06 Ağustos 2001 Pazartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  SERİ İLAN  
 
 


BELGELER

AB- KATILIM ORTAKLIĞI BELGESİ
KOPENHAG KRİTERLERİ




Acaba ekonomik bir deneyde kobay mıyız

Dış basında, Türkiye'nin sefalet yaşayan Arjantin'le anıldığını hatırlatan Temizel, bazen "Acaba bizi bir deneyde mi kullanıyorlar" diye düşünüyormuş

     DERYA SAZAK / SOHBET ODASI

     Derviş'in ekonomik programının başarı şansı nedir? Sosyal patlama riski görüyor musunuz?
     Temizel: Burada hiçbir şekilde komplo teorisi üretmeden bazı şeyleri konuşalım. Dış basını izliyorsanız Arjantin'le ilgili yorumlarda Türkiye'nin geçtiğini de göreceksiniz. Yatırımcı gruplar iki ülkeyi aynı kategoride değerlendiriyor. Sanki bu ülkelerden birinde kriz olduğu zaman yatırımcılar, kayıplarını Arjantin'de ya da Türkiye'de çıkarıyormuş gibi... Tahterevalli görünümü var. Bu bir komplo olmasa da üzerinde düşünülmesi gereken bir olgu.
     Bunun sosyal bedeli çok ağır.
     Temizel: Arjantin'de kentlerin etrafındaki bidonviller, teneke mahallelerde artık beyaz yakalılar oturmaya başladı. Görülmemiş sefalet yaşanıyor. Milyonlarca insan işsiz. Evlerini, arabalarını her şeylerini kaybetmişler.
     
BAŞKA SEÇENEK BULUNUR
     Neyse ki Arjantin'e benzemiyoruz. Fischer, Derviş öyle diyor.
     Temizel: Benzemiyoruz, yine de şunu düşünmekten alıkoyamıyorum kendimi acaba birileri 21. yüzyılın başında insan unsuru içermeyen programların uygulanması sonunda neler oluyor diye deneyler mi yapıyor? Bizim gibi ülkeler de kobay mı?
     Alternatif var mı? Mevcut siyasi yapıda hem iktidar hem merkezdeki partiler aşınıyor. Beyaz Türklerin umudu Derviş deniyor. Solda seçenek oluşacak mı?
     Temizel: Türkiye'nin başka seçeneği kesinlikle vardır. İnsan unsurunu dışlayarak 70 milyon nüfuslu bir ülkeyi küçülterek borçlarını ödettirmekse programın hedefi, bu çok karanlık bir tablo. Ulusal varlığımızı kaybediyoruz. Türkiye yeni dünya düzeninin içinde yaşayacak. Tamam ama nasıl? Rekabet gücünüz yoksa tarım, sanayi çöküyor. Biz bu ağır maliyeti AB'de de ödedik. Gümrük Birliği'ne girdiğimiz tarihten beri Türkiye'nin Avrupa'ya dış ticaret açığı tam olarak 59 milyar dolara ulaşmış.
     
Çok ciddi anlamda karamsarım
     Yolsuzlukla mücadelenin sistem sorunu olduğunu vurgulayan Temizel, siyasi otoritenin açıklarını örtmesi gerektiğini belirtiyor
     IMF ve Dünya Bankası da yolsuzlukla mücadele, şeffaflık istemiyor mu?
     Temizel: Kesinlikle, Türkiye bunları gerçekleştirmek zorunda. Yolsuzlukların varlığı asıl sermayeyi kaçırtır. Dolayısıyla Türkiye'de krizlere neden olan hiçbir şekilde yolsuzluklarla, kara parayla veya toplumun hortumlama vs. gibi asla kullanılmaması gereken kaynakların çalınmasıyla ilgili olaylarla mücadele olamaz.
     IMF'nin 15 yasası arasında ihale tasarısı da hâlâ Meclis'ten geçmedi...
     Temizel: Evet, bu insanların çelişkileri ortaya çıkıyor zaten. Madem yolsuzluklarla mücadele krize neden oluyor; krizle mücadelede neden yolsuzlukların kaldırılması isteniyor?
     
