Erdal İnönü'nün, siyaset hayatını noktaladıktan sonra "halkın sevgilisi" haline geldiğini söylemekte bir abartma yoktur. 75 yaşındaki kalanı beyazlaşmış dökük saçlı, ince uzun vücudu hafiften öne eğik Fizik Profesörü her gittiği yerde büyük ilgi görmektedir. Toplantılarda, hatta sokakta alkışlanmaktadır. Ona rastlayanlar, elini sıkmak için yaklaşmaktadırlar. Tatil yörelerinde çok kimse onunla birlikte fotoğraf çektirtme ricasında bulunmaktadırlar. Aileler çocuklarını, elini öpmeleri için yanına götürmekte, genç kızlar imza karnelerini uzatmakta, delikanlılar birkaç laf konuşmaktan mutluluk duymaktadırlar. Trafik polisleri direksiyonda onu gördüklerinde dostça selam durarak otomobiline yol vermektedirler. Bir lokantadan içeri girdiğinde, ne kadar kalabalık olursa olsun şef ve garsonlar iyi yerde bir masa hazırlamanın tatlı telaşına kapılmaktadırlar. Onu artık herkes tanımaktadır.
Belki bunların hepsinin önemlisi, bütün gözler ona sempatiyle bakmakta, dostça gülümsemektedir. Erdal İnönü eğer ingiliz olsaydı halk onu, "O, efendiden iyi bir adamdır" anlamına meşhur "He's a jolly good fellow" türküsüyle selamlardı.
Bizde, hele şu aralar "İnönü, Başbakan!" diye bağırıyorlar. Dam üstünde saksağan.
O büyük sevgi halesiyle, politikanın içindeyken değil, onu bilinen ve bizde alışılmamış tarzda bıraktıktan sonra çevrildiği halde.. On yıllık siyaset hayatının da bunu haklı kılacak "üstün başarılar"la dolu bulunduğunu kimse iddia etmemektedir. O dönemin özlemi içinde olanların varlığı pek duyulmamıştır. Bu, olsa olsa, bütün topluma yaygın büyük çaresizliğin o kesime düşen payının ifadesi sayılsa yeridir. Gerçi baştan itibaren bir tereddüdün içinde görünen Erdal İnönü - o huyu meşhurdur - son zamanlarda "İnsanlar benim siyasete girmemi istiyor ve bu insanları çaresiz bırakmak iyi olmaz" gibilerden bir çarkı hatıra getiren sözler etmekte, bazı çalışmalara katıldığı da duyulmaktadır ama "İnönü Başbakan" formülünün çare oluşturacağı pek şüphelidir.
Bundan da önemlisi, "İnönü nasıl Başbakan olacakmış?" sorusunun cevabıdır. İnönü'nün ziyadesiyle fantezist "ara rejim"in Başbakanlığını aklından bile geçirmediği, geçirecek yapı ve formasyonda bulunmadığı muhakkaktır da, "olmayacak duaya amin" misali bu gerçekleşse, ona girişecek sergüzeştçilerin düşünecekleri son isim, "İnönü"dür.
O halde geriye kalan yol onun da bir parti kurup başına geçmesi, bu parlamentodan çıkacak seçim kararını bekleyip, gene bu parlamentonun şartlarıyla o seçime girerek çoğunluk veya çokluk alması, tek başına veya bir koalisyonun başında hükümet kurup Türkiye'yi ihya etmesidir. Tescil edilmiş 37 siyasi partinin başındakilerin beklediği gibi.. Türkiye'nin artık savsaklanamaz hale gelmiş "siyaset hayatını sağlığa çıkarmak" için eksiğinin "parti kurma" olmadığını ispatlayan yeni bir delil oluşturmuyor mu, bu? Kaldı ki İnönü'nün "benim siyasete girmemi istiyorlar" dediği insanlar da onu sevgi halesiyle çeviren "sokaktakiler" değil, daha ziyade arabasını bir yıldıza bağlamanın peşindeki "kendi kendilerine yetersiz" - diyelim ki - iyi niyetli eski politikacılar ve yeni politika heveslileridir.
* * *
Peki, ne? Bu bana, ilk defa soruluyor olmayacaktır. Siyaset hayatını sağlığa çıkarma lüzumunun savsaklanamaz tarzda ortaya çıktığından beri burada söylenen "bunu zorlayacak, demokratik toplum hareketinin yeni parti kurmakla gerçekleşmeyeceği, tam aksine, yeni partilerin böyle bir hareketin sonuçu olarak sağlıklı siyaset hayatının vazgeçilmez unsurlarını oluşturacağı"dır.
Belki buna son bir kaç haftadır eklenen "Bunun için bir sosyal patlamayı mı mutlaka beklemek lazım?" sorusudur.