlâ Beyoğlu’ndaki Barış Bilardo’ya gidiyorum mesela. Boğaz bana çok sessiz geliyor. Evim Bebek’te ama Nişantaşı, Maçka, Beyoğlu, Ortaköy gibi yoğun yerleri daha çok seviyorum. n
"Ortaköy’deki Myott buluşma noktası gibi"
Yazları vaktimi evde geçirmeyi, gezip dolaşmaktan çok evde arkadaşlarımı ağırlamayı tercih ediyorum. Ama sevdiğim kafeler de var İstanbul’da. Şimdi düşünüyorum da, en çok Nişantaşı’ndaki Zanzibar’la Armani Cafe’ye gidiyorum sanırım. Gittiğim yerlerde etrafımda biraz insan olsun istiyorum. Mesela Armani’de keyifli müzikler dinleyip insanları seyretmek çok hoşuma gidiyor. Bir de yine Nişantaşı’ndaki Buz Bar’la Ortaköy’deki Myott var. İkisinin de hem ortamı çok güzel hem de uzun zamandır görmediğim birçok insana rastlayabildiğim için hoş bir buluşma noktası oluyor benim için.
"Beşiktaş Halk Pazarı’nda kimseyi kazıklamıyorlar"
Evin bütün alışverişiyle kendim ilgileniyorum. Mesela peyniri bile tatmadan almam. Mahellemde genellikle Bebek Şarküteri’ye ve Yeniköy’deki Macro’ya gidiyorum. Meyva almak için sık sık Beşiktaş Halk Pazarı’na uğruyorum. Pazarda hem çok çeşit oluyor hem de kimseyi kazıklamıyorlar. Eve gelen misafirlerime güzel şaraplar ikram etmekten hoşlandığım için şarap seçimine dikkat ediyorum. Bunun için de Mayadrom’daki tütün ve içki dükkanını tercih ediyorum.
"Jale Yılmabaşar’ın çalışmalarını beğeniyorum"
Sakin ve koltukları çok rahat olduğu için en çok Mayadrom Sinemaları’nı seviyorum. Ama festival falan olursa Alkazar, Emek, Fitaş gibi sinemalara da gidiyorum. Tiyatro kökenli olmama rağmen son zamanlarda doğru düzgün bir oyun göremedim. Açık söylemek gerekirse Türkiye’nin iyi bir sanat altyapısı yok. Mesela yurtdışında o kadar çok galeri var ki, görünce özeniyorum. Ama kişisel çabalara bağlı olarak hoş işler de yapılıyor. Jale Yılmabaşar’ın seramikleri mesela... İnsanın içindeki o çocuksu renkleri, şekilleri çok iyi yansıtıyor Jale Hanım. Onun çalışmalarını çok beğeniyorum.
"Swissotel’debulunan Miyako’nun yemekleri çok iyi"
Normalden az yemek yediğim için, gittiğim mekanları sadece yemekleri için seçmiyorum. Benim için önemli olan geçirdiğim zaman içinde aldığım keyif. Ama tabii, sevdiğim lokantalar da var İstanbul’da. Mesela, Taksim Gümüşsuyu’ndaki Fisher’in yaptığı şnitzelleri çok beğeniyorum. Ya da Mayadrom ve Laila’da birer şubesi bulunan Japon lokantası Mori’nin yemeklerini. Japon yemeklerinde Swissotel’deki Miyako da çok iyi. Ama yemek benim için daha çok deniz ürünü anlamına geldiğinden en çok Nevizade Sokak’taki lokantalara ve Bebek Balıkçısı’na gidiyorum. Üst kat, sakin olduğu için orada oturuyorum. Bir de Mayadrom’a geldikçe İtalyan lokantası Bistrott’ya da uğruyorum.
"Ayakkabılarımı Gucci’den alıyorum"
Giyim konusunda çok belirgin tercihlerim yok. Ne beğendiysem onu alıyorum. Ama alacalı bulacalı şeyleri pek tercih etmiyorum. Hatta bazen aşırı sadeliğe bile kaçabiliyorum. Seçtiğim mekanlar da, giysiler de o günkü ruh halime göre değişiyor aslında. En çok Manolo Blahnic, Dolce&Gabbana, Gianfranco Ferre’nin çizgisini beğeniyorum. Bir de topuklu ayakkabılar giymeyi çok seviyorum. Favorim ise Gucci. Sahne kıyafetlerimi Arzu Kaprol dikiyor. Arzu, herkeste olmayan, özgün şeyler yapıyor bana. Kot pantolonlarımı bile o dikiyor mesela.
PAZAR


"Bir Japon ya da Çinli transfer etmeliyiz"
‘Şöhret hayatımı değiştirmedi’
Bir böceğin içinde yaşıyor
Borsa ve seks
Her devrik cümle şiir olur mu?
Nuh’un Gemisi acaba Sinop’ta mı?
Dondurulmuş fotoğraflar müzesi
Aleko’nun (ve Kemal Derviş’in) Yeri
Çetin Ceneviz
Beyaz şaraplarımızın kralı
"Tedirginlik bir gün sürdü"
İki önemli kitap
Bodrum bu, yaz yaz bitmez
... Bitmeyen aşkın tarifi (2)
Taşa gömülen sanat
Türkler göç edince ne oluyor?
Seattle People, Cenova’ya taşındı
"Gencölen" bir şairin kitabı
Bir yeraltı - yerüstü yıldızı daha kaydı
SAYFA BAŞI

|
|

|