Genel Yayın Yönetmenimiz Mehmet Y. Yılmaz, iş ve finans çevrelerinin önde gelenleriyle, reklam dünyasını ve medyayı yönlendirenlere geçtiğimiz günlerde şu cümlelerle başlayan bir davet mektubu gönderdi:
"Uzun süredir Türkiye'de gündemin ilk maddesini ekonomi oluşturuyor.
'Yarın ne olacak? IMF'li mi, IMF'siz mi? Derviş'le mi, Derviş'siz mi? Bu hükümetle mi, farklı bir modelle mi?' soruları, Türkiye'de tüm zihinleri meşgul etmeyi sürdürüyor.
Milliyet, 'Krizin neresindeyiz?' konusunun uzmanlarla tartışılacağı özel bir toplantı düzenliyor. Sayın Bülent Eczacıbaşı'nın yönetiminde yapılacak toplantının konuşmacıları, ekonominin seyrine ayrı gözlüklerle bakan 3 seçkin Milliyet yazarı Güngör Uras, Osman Ulagay ve Hurşit Güneş (...)"
Toplantıya ilişkin ayrıntıları, ekonomi sayfalarımızda bulabilirsiniz. Zaten CNN Türk de toplantıyı canlı olarak yayımladı.
Bu toplantıdan benim oltama takılanlardan birkaçını sizlerle paylaşmak istiyorum:
* Yazın tam da göbeğinde olduğumuz şu günlerde gerek iş, gerekse finans dünyasının kilit noktasındaki karar vericilerin neredeyse tamamının Swissotel'in Balo Salonu'nu doldurmuş olmaları dikkat çekiciydi.
Krizin ortasındayız
* CNN Türk Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Boratav, toplantının bitiminde ilk karşıma çıkan kişiydi. "Krizin neresindeyiz sorusuna bu konuşmalardan benim çıkarttığım cevap, krizin tam ortasındayız oldu," dedi. Gerçekten de Oyak Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Coşkun Ulusoy'dan Tofaş Murahhas Azası Jan Nahum'a toplantıyı izleyenlerin çoğunluğunun görüşü, krizin tam orta yerinde olduğumuz yönündeydi. Ancak bu "orta"nın anlamı "Yarısını geride bıraktık, diğer yarısı kaldı" şeklinde anlaşılmamalı kesinlikle. Çeşitli oyuncuların davranışlarına göre rotasını değiştirebilecek, gideceği istikamet şimdiden belli olmayan, kritik bir "krizin ortası" durumu söz konusu.
* Davetlilerin çoğunluğu, "3. kriz kaçınılmaz" ya da "Bu gidişle 2. krizden de beteri ufukta görünüyor" şeklinde bir mesaj verilmediği için neredeyse zil takıp oynayacaklardı. Anlaşılan ekonomide uzman 3 yazarımızı, yazılarından daha iyimser bulmuşlardı. Ve galiba bardağın yarısının sürekli boş olduğunun tekrarlanmasına benzer bir negatif enerjinin bu toplantıda yayılmamış olmasından da fevkalade memnundular.
* Davetlilerin küçük bir bölümünde, toplantı sonrasında ilginç bir düş kırıklığı sezdim. Farklı görüşleri savunan 3 yazarımızın birbirlerine biraz takılacaklarını, birinin ortaya koyduğu görüşü diğerinin çürütmeye çalışacağını umanlar, mahzun kaldıklarını kulağıma fısıldadılar. Toplantı bitimine kadar aklımın ucundan bile geçmeyen bu düşünce, laf aramızda sonradan bana da sıcak geldi. Konuşmacılar dozunu kaçırmadan, birbirlerine bir miktar sataşsalar, fena mı olurdu yani...
Siyasetçiden umut yok
* Bu toplantıdan benim nasıl bir mesaj çıkarttığıma gelince... Nasıl ki PKK ile savaştan daha fazla can alan trafik kazalarından siz - ben - o (hepimiz) sorumluysak ve sorumluluğu rüşvet yiyen trafik polisine ya da yolları onarmayan Karayolları'na yüklemekle sorunu çözemiyorsak, içinde yaşadığımız ekonomik krizden çıkış yolu da hepimizin elini taşın altına koymasına bağlı. Tabii ki temel sorunumuz siyasilere güvensizlik. Ama baş sorumlu olan onlar, tepişmeye devam ediyorlar maalesef. İşte son olarak da ulusal güvenlik meselesi çıktı piyasaya! Öyleyse bizler, krizin müsebbibi olmasak da bir biçimde toplumsal sorumlulukta kendimize düşen rolü yerine getirmenin yolunu bulacağız. Dayanışma içinde olmamız gerek. Zaten aksi halde ikincisinden beter bir krizin altında ezilmemiz kuvvetle muhtemel.
* Toplantı çıkışında kalburüstü bir finansçı, "IMF bize aslında para değil, 15 katrilyonluk zaman verdi Meral, bizim bu zamanı iyi kullanmamız gerek. Ama maalesef politikacılarımız müsrifçe harcıyor" dedi.
* Düşünce ufkunu her zaman geniş bulduğum bir genç patron ise toplantı çıkışında, konuşmaları dinlerken çizdiği (Bakınız üstteki sütunlar) ve DEMOKRASİ ÇIKMAZI başlığını koyduğu kısır döngüyü benimle paylaştı. Ona göre bugün "devlet ana bak bana" diyen 14 milyonluk memur - çiftçi - köylü kitlesinin, savaşmadan, isyan çıkararak vezir kelleleri isteyerek padişahtan ulufe bekleyen yeniçerilerden farkı yoktu.