En sevdiğim şey, geleceği hatırlamaktır. Opel'in kısa tarihçesinin de yer aldığı bir yayının ilk sayfasında karşıma çıkıveren bu satırların altındaki imza: Salvador Dali. Dali bu! Biraz da deli. Daha doğrusu çılgın. Onun "geleceği hatırlamasında" şaşılacak bir şey olamaz. Ama Dali'nin bu cümlesi, bir otomobil firmasının tanıtım kitabının ilk sayfasında, üstelik de bomboş bir sayfanın tam orta yerinde tek başına karşınıza çıkarsa, ne demek istemişler diye düşünürsünüz...
(Opel yetkililerine sordum. Derginin hazırlandığı Almanya'daki birime sorup cevabını verecekler)
Taa Yabancı Sermaye Derneği Genel Sekreteri olduğu günlerden tanıdığım, Opel'in Dış İlişkiler Direktörü Semiha Baban'ın çağrısı üzerine hafta sonunu Efes harabeleri arasında geçirdim. Geleceğin nasıl hatırlanacağı üzerine kafa yormaya fırsatım olmadıysa da, pek adetim olmadığı üzere toplumların geçmişlerinin ortaya çıkarılması üzerine biraz düşündüm. Laf aramızda geleceği hatırlamak, benim için daha kolay bir fikir jimnastiği olabilirdi.
Son dönemde kendimle ilgili küçük bir şikayetim var galiba. Beni seven, ama birbirlerini de tanımayan birkaç dostum ısrarla "Çok fazla çalışıyorsun, iş yükünü mutlaka azaltmalısın" diyorlar. Hele cumartesi günleri beni evden arayıp, gazetede bulduklarında bu yöndeki itirazlarını dile getirmeden edemiyorlar.
Geçtiğimiz cumartesi beni masamın başında bulamadılar işte! Çünkü o saatlerde bir grup meslektaşımla birlikte Efes'te Belevi Mezar Anıtı ile ilgili son arkeolojik bulguları dinlemekle meşguldüm.
İşkoliklik meselesi bu sıralar epey kafamı kurcaladığı için, önümüzdeki günlerde o konuya yeniden döneceğim. Bugünse, konunun uzmanlara taş çıkartacak uzmanı meslektaşım Özgen Acar'ın da affına sığınarak (kendisi de bizim gruptaydı) Belevi Anıt Mezarı'nda dinlediklerimden bende kalan tortuları, alttaki sütunlarda sizlerle paylaşmak istiyorum.
Anıt mezarda son eleme!
Arkeoloji, kendimi her zaman o denli uzak hissettiğim bir disiplindir ki, Efes'teki Belevi Anıt Mezarı'nın başında Avusturyalı uzman Dr. Peter Ruggendorfer'in anlattıklarını, sanki sürreal bir film izlermiş gibi dinliyorum.
Yandaki fotoğrafta işçilerin çalıştığı kalıntılar, anıt mezarın ilk katı. 10.5 metre yüksekliğinde ve Dr. Ruggendorfer'in ifadesine göre gayet iyi durumda. 11 metre yüksekliğindeki ikinci kat da tamamlandığında, yandaki krokide görüldüğü gibi olacak.
İçindeki lahit ise 1960'tan beri Selçuk Müzesi'nde sergileniyor. Yanda gördüğünüz fotoğrafta yer alan lahitin içindeki heykel, işte o anıt mezarın yapıldığı kişi. Ancak kim olduğu henüz tam olarak belli değil. Neyse ki seçenekler ikiye kadar inmiş. Ya Efes'i yeniden kuran General Lysimachos'a (Büyük İskender'in generali) ya da MÖ 246'da Efes'te ölen 2. Antiochos Teos'a ait. Ruggendorfer, "Önümüzde 2 seçenek ve bu faaliyeti yürütebilmek için de 3 yıl var. Umarız bu süre sonunda anıt mezarın kime ait olduğunu kesinlikle söyleyebiliriz" diyor.
Belevi Anıt Mezarı, Efes'teki kazı çalışmalarının küçücük bir parçası. Antik kentin kazı ve restorasyonu 1895'te başlamış ve ilk günden beri, yani 106 yıldır da Avusturyalıların damgasını taşıyor. Çalışmalar Avusturya Bilimler Akademisi ve Avusturya Arkeoloji Enstitüsü uzmanlarınca yürütülüyor.
Opel - Türkiye'nin şimdiki Genel Müdürü Erhard L. Spranger de Avusturyalı. Belevi Anıt Mezarı'nda çalışan 15 - 20 kişinin günde 4 kez Selçuk'tan Efes'e götürülüp getirilme işini üstlenmişler. 3 araçlarını bu iş için ayırmışlar.
Yaptıkları işi sponsorluk olarak görmüyorlar. Ancak İzmir - Torbalı'daki üretim tesisini kapattıktan sonra da Egeli şirket olmakta karar kıldıkları için dikkatleri bu konuya bir nebze de olsun çekmek istiyorlar.