     KAHRAMAN FALAN YOK
     Reel sektör çöküyor. Koç krizde varlığımızın yarısını kaybettik diyor.
     Temizel: Bu insanların çıkarlarının ner’de olduğunu ve neyi savunmaları gerektiği konusunu görmeleri gerekiyor. Türkiye dinamiklerini yolsuzluk ekonomisi üzerine kurmadı. Ülkenin kurtuluşu alın teriyle kazanan ve onu yatırıma dönüştüren, üreten, sanayii büyüten insanlara bağlı; ne kara paracılara bağlı ne hırsızlara, hortumculara bağlı...
     Sizce yolsuzlukla mücadelede frene basıldı mı? Siz niye görevden ayrıldınız, Kartal'dan tahliyeler başladı...
     Temizel: Ciddi anlamda karamsarım. Yolsuzluklarla mücadelenin bir sistem sorunu olduğunu artık Türkiye'de herkes kabul etmelidir. Kişilerin kahraman ilan edilmelerinin bu anlamda hiçbir sonucu olamaz.
     
     BİRKAÇ KİŞİ YETMEZ
     Birkaç iyi adamla önlenmez diyorsunuz.
     Temizel: Önlenmez, bu olay sistem sorunudur. Kişilerin ötesinde bürokrasiyle en önemlisi yargısıyla, kamuoyu desteğiyle artı siyasi otoritenin bu konuda eksikliklerini büyük bir hızla giderecek yasal düzenlemeleri yapmasıyla yürütülecek bir olaydır. Son günlerde çok çarpıcı bir olay oldu, Yargıtay'ın daha önce 8. Daire'nin vermiş olduğu kararın aksine 5. Dairesi'nin karar vermesi çıktı ortaya, siz oturup da TCK 313. maddeye girecek bir çeteyi oluşturup suç işlediğiniz zaman ben çeteyi başka bir mahkemede yargılarım, onun işlemiş olduğu fiille ilgili olayı başka bir mahkemede yargılarım diyemezsiniz, bu yöndeki hukuki yorumu benim mantığım almıyor. Bunlar kesinlikle bağlantılı suçlardır.
     Bankayı silahlanıp soymadıkları için çete oluşmuyor anlaşılan, nitelikli suç demek ki.
     Temizel: 313 kapsamındaki ekonomik suçlar zaten nitelikleri gereği örgütlü suçlardır, eğer örgütsüz olarak işleniyorsa bu adi hırsızlıktır, yankesiciliktir, kapkaççılıktır vs.dir. Neyse ki İstanbul’da hâkimler var. Kamu vicdanını rahatsız eden kararı düzelttiler.
     
‘Nereden buldun’ Türkiye’yi kurtarırdı
     'Nereden buldun' düzenlemesinin vergi ödemeyenleri kayıt altına almayı hedeflediğini söyleyen Temizel, "O yasa uygulansa bu krizi yaşamazdık" diyor
     Kriz 3 yıl önce görünüyordu.
     Temizel: 1998'de denildi ki, vergi gelirlerinin tümü faiz giderlerini karşılayamayacak. Hatta yanlış hatırlamıyorsam olay tersine dönecek vergi gelirleri faiz giderlerinin yüzde 87'sine filan düşecek. Bu maalesef tuttu. Türkiye yıllardan beri yüksek enflasyonla yaşaya yaşaya o konuda da yolun sonuna gelmişti. Toplumsal ahlakı korumak mümkünsüz hale geliyordu.
     
