ANAP lideri Mesut Yılmaz'ın kongre konuşmasının bir bölümü gerçekten önemliydi. Önemsediğim için de daha çok konuşmasının bu bölümünü özetlemek ve yorumlamak istiyorum.
Yılmaz, Türkiye'nin önüne iki yol koydu. Birincisine Avrupa yolu dedi. İkincisini, sıradan, tapon bir Üçüncü Dünya ülkesine giden yol olarak niteledi. Adını da Baas tipi bir Ortadoğu Cumhuriyeti olarak koydu.
Yılmaz'a göre Türkiye bu bakımdan kritik bir yol ayrımında.
Şu sözler de onun: "Türkiye ya çağını yakalayacak ve Avrupa'yla, çağdaş dünyayla kucaklaşacak. Ya da çağını ıskalayıp küme düşerek, Saddam'larla, Miloşeviç'lerle baş başa kalacak." Yılmaz'a göre, bu yollardan biri aydınlığı, diğeri karanlığı temsil ediyordu. Aydınlık yolun ucunda Avrupa Birliği vardı. Bu Türkiye'ye yeniden çağ atlatacak bir yoldu.
ANAP lideri, karanlığa giden yolun ise Avrupa'ya sırt çevirmekle olacağını söyledi. Avrupa yolunu çağdaş uygarlık yolu diye niteledi. 'Avrupa Birliği projesi'nin Türkiye'nin önündeki en önemli değişim projesi olduğunu birçok kez vurguladı. Ve Avrupa Birliği'ni ANAP'ın önüne en öncelikli çağdaşlaşma hedefi olarak koydu.
Aynen şöyle dedi: "Çağdaş medeniyet eşittir Avrupa Birliği!" Bunun için Türkiye'nin gündeminde Ulusal Program bulunduğunu, ancak bununla ilgili uygulamanın aksadığını belirtti. Bu konuda siyaset meydanındaki tehlikeli kayıtsızlığı eleştirdi. Ulusal Program'ın uygulanmasındaki aksaklığa da şöyle bir teşhis koydu: "Sivil siyasetin güçsüzlüğü ve parçalanmış olması..." Yılmaz, bu teşhisiyle aksamada koalisyon hükümetinin payını da teslim etmiş oldu.
ANAP lideri, AB projesinin aksamasıyla ilgili olarak çok önemli bir konuya daha işaret etti: Ulusal güvenlik tabusu! Veyahut: Ulusal güvenlik sendromu! Türkiye'nin değişim yolunda atılım yapabilmek için bu sendromdan mutlaka kurtulmasının gerektiğini, 'ulusal güvenlik gerekleri'nin ne olup ne olmadığını yerli yerine oturtmaktan başka çare kalmadığını söyledi.
Hatta bu tabunun kırılması ya da bu sendromdan kurtulmanın Türkiye'de değişimin anahtarı olduğunu da sözlerine ekledi.
Yılmaz, Türkiye'nin laik ve üniter devletten hiçbir ödün vermeyeceğini vurguladı. Ancak, Türkiye'nin ulusal bütünlüğünü ve Cumhuriyet'in laik yapısını korurken, hem hak ve özgürlükler alanını genişletebileceğini, hem de toplumsal barışa giden yolu açabileceğine işaret etti.
Onun için de dedi ki: "Ulusal güvenliği çağdaş bir anlayışa kavuşturmanın zamanı geldi. Türkiye'nin önünü açabilecek her önemli adımın ulusal güvenlik gerekçesiyle önü kesilemez. Bir zamanlar her yeniliğin önü, 'din elden gidiyor' diye kesilirdi. Şimdi de bunun yerinde 'ulusal güvenlik' var." Yılmaz'ın ulusal güvenlik çıkışıyla Türkiye'nin siyasal gündemine önemli bir tartışma konusu giriyor. Çünkü ulusal güvenlik askerin tekelinde olan bir konu. Yılmaz artık bu konunun tartışılmasını, çağdaş bir anlayışa kavuşturulması gerektiğini ve Türkiye'de değişimin önünü kesen bir anlayışa dayalı olmamasını savunuyor.
Tabii akla şu soru geliyor: Bugünkü ulusal güvenlik anlayışı, Türkiye'nin Avrupa Birliği yolunu kesebilecek özelliklere mi sahip? Örneğin Kıbrıs'ta... Güneydoğu ve demokratikleşme adımlarında... Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası, yani 'Avrupa Ordusu'nda... Ya da örneğin yerel yönetimler reformunda... Askerin, bu konularda ulusal güvenlikle ilgili birtakım kaygıları öteden beri var. Bu kaygıların bir bölümü de tabii haksız değil.
Ama şu da önemli bir nokta:
Askerin bu kaygılarının siville askerin paylaştığı diyalog mekanizmaları içinde giderilmesi, böylece Türkiye'nin AB yolunun kesilmemesi de bu ülkenin ulusal çıkarlarını çok yakından ilgilendiren bir konudur.
Yılmaz'ın büyük kongre konuşmasıyla Avrupa Birliği'ni ANAP'ın önüne bir numaralı hedef olarak koyması önemli ve isabetli hedeftir. Çünkü Yılmaz'ın dediği gibi, Avrupa yolu Türkiye'nin çağdaş uygarlığa açılmasıdır. Ya da Avrupa yolu Atatürk'ün yoludur. Yılmaz'ın söylediklerinde desteklenmesi gereken doğrular da yer alıyor. ANAP liderinin bir de inandırıcılık ve güven sorunu var.
Bu engeli aşabilecek mi?..