Türkiye fakirleşti ve daha da fakirleşecek. Bizi yönetenlerin hataları sonucu düştüğümüz ekonomik kriz herkesin kemerlerini sıkmasını gerektiriyor.
Öğretmenler, bilim adamları, üniversiteler, hasteneler gibi ülkenin en önemli insanları ve kurumları dahi sıkıntı içine düşüyorlar. Bütçeleri kısılıyor. Harcamaları törpüneliyor. Maaşlar istendiği gibi arttırılamıyor.
Bütçeden en büyük payı milli güvenlik alır.
Türk Silahlı Kuvvetleri, krizin ilk aylarında kamuoyunun nabzını çok iyi tuttuğu için, ileriye dönük projelerinden bazılarını hemen iptal etmişti. Kemer sıkma konusunda ön almıştı.
Ancak Telekom başta olmak üzere, yaşanan gelişmeler krizin boyutlarını, özellikle derinliğini arttırdı.
Kriz önümüzdeki -en az- iki yıllık süreç içinde, herkesi etkileyecek.
İster istemez TSK’yı da etkileyecektir.
İşin güç yanı, koşullar da değişmiştir.
Artık kamuoyunun gözünde doğu-batı çatışması, kominizm tehlikesi yoktur.
PKK terörü -yüzde yüz olmasa dahi- günlük
yaşamımızdan çıkmıştır.
Köktendincilik gerilimi bitmiştir.
Dış tehditler de büyük oranda küçülmüştür.
Artık Ege’de bir savaştan söz etmek son derece güçtür. Türk-Yunan yakınlaşması, artık eski yıllara geri dönülemez bir süreç başlatmıştır.
Kıbrıs bir savaş tehditi yaratamaz.
Irak-Suriye-İran üçlüsünün kanatları kırılmış ve Türkiye için "alt düzey tehdit" noktasına gerilemiştir.
Böyle bir manzarada, kamuoyu, TSK harcamalarını çok daha dikkatli şekilde incelemeye alacaktır.
Milli Eğitim, Sağlık veya İçişleri Bakanlıkları’nın harcamalarıyla karşılaştırılacaktır. Bu alanlarda hizmet veren personel de kendi durumlarının, güvenlik hizmetlerine göre dengelenmesini isteyeceklerdir.
TSK gücünden bir şey kaybetmeden kemer sıkma baskısı altına girecektir. Giderek azalan 2002 bütçesindeki payları düşürülmek zorunda kalınacaktır. Bu da vizyon, askeri bilgi ve daha pragmatik hesaplamalar getirecektir.
Genelkurmay kamuoyundaki bu duyarlılıklara çok dikkat eden bir kurumdur. Bundan sonraki yaklaşımları çok büyük önem taşıyacaktır. Zira TSK’nın tutumu, ekonomik programın başarısı açısından anahtar konumdadır. Diğer devlet kuruluşlarına örnek teşkil edeceklerdir.
Biz, Genelkurmay’ın bu zorlu işlevin altından da başarıyla kalkacağından eminiz.
Demre kaymakamının duyarlılığı
Haftalar evvel bir okurumun "Kaymakamın iki makam otosu ve bir sürat botu var. Fak Fuk fonun amacı bu mu" başlığında bir yazısını yayınlamıştım. Okurum, devletin tassarruf tedbirlerini almadığından şikayetçiydi. Örnek olarak da kendi ilçesinin, Demre’nin kaymakamının makam otolarını ve botlarını gösteriyordu. Demre kaymakamıdan hemen cevap geldi. Kaymakam Veysel Yurdakul hesap verdi. Sadece 1 adet 1991 model Doğan marka otosu olduğunu söyledi. Mitsubishi marka otonun ve sürat botunun de hizmet derneğine ait olduğunu ve zaman zaman tanıtım ve gezi amaçlı kullanlıdığını belirtti. Demre kaymakamına gösterdiği duyarlılık için teşekkür ederim.
