03 Ağustos 2001 Cuma


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  SERİ İLAN  
 
 




Yeni başkan Mehmet Cansun, Galatasaray’ı ve şaşırtıcı projelerini anlatıyor
"Bir Japon ya da Çinli transfer etmeliyiz"

100 bin taraftardan yılda 50 milyon aidat alarak mali sorunlarını çözmeyi hedefleyen Mehmet Cansun’a göre dernek statüsünde kulüp Galatasaray için biçilmiş kaftan

     Bu röportajların çoğunun fotoğraflarını çeken Ercan Arslan koyu Fenerbahçeli. Ne zaman bir Galatasaraylı ya da Beşiktaşlı’yla konuşsam, hep iğneli, imalı laflar eder. İlk kez Mehmet Cansun konusunda onunla hemfikir olduk. Onu ikimiz de sevdik. Bu güleryüzlü, sempatik adamla, aynı zamanda hem bir işadamı, bir reklamcı hem de bir kulüp başkanı olan, işleri çok yoğun bu adamla, çok gerilimli bir gününde, Galatasaray içi bir iktidar kavgası sonucu evine hacizcilerin geldiği günün ertesinde konuştuk.Altı yaşında annesini, 16 yaşında babasını kaybetmiş bu Nişantaşı çocuğu, bir zamanlar sırf maçlarını seyredebilmek için statta tabela taşıdığı kulübün, Galatasaray’ın yeni başkanı. Galatasaray için ilginç projeler hazırlamış. Bunlardan en ilginci de tam da onun gibi bir reklamcıya yakışacak cinsten. Mehmet Cansun, sırf o ülkelerin şirketlerini kazanabilmek, televizyonlarını bağlayabilmek için Galatasaray’a Japon ya da Çinli bir oyuncu transfer etmeyi planlıyor.Galatasaray’ın tarihinde paraşütle inen kulüp başkanı olmadı

Bir insan niye kulüp başkanı olmak ister? Renk sevgisi mi, iktidar hırsı mı, finansal çıkar sağlama mı?
      Beni bir Fenerbahçe kongresine götürdüler, Cevher Özden aday olacaktı, küfürlü, inanılmaz kavgalı bir kongre seyrettim. Galatasaray’da bunlar hiç olmazdı. Fakat o kadar büyüdü ki Galatasaray, birdenbire o büyüklük bazı zedelenmeleri getirmeye başladı. Bakın, Galatasaray’da başkan olarak bir devlet müteahhiti göremezsiniz, bırakın müteahhiti, işadamı bile çok az çıkar. Çünkü Galatasaray camiası bunu üretmiyor. Ben Cem Uzan’a söyledim, "Senin teknen 65 metre, benimki 20 metre" dedim. Ben gurur duyuyorum o 65 metrelik teknede Galatasaray bayrağını görünce, ben Galatasaraylı’yım. Ama eğer o, Galatasaray’a başkan olmak istiyorsa, bunlar gereksiz. Galatasaraylılar’a Galatasaray için ne yapmak istediğini anlatmak zorunda. Galatasaray’ın tarihinde paraşütle gelen başkan olmadı. Bana babamdan üç beş kuruş kaldı, altı yaşında annem öldü, ondan üç beş kuruş kaldı, teyzem öldü, anneannem öldü, dedem öldü, hiç kimse de bana borç bırakmadı, kimi bir arsa bıraktı, kimi bir daire bıraktı, kimi üç lira para bıraktı. 12 yaşından beri de çalışıyorum. Dolmabahçe Stadı’na serbest giriş kartı almak için reklam tabelası taşıyordum statta.
     Yedi ay içinde kulübün banka borcu kalmayacak, söz veriyorum
     
Galatasaray’ın halka açılma işi ne safhada?
     Bugün dünyaya baktığınız vakit üç tip kulüp kaldı. Birinci tipte kulüp dernek statüsünde ama arkasında 100 bin üye. Bayern Münih, Real Madrid, Barcelona böyle. Adamların başkan seçimi belediye başkanı seçimi gibi, statta yapılıyor, 100 bin kişi oy kullanıyor. İkinci model, şirket kulüpler. Hisse senedi çıkarmışlar, hisse senedi sahipleri o kulübün ortakları. Manchester United, Lazio buna örnek. Üçüncü tip de tek patronajlı kulüpler. Cem Uzan’ın İstanbulspor’u, Berlusconi’nin Milan’ı gibi. Bizim bu tiplerden birini seçmemiz gerekiyor. Ya katılımcı, Galatasaray’a yakışan bir toplulukla idare edeceğiz kulübü ya da bir patron bulacağız, adam kulübe senede 100 milyon dolar verecek. Biz birinciyi yapmak istiyoruz.
     
