GENELKURMAY'IN açıklaması, basında "bu da ulusal gerginlik... Muhtıra gibi" tarzındaki manşetlerle verildi. Çünkü öyle algılanacak nitelikteydi.
Hükümetin başı ve Genelkurmay'ın "üst"ü olarak Başbakan Ecevit, Mesut Yılmaz'ın "ulusal güvenlik kavramı tartışılsın" önerisini yanlış bulduğunu açıklamıştı.
Ülkedeki siyasi hadiselerin ve bunların içerideki ve dışarıdaki yansımalarının bir numaralı yetkilisi ve sorumlusu olan Başbakan bu açıklamayı yaptıktan sonra, dış politika, iç politika ve ekonomi konularında sorumluluğu olmayan Genelkurmay, dışarıda ve içeride etkileri olacak böyle bir açıklamayı yapmamalıydı.
Yapınca da ölçülü, sakin bir dil kullanmalıydı.
Üstelik açıklamanın kapsamı, askerliğin olağan alanlarının dışında, pek çok konuyu kapsıyordu. "Küreselleşme" dahil!
* * * GÜVENLİK kavramının tartışılması önerisi neden hemen "irtica" ve "bölücülük" çağrışımları yaptırılarak suçlanıyor!
Oktay Ekşi gibi Kemalist bir başyazar da, Yılmaz'ın "ulusal güvenlik kavramı tartışılsın" önerisini destekledi. Hatta bu 'sendrom'u Celal Bayar'ın "bu kış komünizm gelecek" evhamına benzetti.
28 Şubatçılara göre de 'o kış' "İran türü halk ayaklanmaları olacak", şeriat gelecekti!
Düşünmek gerekir: Rejimi, ülke bütünlüğünü ve üniter devlet ilkesini güçlendirecek politikalar, sadece Genelkurmay ve MGK'nın düşündüğü araçlar ve modeller midir?!
Bu konudaki akademik araştırmalar ve dünyadaki uygulamalar o kadar zengindir ki, zihnimizi mevcut 'konvansiyonel' "ulusal güvenlik" anlayışlarıyla sınırlandırmak, Türkiye'nin çözüm araçlarını, çözüm üretme yeteneğini sınırlandırmak olur!
Tartışmazsak, yeni araçların, yeni açıların geliştirilmesi mümkün mü?
* * * GENELKURMAY bildirisinde politikacıların "ihtirasları" yüzünden istikrarın sağlanamadığı, yolsuzlukların ve ekonomik sıkıntının bu boyutlara çıktığı belirtiliyor.
Öyleyse çözüm "ihtirassız" politikacı bulmak mı?! Nasıl?!!
Türkiye derin ve tehlikeli bir "yönetilemezlik" krizi içindedir. Bu doğru... En az on yılımız bu yüzden heba olmuştur!
Fakat dört yıllık bir icraat için önünü görüp disiplinli uygulama yapabilecek bir hükümetimiz oldu mu? Koalisyonlarla mümkün mü bu?!
Ama sebep, "ihtiras" gibi sübjektif bir olgu değil, 1960'tan beri darbelerle siyasi sistemin parçalanmış olmasıdır.
Almanya'yı 1946'da kurulan partiler yönetiyor; nesillerin değişimiyle devlet adamları yetişiyor, gelenekler oluşuyor... Nerede bizim 1946'daki partiler?!
Nasıl bir siyasi sistemle çözeriz bu sorunu? "İhtiras" gibi sübjektif ve tek bir açıdan bakmak yerine, farklı açılardan bakınca, bakın, nasıl değişik çözüm imkanları gündeme gelebiliyor.
Aynı şekilde, ulusal güvenlik sendromu ve MGK'nın statüsü de daha yararlı ve demokratik olanını geliştirmek üzere, tartışılmalıdır.
Acil güncel mesele ise, Çankaya, hükümet ve asker ilişkilerindeki eksikliklerdir. Adeta bir üç başlılık görüntüsü oluşmak üzeredir.
Onu da yarın yazacağım.