Işın Çelebi soruyor: "Ne olacak?"
Politikacılarımız içinde ekonomiyle yakından ilgilenip en çok üretken olanların arasında Işın Çelebi vardır.
Ülkenin durumuyla ilgili yazdığı son kitabı bunun son örneği.
Çelebi bu kitabında özellikle ekonomi yönetimi üzerinde duruyor. Ekonominin tepeden inme kararlarla yönetilemeyeceğini örnekleriyle veriyor. Programın eksikliklerine dikkat çekiyor. Tablolarla anlatıyor. Daha da vahimi, ülkeyi yönetme durumundaki kişilerin büyük bölümünün somut verilerden habersiz olmaları. Kuruluşların birbirlerine bilgi vermek, bilgileri paylaşmak ve eşgüdümlü işleri yürütmek yerine, birbirlerinden bilgi sakladıklarına dikkat çekiyor.
Bugünkü kriz atlatılsa dahi, sağlıklı bir sistem kurulamadığı sürece, ülkenin düzlüğe çıkmasının ne kadar güç olacağını anlatıyor.
Merak ediyorum, acaba ANAP yönetimi, ellerinde Çelebi gibi insanlar varken hiç yararlanmayı düşünmüş müdür? Kendi ekibini, adeta bir gölge ekonomik kurul gibi oluşturup görüşlerini almış mıdır?
Hiç sanmıyorum?
Bizler danışmaktan ve eşgüdümden hoşlanmayız
Etrafınıza bir bakın. En yakınlarınızı dahi inceleyin. Acaba kaçımız danışmaktan hoşlanırız? Danışmak, bir başkasından görüş almak adeta "küçülme" gibi görülür.
Aile içinde dahi pek danışılmaz. Danışmaya kalktığımız zaman, karşımızdakinin -sizi ne kadar sevse dahi- bir üstünlük hissine kapılacağından korkarız.
Hele eşgüdümü hiç mi hiç sevmeyiz.
"Küçük olsun, benim olsun" felsefesinin bir devamı olan bireysel hareket etmek sanki genlerimize işlemiştir. Bizler okulda böyle eğitiliriz. Kimseye danışmayan ve eşgüdümden hoşlanmayan bakanlar ve bürokrasi sayesinde batarız.
İşte son haftalarda yaşananların önemli bir bölümü bu eski hastalığımızdan kaynaklanıyor.
Maliye Bakanlığı ayrı bir politika yürütüyor. Hazine ve Merkez Bankası başka yere bakıyorlar. Her bakanlık farklı telden çalıyor. Hangi partiye verilmişlerse, o partinin düdüğünü öttürüyorlar.
Bırakın kardeşim, ne danışma, ne eşgüdüm...
Burası Türkiye, yok öyle numaralar!
Vatandan Manzaralar
Öldükten Sonra Gel!
Budizm’e inanan bir vatandaşımız Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne başvurarak, ölümünden sonra yakılmasını ister. Cenaze İşleri Müdürlüğü’nün yanıtı şöyle olur:
"... Elimizde sizi yakmak için gerekli teknik imkan yoktur. Bu talebinizi yerine getiremiyoruz. Ayrıca henüz ölmeden bizden böyle bir talepte bulunmanızı da anlayamadık..."
Zirvede İstiklal Marşı
Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü, 2’nci kez Ağrı Dağı’nın zirvesine çıkınca, "dostluk ve barış" için karlı zirveye kır çiçeklerinden bir demet bırakmış.
Ermeniler’in Ağrı konusundaki duyarlılığı düşünülürse, güzel bir jest. İstiklal Marşı’nın ne zaman söyleneceği saptanmıştır.
Sevgili Bakan istiklal ile ne mesaj vermiş olabilir?
Okuyucular tam anlayamamışlar. Herhalde "Bu topraklar bizim malımızdır" demek istemiştir.
Yani, çifte mesaj...