     SALMA USULÜ YARALADI
     Bir de hayat standardı tartışması vardı.
     Temizel: Krizden en çok küçük ve orta boy işletmeler etkilendi. Bu tür işletmeler Türkiye'de yıllardan beri hayat standardı esasına göre salma usulüne dayanan direkt gelirle, gerçek gelirle bağlantısı olmayan vergi öderler. Bu kesimlerin salma usulüyle kazanmadıkları gelirin vergisini ödemekten kurtarılması gerekiyordu. Bunu yaparken öyle yepyeni sistemler filan icat edilmedi, zaten dünyada bu net aktif teorisine göre vergilendirme var olan bir şeydi.
     Nerden bulduna geliyoruz?
     Temizel: Nerden buldun budur. İnsanlar gelirlerini elde ederken siz onları vergilendirme olanağına sahip olmayabilirsiniz. Kaçırabilir, vergi kaçırabilir, kayıt dışında tutar ancak daha sonradan bu elde edilen kazanç bir şekilde ortaya çıkar.
     Sermaye kaçmadı mı?
     Temizel: O yüzden değil. Uluslararası sermayenin Türkiye'de elde ettiği gelirler eğer vergilendirilirse kendi ülkelerinde zaten mahsup ederler... Yok Türkiye'de vergi ödemiyorlarsa zaten gidip kendi ülkelerinde yine öderler, o nedenle olayın yabancıyla hiçbir şekilde ilgisi yoktur.
     Rusya krizi mi etkili oldu?
     Temizel: Bu düzenlemeler, dünya ekonomik krizinin Uzak Asya'da başlayıp Rusya'yı da etkileyen 1997 - 98 yılları arasında yapıldı. 98 krizinde bu düzenlemelerin yapılması yararlı oldu Türkiye'ye. Özellikle de bu kayıt içerisine alınan ekonomi nedeniyle finansal darboğazda aşıldı. Yalnız o sırada bütün gelişmekte olan piyasalardan sıcak para çıkıyordu. Rusya'dan Arjantin'den, Endonezya'dan... Üstelik Türkiye ile kıyaslanmayacak derecede yüksek çıkıyordu. Türkiye'den o dönem çıkan para 7.4 milyar dolardı, bu Merkez Bankası kayıtlarında çok somut olarak görülüyordu.
     
     DEDİKODU STRATEJİSİ
     Hata yapılmadı diyorsunuz.
     Temizel: Nereden buldun adıyla anılan ve net aktif teorisine göre vergileme dediğimiz düzenleme Türkiye açısından o zamana kadar tek bir kuruş vergi vermeyen insanların o tarihten itibaren kayıt altına alınmasıydı. Geçmişe dönük yönü yoktu. Uygulanamadı. O yasa tavizsiz olarak uygulansaydı Türkiye bugün krizde değildi, kesinlikle değildi.
     Ertelenmeseydi...
     Temizel: İşin acı kısmı bunun yüksek gelir grubundan, kayıt dışı çalışanlardan vergi alınmasına ilişkin hükümler ertelendi, küçük ve orta boy işletmelerden esnaftan kazanmadığı gelirin vergisinin alınmasını engelleyen hükümlerin hayat standardı esası, geçmişe dönük olarak geri getirildi. Onun sonunda nisandaki esnaf eylemleri ortaya çıkmaya başladı. Türkiye’’den 100 milyar dolar kaçtı gibi inanılmaz savsatalar belirli nedenlerle yaratılıyor, bu yıpratma stratejisi. Krizin nedeni olarak bu yasalar gösterilmeye çalışıldı ve sanki ülkenin dinamikleri yolsuzluklar üzerine kuruldu gibi bir imaj yaratılmaya çalışıldı... Haksızlık yapıldı.
     
Borçlanıp ülkeyi tükettik
     Türkiye'yi nasıl değerlendiriyorsunuz?
     Temizel: Bizler geriye çekilip olayları izleme lüksü olmayan insanlarız. Toplumda bir sıkıntı var, herkes soruyor: 'Türkiye'nin başına ne geldi?' diye. Bir avuç insan bir araya geldik, alternatif programı hazırlıyoruz.
     Ne geldi başımıza?
     Temizel: Borçlanarak tükettik Türkiye'yi.
     Maliyeti ne oldu?
     Temizel: 100 - 150 milyar dolar arasında hesaplanıyor. "Türkiye'nin başına ne geldi?" olgusunun başlangıç noktasıdır. Bir taraftan bu yabancıların sıcak parası Türkiye'ye gelirken, özellikle tüketim ağırlıklı harcamalar sonucunda ticaret seköründe inanılmaz bir kararlılık ortaya çıkardı. Kayıt dışılık yaygınlaştı. Bu insanlar, vergi yerine ellerindeki paraları yabancı sıcak paracılarla birleştirerek devlete borç verme yöntemine gidiyorlar.
     Maliye Bakanlığınız döneminde, "Nereden buldun yasası" kayıt dışını sisteme çekme çabası mıydı, sıcak parayı kaçırmakla suçlandınız.
     Temizel: 1998'de vergi gelirlerinin yüzde 67'si faizlere gidiyordu. Similasyon sonucunda çok net olarak görüldü ki, önlem alınamazsa Türkiye 2002 yılı bütçesini yapamayacak.
     