Yani kulübü neredeyse bir sivil toplum örgütüne dönüştüreceksiniz. Bunu başarmak gündelik hayatın demokratikleşmesi açısından da önemli, değil mi?
     Bütün çabamız bunu yapabilmek için işte. Her Galatasaraylı yılda 50 milyon aidat ödese, bugün Türkiye’de yapılan araştırmalara göre 6-7 milyon Galatasaray taraftarı bulunuyor, bunun 100 bini Galatasaray’la ilgilense, bu iyi bir paradır. Zaten Galatasaray’ın bütçesi bu kadar. Üstelik bu yöntemde hiç kimse patronajı da kabul etmek zorunda kalmaz.
     
Galatasaray, MHP gibi nedense kulüplerle pek ilgili bir partinin ya da dini tarikatların etki alanına da girmedi, değil mi?
     Hayır. Bizdeki eğitim ve kültürle yetişen insanlar "Bugün bizim işimizi halleder bunlar, bunların peşine takılalım" demiyorlar. Galatasaraylılar bunu yapsalardı, bizim bu son seçim sonuçları da başka çıkardı.
     
Yani Türk sağındaki iktidar kavgalarının bir mikrokozmosuna dönüşürdü kulüp...
     Aynen.
     
Galatasaray için hep, "Bu kadar maç oynuyor Avrupa’da, para ödülü, para yardımı alıyor, nereye gidiyor bütün bu paralar?" deniyor.
     Galatasaray başarı kazandıkça, takımına daha fazla para harcıyor. Takımın geçen seneki maliyeti 30 milyon dolar. Buna bonservis paraları dahil değil. Her maçta çocuklara bir milyonla bir buçuk milyon dolar arası prim veriliyor. Hocası ona göre alıyor. Transfer ücretleri, çocukların maç başına paraları... Bunları topladığınız zaman 60 milyon dolar oluyor. Bir de bu UEFA’nın belirlediği yeni statüde, nereden baksanız, Hakan, Emre, Okan ve Fatih Akyel’in gidişinden en az 10 milyon dolar kaybettik. Bir televizyon anlaşması olacaktı, o da olmadı. Sonra biz bu şirketleşme işini 15 aydır konuşuyorduk. Başladığımız zamanki ekonomik değerlerle bugünküler arasında önemli bir fark oluştu bu ekonomik krizde. Bütün bunlar Galatasaray’ı ekonomik zora soktu. Ama sözümüzü tutacağız ve yedi ay içinde banka borcumuz kalmayacak.
     
Birkaç yıldır kulüp yönetimlerine kadınlar vitrin olsun diye mi seçiliyor? Kulüpler hep maço örgütlenmelerdir de...
     Bizde kadın yöneticinin işlevi oluyor. Bu bizde Bikem (Ardakoç) arkadaşımızla başladı. Bu arkadaşımız o halka açılma işiyle gündeme geldi, çünkü kendisi bankacı ve halka açılma, hisse senedi, borsa uzmanı.
     Nişantaşı’ndan dışarı çıkılmaz, 54 yaşındayım, adresim hep aynı
     
Fatih Terim’le hep yakın ama gerilimli bir ilişkiniz oldu ama bir yandan da kulüple onun arasında neredeyse aracılık yaptınız. Zor bir insan mı Fatih Terim?
     Olay şu: Başarılı insanların daima egosu olur. Şimdi Fatih Hoca böyle bir adam. Bu Galatasaray’ın alışmadığı bir durumdu. Neydi o? Fatih Hoca bir numara, arkasından kulüp başkanı geliyor, yönetim kurulu geliyor, tıngır mıngır filan. Tablo bu. Niye? Çünkü Fatih Hoca bunu çok iyi ayarlamış. İşini güzel biliyor, çalışkan, medyayla da güzel ilişki kurmuş. Ben ona hep şunu diyordum: "Bırak şu antrenörlüğü, biz seni yönetici yapalım, yanı sıra antrenörlük de yap".
     
Sahiden medyayla güzel bir ilişki kurdu mu? Köşe yazarlarıyla belki ama muhabirlerle ilişkisi daha çok şiddet üzerine bina edilmiş gibiydi.
     Vallahi, onu deştiğiniz zaman altından ne çıkar, bilmiyorum. Ben Fatih Hoca’nın medyayla ilişkilerinin çok üst seviyede olduğuna inanıyorum. Sonuçta her gün Türk medyasında en fazla yer alan insandır Fatih.
     
