
|


Bir pazar günü, turist gibi...
Mine’yle geçirdiğimiz bu pazar günü gerçekten güzel, rahatlatıcı ve yenileyiciydi!
O, Paris’ten gelir gelmez hemen birbirimizi görmeye karar verdik; birbirimize anlatacak bir yığın şeyimiz vardı! Ama gün, saatlerce evde kapalı kalmak için fazla güzeldi. "Havuza mı gitsek?" Güzel fikir! O halde biz de bugünlük "turist" olmaya ve bu yorgun, kalabalık, ümitsiz ama her şeye rağmen güzelliğini korumayı başaran bu şehirdeki (Kim bilir daha ne kadar bu güzelliği bu şekilde koruyabilir!) en güzel manzaralardan birini izleyebileceğimiz, deniz kıyısındaki o büyük otele gitmeye karar verdik. İkimizin de ellerimizde gazetelerimiz, erkenden buluştuk; Türk, Fransız ve İtalyan gazeteleri... Sonuç olarak biz gazeteciyiz ve dinlenme anlarında bile bizim için takip edilecek, eleştirilecek, incelenecek, yorumlanacak bir şeyler olduğunu unutamayız. Bu taptaze gazeteler, hiç dokunulmadan hemen şezlonglarımızın altındaki yerlerini aldılar. Birlikte olduğumuzda çene çalmak çok daha iyi.
Güneş, sabahın erken saatleri olmasına karşın yakıyordu ve ben birbirimize bir şeyler anlatmaya başladığımız sırada, bu güneşin bir gıdımını bile kaçırmamak için hemen uzanıverdim. Bu sırada onun çantasından çeşit çeşit koruyucu güneş kremlerini (10, 12, 15) çıkarışını ve onları sürüşünü dikkatle izliyordum. "Ozon, Donatella... Bunu sür!" "Hayır, hayır!" diye atılıp yanıtladım. "Ben koruyucu kullanmam. Hemen yanmak istiyorum ben." Israr etmedi ve koruyucu sürme törenine devam etti. Bu sırada ilk sigara eşliğinde içilecek olan ilk kahveler geldi. Aynı marka sigara içiyoruz ama o iyi bir "Avrupalı" olarak filtre kullanıyor, şu nikotini emenlerden. Bana da şefkatle bir tane uzattı: "Al, sigara çok zararlı." "Hayır, teşekkür ederim. İstemiyorum. Böyle içince tadı kayboluyor." diyerek yanıtladım hemen, biraz da utanarak! Burada manzara inanılmayacak kadar güzel. Martılarla balıkçı teknelerinin arasından geçen o koca gemilere sanki bir parmağınızı uzattığınızda dokunacakmışsınız gibi. Mine’yle konuşmak güzel. Dinlemeyi biliyor, yargılamıyor ve incelikle, zekayla, sadelikle analiz etmeyi başarıyor. Her şeyden konuştuk: "Bizim" ülkemizdeki krizden, onun kitaplarından, benim projelerimden... Bir an, ben fena halde yanarken, onun şemsiyenin altında taptaze durduğunu fark ettim. "Hiç bronzlaşamayacaksın" diye ona takıldım. Ciddiyetle yanıtladı: "Öğle saatlerinde güneşte kalmak çok tehlikeli." "Ne?" derken buldum kendimi. "Ama aramızda ekolojik Avrupalı olması gereken kişi benim!" Bu sırada insanı "öldüren" güneş çekilmeye başlamıştı ve ben tamamen "pişmiş" bir şekilde şemsiyenin altına çekilirken; o, artık daha az zararlı olan güneşten yararlanmak için şemsiyenin altından çıktı, eğlenceli bir bakış eşliğinde... Sadece denizin gürültüsü ve "Kuzu Kuzu"yu çalan bazı teknelerin kesintiye uğrattığı martıların sesleri duyuluyordu; sonra serin bir rüzgar çıktı ve Mine şüpheyle şemsiyelere baktı. "İnşallah kafamıza düşmezler." "Yok artık! Bir şey olmaz" dedim, Türkiye’de yaşamanın insana çok kaderci olmayı öğrettiğini düşünerek. Ve işte öncekilerden daha güçlü bir esinti yanımızdaki şemsiyeyi devirdi; kadere bakın, bu şemsiye "tedbirli" arkadaşımın kafasının yanından milimle geçip benim tam tepeme düştü.
İkimiz de kafalarımızda buz torbalarıyla (O da kendisine bir torba buz istemişti. Dayanışma için...), gülsek mi yoksa ağlasak mı bilemediğimiz o anda, bu şemsiyenin en yanlış insanın kafasına düştüğünün bilincinde olan garsonların bizimle son derece ilgili olduklarını fark ettim.
Ve işte böylece gün sona erdi. Hayır, aslında ülkeyi kurtarmadık. Belki profesyonel anlamda bir şey de yapmadık ama düşüncelerimizi aktararak, hatıralarımızı paylaşarak ve karşılıklı sempati besleyerek birbirimizi zenginleştirdik. "Güzel bir gündü Mine. Seni seviyorum" dedim ona sarılarak. "Evet, çok güzeldi. Teşekkür ederim Donatella." "Seni bir yazımda konu olarak kullanacağım" diye ekledim gülerek. "Tabii, ben de!" diyerek yanıtladı neşeyle parıldayan gözleriyle...
PAZAR


Onun Vespa’sı var...
Futbol gemisi lafla yürüyecek
Evimizde büyüdü
‘Keşfedecek çok şey var’
HARRY POTTER beyazperdede
Olaylı düğünün öteki yüzü
"Futbolu ciddiye alanların dergisi"
Esintili konserlere devam
Şimdi öldün mü çocuk?
SOHO denize indi
Üzüm üzüme baka baka güzelleşir
‘Özal döneminde önüm kesildi’
Reklamlar: "Tamamen duygusal"
Nature ve Dolce "Çiçek ve Tatlı"
Özlemin dayanılmaz yumuşaklığı
Arkadaşım eşşek... Sadakatte birinci
Nemrut’taki Hollandalı Schliemann
Bir pazar günü, turist gibi...
"Soğuk Büfe"
Mel, Nicole, Şiraz derken...
SAYFA BAŞI

|
|

|