
|


Bir yeraltı - yerüstü yıldızı daha kaydı
Amerikan cazının en parlak isimlerinden Joe Henderson hakkında ukalalık edebilmeyi, topu topu son yedi yıla borçluyum ben
WASHINGTON
Bir CD’ye ayıracak kadar para varsa cebinizde ve eğer yedi yıldır hâlâ edinmediyseniz, bugün artık tam sırası.
Gidin, "Lush Life" albümünü alın. Baştan aşağı bir saksofon solosu olan ilk parçaya bırakın kendinizi. Yedi dakika boyunca rüyaya dalın.
Görürken gözlerimiz açık da olsa, kapalı da, aynı hesap. Detroit’li romancı Joyce Carol Oates’un dediği gibi, deliliğe küçük birer yolculuktur rüyalar. Tıbbın henüz çözemediği bir nörofizyoloji şifresi sayesinde, sürekli delilikten bizi koruyan da onlardır. Aklınızın sağlığı, ruhunuzun huzuru için günde bir değil, birkaç öğün rüya önerir aklı ve ruhu sağlam kalabilmiş olan doktorlar. Aralarında tıpçı olanlar var mıdır bilmem ama, benim rüya reçetesi yazarken gördüklerim, genellikle ya fırça sallayarak ya şiir söyleyerek ya da sihirli sesler çıkararak yaşayanlardı.
Dönelim başa. "Lush Life" konusunda ciddiyim. 30 Haziran’da, bir son kalp tıklaması ile, "yaşayan en iyi tenor saksofoncu" olmaktan "gelmiş geçmiş en iyi tenor saksofonculardan biri" olmaya terfi eden Joe Henderson’ı, "piyasa" denilen o görünür ve görünmez görücüler arenasına ilk çıkaran albüm bu. Henderson, Billy Strayhorn’un müziğini üflüyor ve gerçekten büyülü bir yedi dakikayla açıyor perdeyi.
Ama ilk "hit" albümü olan "Lush Life" 1994 tarihli diye, Henderson’ı da "yeni yetme" ya da "sonradan olma" bir cazcı sanmayın sakın.
1937 doğumlu ve 1940’lardan itibaren tenor saksofonu elinden düşürmemiş biri o. Caz devleriyle dirsek dirseğe çalmış yıllar boyu. Charlie Parker ile tanıştığında 12 yaşındaymış, John Coltrane ile "jam" yaparken 20’sinde. Miles Davis’den Blood, Sweat and Tears’a kadar bin bir "star" ile çalmış.
"Saf bir cazcı, bir pürist" ve "lirik sololar ustası" diye tanınmasını, cazı caz olarak kabullenip arayışlarını kendi belirlediği standartlar içinde tutması kadar, "Caz ille de hızlı olacak diye bir şey yok. Böyle düşünen meslektaşlar var tabii. Ama ben, daha yumuşak taraflarımı ziyaret ediyorum çalarken. Usta tekniğin yavaş parçalarda da sergilenebileceğine inanıyorum" demesi de açıklıyor.
1995’te Brezilyalı besteci Antonio Carlos Jobim’e adadığı "Double Rainbow", taşıdığı bütün Latin öğelerine karşı sapına kadar caz kalabilen, tümüyle akustik çalgılarla yapılmış bir albüm. 1996’da aralarında Freddie Hubbard, Chick Corea, Christian McBride gibi ustaların olduğu bir grupla kendi müziğini yapıp yönettiği "Big Band", onun caz orkestrasyonuna yatkınlığını, gençliğinde Stravinsky, Bartok, Kodaly ve Hindemith gibi yirminci yüzyıl klasik bestecilerinin sıkı birer dinleyicisi olmanın ona kattıklarını yansıtıyor. Ama yine caz saflığı içinde.
Son yedi yılda, üst üste "Grammy" ödülleri de kazanarak Amerikan caz sahnesinin en tanınmış, en parlak isimlerinden biri haline gelen Henderson hakkında ukalalık edebilmeyi, topu topu bu son yedi yıla borçluyum ben de.
Oysa caz memleketine benim gibi sonradan girmeyip, o memleketin yerlisi olan ve de yanından yöresinden değil "içinden" gelenler için, 1970’ler ve 1980’ler boyunca en iyi bilinen sırlardan biri, memleketlilerin birbirini tanımak için kullandığı, hemşerilere kapıyı açan bir parola gibiymiş Henderson. Albümlerde değil kulüplerde parlayan bir yeraltı yıldızıymış yani.
Biz, Henderson’ı son yıllarında yakından izleyenler ise, 30 küsur yıllık bir kariyerden ve 57 yaşından sonra yeryüzüne çıkmasını, listelere girmesini, caz dergilerine kapak olmasını, coşkuyla ama hep hep aynı katıksız, kendiyle barışık sakinliği içinde karşılayan olgun bir çocuk olarak tanıdık onu. Amerika’yı Amerika yapan çehreler galerisine aldık.
Bilmiyorduk ki, ansızın çekip gidecek. Bundan on yıl önce, "Sürekli yeni bilgiler ve fikirler peşindeyim. Bu gezegende, hayat denen bu bulutsu şeyi yaşarken, elimdeki kısacık zamanı iyi geçirme çabasındayım. Bu yolda birkaç ağaç dikebilir, birkaç aklı besleyebilir ve birçoğunun zamanında bana yaptığı gibi, o akılların büyümesini de gözleyebilirsem ne mutlu bana" diyen adamın 64 yaşında veda edeceğini düşünmüyorduk hiç.
Olan oldu, artık o ağaçların gölgesine uzanmaktan başka şey kalmıyor bize.
Dönelim başa. "Lush Life" konusunda ciddiyim. Henderson’ın bize bıraktığı en etkili rüya reçetelerinden biri bu. Deliliğe dokunmak ve sağlıklı kalmak için birebir.
PAZAR


"Bir Japon ya da Çinli transfer etmeliyiz"
‘Şöhret hayatımı değiştirmedi’
Bir böceğin içinde yaşıyor
Borsa ve seks
Her devrik cümle şiir olur mu?
Nuh’un Gemisi acaba Sinop’ta mı?
Dondurulmuş fotoğraflar müzesi
Aleko’nun (ve Kemal Derviş’in) Yeri
Çetin Ceneviz
Beyaz şaraplarımızın kralı
"Tedirginlik bir gün sürdü"
İki önemli kitap
Bodrum bu, yaz yaz bitmez
... Bitmeyen aşkın tarifi (2)
Taşa gömülen sanat
Türkler göç edince ne oluyor?
Seattle People, Cenova’ya taşındı
"Gencölen" bir şairin kitabı
Bir yeraltı - yerüstü yıldızı daha kaydı
SAYFA BAŞI

|
|

|