Temcit pilavına dönen yerel yönetimlere ilişkin yasa tasarısı bir kez daha gündemde.
Merkeziyetçilikten kurtulup yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılması yolunda, siyasetçisinden yöneticisine, bilim insanından sokaktaki vatandaşa kadar hemen herkes görüş birliği içindedir, ama bu konuda "reform" yapacağı söylenen yasa yıllardır bir türlü çıkmaz. Ne hikmetse!..
Biz size merkeziyetçiliğimizin hikmetine ilişkin ilginç bir örnek verelim.
Bir kurum düşünün ki, müdüründen odacısına, başhekiminden kapıcısına kadar 300'e yakın personelinin atanması devletin onayı ile yapılabilsin, ama çalışanların tümünün maaşının tek kuruşunu bile devlet ödemesin! (Maaşlar acezeler için yapılan bağışlarla idare ediliyor.)
Bu kurum 106 yıllık Darülaceze'dir.
Yerel yönetimlerin yetkisi artırılsın diyoruz, ama bu yetkinin kullanılması yasalarla sağlanamaz ki... Yasalardan önce kafalardaki anlayışın değişmesi gerek. Bu konuda Darülaceze üzerinden birbirine zıt iki ayrı örnek verelim size.
Darülaceze'ye destek amacıyla 1991'de kurulan Darülaceze Vakfı, yüzüncü yıl nedeniyle kurumun bir tarihini yazma işini Doç. Dr. Nuran Yıldırım'a verir. Yıldırım'ın kitabının önsözünden bir cümle: "Kurum arşivinden yararlanmak üzere Darülaceze'ye başvurduk, ancak müdür Dr. Zihni Birkan kurum arşivinden yararlanmamıza izin vermedi." Alın bakalım, bu anlayıştaki bir yerel yöneticiye daha çok yetki verseniz ne olur vermeseniz ne yazar?
Bir de tersinden örnek aktaralım.
İcra Vekilleri Heyeti (Bakanlar Kurulu) kararıyla 1924'te Şehremaneti'ne (Belediyeye) bağlanan Darülaceze, Tayyip Erdoğan'ın Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde İçişleri Bakanlığı'na bağlandı. Belediyenin çok keyfi ve partizanca davrandığı kanısına varan dönemin hükümeti, Darülaceze'yi Tayyip Erdoğan'ın elinden kurtarmak için bu yolu seçti. Yargı da 26 Nisan 1916 tarihli Darülaceze Nizamnamesi'ne dayanarak bu kararı onayladı.
Yetki kullanımında iki ayrı örneği gördünüz.
Sözde büyük reform(!) vaat eden yerel yönetimler yasa tasarısı bir yana, şu 85 yıllık Darülaceze Nizamnamesi'ni "günün koşullarına göre" değiştirerek dünyada bir benzeri bulunmayan ve bir gün size lazım olabilecek bu hayır kurumunu daha iyi hizmet verecek yeni bir yapıya kavuştursanız.
Dünyada benzeri olmayan dedik, şu bakımdan: II. Abdülhamit tarafından kurulduğu günden bu yana, içinde cami, kilise ve havra hizmete açık bulunuyor.
Bir gün size de lazım olabileceğini söyledik, şu nedenle: II. Abdülhamit'in kızı Ayşa Sultan (Osmanoğlu) babasının kurduğu Darülaceze'de yaşamını yitirmişti.
Bir şiir
Uğur Hacıhanefioğlu'nun Akşam Şiirleri kitabındaki "suçlu ve günahkar" şiirinden dizelerle noktalıyoruz: "umarsız bir bulut özlem / kapatır gecemi gündüzümü / her şey biraz daha ölürken / ölümün kız kardeşi aşk / giyinmiş akşam karanlığını, / çıkagelir bir şarkının içinden"