ANAP lideri Yılmaz'ın sözleri: "Ulusal güvenlik, bir devletin bekasını sağlamayı amaçlayan son derece gerekli bir kavramdır.
Bu kavramın bugünkü kullanım tarzı, tam aksi yönde cereyan etmektedir... Bu kavram, devletimizin geleceğini sağlamlaştırıcı her adımın engelleyicisi durumuna gelmiştir..." MHP lideri Bahçeli'nin tepkisi: "Yılmaz'a katılmamız mümkün değil, doğru da bulmuyoruz. Bu tür tartışmalar Türkiye'ye zaman kaybettirir. Türkiye'nin önünde çözmesi gereken birçok konu var. Bu süreçte doğru bulmuyoruz..." Gerçekten Türkiye'nin önünde birçok sorun var. Zaten tartışma da hemen her sorunun "ulusal güvenlik"le ilişkilendirilmesinde çıkıyor.
Çok basit bir örnek: MGK, ekonomik kriz ve ekonomik programı görüşerek "sosyal patlama" uyarısında bulundu.
Hükümet bir şey demedi. Kemal Derviş "sosyal patlama olmaz" dedi.
* * * KİMSE Türkiye'deki gelir uçurumunu, dehşet verici fakirliği inkar etmiyor. Ama toplumsal tepki konusunda farklı tahminler var.
Bana göre de bu uysal toplumda münferit olayları aşan patlamalar olmaz. 28 Şubatçıların "İran türü halk ayaklanmaları olacak" beyanları da boştu, fos çıktı zaten.
Hemen bütün başbakanlar gibi, Yılmaz da, hükümetle askerlerin karşı karşıya geldiği konularda hep hükümetlerin, hatta Meclis'in geri adım attığını tecrübelerle yaşamış, basına intikal etmiştir.
YÖK'ün Bahçeli'yi de haklı olarak rahatsız eden sekter ve ceberrut politikaları da, YÖK yönetiminin hiçbir akademik ve toplumsal araştırmaya dayanmayan ama "hiyerarşik" olduğu açıkça belli "ulusal güvenlik" anlayışından doğuyor.
AB üyeliği sürecinde ulusal güvenlik kavramı çok daha derin ve kapsamlı bir işlev görüyor. Öyleyse bu kavramın derinliği ve kapsamı tartışılmalıdır.
* * * FRANSIZ Başbakanı Clemenceau'nun Birinci Dünya Savaşı sırasındaki sözleri: "Savaş askerlere bırakılamayacak kadar karmaşık bir meseledir." Çünkü savaşın ekonomik, politik, diplomatik, toplumsal yönleri de çok önemlidir ve bu yönlerin uzmanları askerler değildir. Elbette ulusal güvenlik kavramı askeri konseptten tamamen ayrılamaz ama sırf askeri anlayışla da değerlendirilemez.
Doğrusu, sadece karar değil, hazırlık işini de sorumluluk sahibi organların yapması, kavramın da tartışılarak oluşturulmasıdır. Bu, kurullarla ve kurulların düşünce biçimiyle sınırlı bugünkü ulusal güvenlik kavramı konusunda çok yönlü toplumsal bir kültürün oluşması için de lazımdır.
O bakımdan Yılmaz'ın tartışma önerisini isabetli buluyorum.
Elbette, Yılmaz'ın da vurguladığı gibi, ülke bütünlüğü, üniter devlet ve Cumhuriyet'in temel nitelikleri her zaman değişmez temel değerlerdir.
Yılmaz'ın konuşmasındaki bir 'maddi' yanlışa da değinmek isterim. Matbaa "din elden gidiyor" diye engellenmiş değildir.
Bunu yarın yazacağım. Şimdilik: Matbaanın gecikmesinin sebebi, din değildir, o zamanki din anlayışı ve ulema da değildir. Niyazi Berkes'in belirttiği gibi, tamamen lonca sistemidir, sosyo ekonomik yapıdır!
Bugün de ulusal güvenlik kavramına, 'askeri'nin yanında, mutlaka sosyal, ekonomik ve politik gözle ve buna sahip yeni bir kurumlaşmayla bakmak gerekiyor.