Kalmamın hiç anlamı yoktu
     Karamsarım diyorsunuz, temiz toplum savaşı kaybedildi mi?
     Temizel: Yok, Türkiye o savaşı kesinlikle kaybetmemelidir. Türkiye'nin bundan sonraki savaşı ciddi şekilde temiz toplum savaşı olacaktır.
     İstifanızda isimlendirme yaparsak kim ön plandadır, Sezer mi, Derviş mi, Ecevit mi?
     Temizel: Üçünün de ilgisi yok, bu ilke sorunu, insanlar içinde bulundukları kurumda verdikleri çabalarla belirli sonuçlara ulaşamayacaklarını somut olarak görmüşlerse o makamda daha fazla sorumluluk taşımalarının anlamı kalmaz.
     
     SONUCA ULAŞAMAYACAKTIM
     Bırakıp gitmek sorumluluktan kaçış değil mi?
     Temizel: Üstlendiğiniz sorumluluğun yürütülmesiyle ilgili önünüzdeki imkânsızlıkların var olduğunu kabul etmek gerekiyor, ciddi imkânsızlıklar... Beni tanıyanlar hiçbir şeyden çekinmediğimi bilir... 4.5 ayın sonunda görevde kalmamın manası kalmamıştı.
     O geceye dönersek, sizi kalmanız yönünde iknaya çalışmışlar. Tantan, Hüsamettin Özkan... Kalmanın koşulları siyaseten de yok muydu?
     Temizel: Hayır, kesinlikle değil, asla hiç kimseyle kalın, kalmayın diye bir pazarlık yapılmadı. Benim görev yapabileceğim koşullar değişmişti ve yeni gelişmeler çerçevesinde kurum adına katkı yapamayacağımı gördüm. Ayrıldım.
     Geçmişe baktığınızda siyasette sizi en çok üzen olay nedir?
     Temizel: Tek üzüntüm vergi reformunu uygulayamamış olmak. Onu hazmedemiyorum. Hükümette kalsaydım belki Türkiye son krizdeki ağır bedeli ödemeyebilirdi.
     
İnönü’yle görüşüyoruz
     Siyaset çözüm üretmeli diyorsunuz.
     Temizel: Evet. Türkiye yeniden iç dinamiklerini nasıl harekete geçirecek, bunun için gereken kaynağı nereden bulacak? Eğer bu emme basma tulumba sistemi ise ilk maşrapa suyu tulumbaya nereden boşaltacaksınız? Bunu da göstermek zorundasınız. 92 katrilyonluk iç borcun, 114 milyar dolarlık dış borcun ne şekilde, hangi periyotla ödeneceği ortaya konulmalıdır.
     Siz de bir Türkiye programı hazırlıyorsunuz.
     Temizel: Bu olayların biraz siyaset dışı yani siyasete karşı çekinceleri olanların da katılmalarını sağlamak için Ülke Politikaları Vakfı adı altında bir vakıf oluşturduk.
     
     BİZ ÇÖZÜM ÜRETECEĞİZ
     Soldaki oluşumda adınız Erdal İnönü ile anılıyor.
     Temizel: Artık tek başına program da yetmiyor, öncelikle bu programı yürütecek olan kadronun oluşması önemli. İnsanlar artık söyleme bakmıyorlar, o söylemin hangi kadrolara dayandığına bakıyorlar. Yeni siyasi oluşumlardan daha önemli olan çözümlerdir. Önce Türkiye programıyla insanların karşısına çıkılması gerekiyor. "Ben geldiğim zaman uygularım" olayı yok artık. Hüsnü Doğan’ın bir yorumunu okudum. Diyor ki, insanlar siyaseti seçimlerin olacağı pazar gününe göre yapıyorlar, pazartesi günü de ne yapacaklarını bilmiyorlar.
     Sayın İnönü ile görüşüyoruz, bir sosyal demokrat program ve çözümler üzerinde duruyoruz, ben kişisel anlamda yeni oluşumun sözcüsü falan değilim. Öyle algılanmak da istemem. Halkın çıkarına dayalı seçenekleri bir an önce ortaya koymak gerekiyor. Yeni bir parti hazırlığı da buna dahildir.
     



 SİYASET


Acaba ekonomik bir deneyde kobay mıyız
‘Tartışma Türkiye’ye zaman kaybettirir’
Yılmaz tek hâkim
Ankara'da bunlar konuşuluyor
Ağar’dan Tayyipçilere: İftiracılar
Nikahta zoraki tokalaşma


 SAYFA BAŞI 




© 2001 Milliyet