Eskiden gazetelerde "edebiyat"a da yer vardı, hele tartışmalar, polemikler daha da ilgi çekerdi.
Geçenlerde kıdemli iki gazeteci Bedii Faik ile Orhan Karaveli anılarını yayımladılar, "Rabia Hatun" diye bir kadın şairin olup olmadığının, o tarihlerde gazetelerde nasıl tartışıldığını anlattılar.
* * *
PEKİ, şimdi böyle tartışmalar olmuyor mu?
Hiç olmaz olur mu? "Kitap - lık" dergisinin 47. sayısında "Ders Çalışmak Lazım" başlıklı bir söyleşi var: Ayfer Tunç, Cem Akaş, Ömer Aygün, Cem İleri, Yekta Kopan, Levent Şentürk, Murat Yalçın, Özen Yula, "Türkiye'de Edebiyat"ın durumunu tartışmışlar.
Yaş itibariyle "yolun yarısına gelmemiş" lakin "çeşitli alanlarda nitelikli ürünler veren" tartışmacılar arasında en keskini, en radikali en reddiyecisi Cem Akaş...
"Türkiye'de yazar olmayı çok kolay buluyorum!" diyor ve ekliyor: "Ben on tane kitap yazdım, kimse bana niye kitap yazıyorsun, demedi!"
* * * CEM Akaş "Türkiye'de evrensel ölçülerde, roman, öykü, anlatı dalında, çağdaş anlamda bir Türk edebiyatından bahsedilemeyeceğini düşünüyor" ama yine de insaflı: "İyi tekil, birtakım yazarların, iyi tekil birtakım kitapları olduğunu, ama Türk edebiyatı diye bir şeyden bahsedemeyeceğimize inanıyorum" diye ekliyor.
* * *
DERGİDEKİ fotoğrafında, "külahlı" gördüğümüz Cem Akaş'ın bu görüşüne, Özen Yula karşı çıkıyor "Türkiye'de edebiyat var!" diyor.
Cem Akaş hemen lafa giriyor: "Sayalım örnekleri Adalet Ağaoğlu mu?"
"Neden olmasın?"
"Dünyada kimseye Adalet Ağaoğlu'nu okutamazsın. Adalet Ağaoğlu'nun romanları artık okunmayacak romanlar."
* * * TARTIŞMA, uzayıp gidiyor, 19 dergi sayfası tartışmanın özetini bu köşeye sığdırmak olanaksız.
Tartışmanın, son noktasını Cem Akaş koyuyor: "Herkes sonuçta kendisinden sorumlu (...) Hepimiz kendi kıçımızı kendimiz silmek zorundayız, annemizi bekleyemeyiz."
* * * BU "edebi" tartışma, derginin bir sonraki sayısına da sıçrıyor, Adalet Ağaoğlu, 48. sayıda cevap hakkını kullanıyor: "Bay Cem Akaş, kıçınızı kendi kendinize silerken oraya buraya bulaştırmışsınız. Demek annenin silmesi henüz mecburi... Oturumun bütün üyelerine maşallah. Koşumlar güzel takılmış, güzel koşular olsun. Sizi hepi -yupiler siziii!... Tebessümlerimle."
* * * HER alanda eski yeni tartışması hep olmuştur ve olacaktır da...
Nazım Hikmet'in 1930'larda başlattığı Putları yıkıyoruz!" kampanyası, ya da Elif Naci ve arkadaşlarının, Tünel'deki bir şapkacıda açtıkları "Dal grubu ressamlar" sergisi, Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rıfat'ın "Garip", Attila İlhan'ın "Mavi" Cemal Süreya'nın "İkinci Yeni" hareketi anlam olarak olmasa bile, biçim olarak benzer değil midir?
Orhan Veli'nin, şiire "nasır"ı sokmasına tahammül edemeyenler, şimdi "taharet"le karşılaşınca kim bilir ne kadar şaşırmışlardır.
Bilirsiniz "taharet"in yaygın anlamı "kıç temizliği"dir.