4 Ağustos’ta Diyarbakırspor’un açılışına gideceksiniz takım olarak. Diyarbakırspor, sanki Galatasaray’ın kardeş takımı gibi oldu. Neden?
     Nedenini bilmiyoruz ama Diyarbakır’da nüfusun yüzde 80’i Galatasaraylı. Dolayısıyla bu iki kulüp arasındaki iletişim daha değişik. Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, Diyarbakırlı ama yine de Diyarbakırspor’un, Galatasaray’la ilişkisi daha sıkı.
     
İşyeriniz Harbiye’de. Hemen birkaç yüz metre ileride Nişantaşı’nda doğmuş büyümüşsünüz. Bu semtten hiç ayrılmadınız mı? Siz de Perihan Mağden’in "Nişantaşı Boys" dediği, ömrü boyunca bu semtten çıkamayan erkek kategorisinden misiniz?
     Bu semtten çıkılmaz. İşte, ben 54 yaşındayım, hep aynı adresteyim. Gidip başka bir yerde yaşayamıyorum.
     
Altı yaşında annenizi kaybetmişsiniz. Bunun etkisi ne oldu?
     Bunu tabii bir psikoloğa sormak lazım. (Gülüyor). Bana göre bir şey olmadı ama... Mutlaka olmuştur. 10 yaş büyük ablamın çok yardımı oldu. Bana bir yerde annelik yaptı. Eniştem de bana iş hayatımda da, daha bir rabıtalı yetişmemede de çok etkili oldu. Babam öldükten sonra tabii çok serbest bir hayat olabilirdi, 17 yaşında çocuk, fabrika, şu bu filan kalmış, ne yapacak? Dizginleri iyi çektiler, aksi halde gitmiştik. n
     
"Türkiye’de özel televizyonu Berlusconi kurdurdu"
Fatih Terim’in İtalya’ya transferlerinde İtalyan şirketlerinin Türkiye’deki hesaplarının ve beklentilerinin de rolü olduğu iddia ediliyor.
     İnsanların ilk kez sizden okuyacağı bir şey anlatacağım: Ali Tanrıyar’ın başkanlık döneminde Galatasaray, Milan’la oynadı. Berlusconi karşıladı Tanrıyar’ı. Tanrıyar o zaman Özal’ın, Başbakan’ın bacanağı. Milletvekili. Berlusconi de birkaç televizyon sahibi. Berlusconi, "Yahu, biz Türkiye ile ilgili ne yapabiliriz?" diyor. Tanrıyar, "Bizde TRT dışında bir kanal bulunmuyor. Özel televiyon kurmak istiyoruz" diyor. İşte, bu ilk Star’ın kuruluşu, Magic Box öyle. O, Berlusconi tarafından, onun adamlarının Cem Uzan ve Ahmet Özal’a parasal ve makine desteğiyle kuruldu. Futbol artık bir sanayi, her türlü ticaret oluyor. Fatih Hoca gibi pazarlaması çok kuvvetli, çok iyi tanınan, başarılı olmuş biriyle ilgili olarak sizin biraz önce sözünü ettiğiniz şeye yürekten katılıyorum, doğrudur. Mesela Japon oyuncuları transfer ediyor kulüpler, inanılmaz para kazanıyorlar. Japon bir tane geldi mi, bütün Japonya o takımın maçlarını satın alıyor. Başlıyor, Japon şirketleri sponsor olmaya. İtalya liginin bundan dört sene önce Türkiye’deki değeri 30 bin dolardı. Yani maçların televizyon yayını. Bu sene kaça gitti? İki milyon dolara. Niye? Okan, Emre, Hakan Şükür, Fatih Hoca orada. Bunu yapmamız lazım. Japon mu getireceğiz, Çinli mi getireceğiz, bir tane alacağız, adam şov yapacak. Oynamasın, çıksın orada dolansın.
     
Bu tür bir girişimde bulunacak mısınız siz Galatasaray olarak?
     Evet. (Gülüyor).
     



 PAZAR


"Bir Japon ya da Çinli transfer etmeliyiz"
‘Şöhret hayatımı değiştirmedi’
Bir böceğin içinde yaşıyor
Borsa ve seks
Her devrik cümle şiir olur mu?
Nuh’un Gemisi acaba Sinop’ta mı?
Dondurulmuş fotoğraflar müzesi
Aleko’nun (ve Kemal Derviş’in) Yeri
Çetin Ceneviz
Beyaz şaraplarımızın kralı
"Tedirginlik bir gün sürdü"
İki önemli kitap
Bodrum bu, yaz yaz bitmez
... Bitmeyen aşkın tarifi (2)
Taşa gömülen sanat
Türkler göç edince ne oluyor?
Seattle People, Cenova’ya taşındı
"Gencölen" bir şairin kitabı
Bir yeraltı - yerüstü yıldızı daha kaydı


 SAYFA BAŞI 





© 2001 Milliyet