10 Ağustos 2001 Cuma


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  SERİ İLAN  
 
 




Emel Sayın 21 yıllık suskunluğunu bozdu: "Şarkı söylerken öyle bir yere kıstırılırsınız ki..."
‘Özal döneminde önüm kesildi’

"Değişen hükümetlerle birlikte benimle ilgili fikir farklılıkları oldu. Komik, tuhaf... Ama tavırları çok netti"

     Ahmet Tulgar

     Emel Sayın’ın sesi bize bir yol açar. Tizden pese hızla düşerek, sonra fişeklenmişçe tekrar bir tiz tona uçarak, bir aşağı bir yukarı, hızlı veya yavaş ama ileri, hıçkırıklarda ve küçük, gizli kahkahalarda, utangaç soluklarda duraklayarak gideriz. O bize sesten bir kroki sunar.
     Emel Sayın’ın hayatı bize yakın tarihimizi de sunar. Dümdüz bir yerdir orası: Yakın tarihimiz. Kratersiz. Derinliksiz. Derinlik gerekmez. Her şey aleni ve yüzeyde yapılmış, yapılırken ve yapılınca üzerine susulduğu için gizlenmiş, karanlıkta kalmıştır. Yakın tarihimiz ayın karanlık yüzleriyle yamalıdır.
     O ovada, Emel Sayın baskı döneminin propaganda çalışmaları, istihbarat örgütünün karşı istihbarat faaliyetleriyle yorulur. Üzerine karanlık lekeler düşer. Şarkı söylerken kirlenir ve arınır.
     İktidarın elinden kurtulur, müziğin hamamında kırk tas suyla yıkanır ve yine bizim olur. Onu severiz, tutkunuzdur, çok beğeniriz.
     Ve onu kirletmek isteyenlere öfkeyle bir tekerleme söyleriz: Kabaramazsın kel Fatma, Emel güzel sen çirkin.
     
En çok güzelliğimden bahsedildi, bu adaletsizlikti
     Elleriniz ne güzeldir. Yıldırım Gürses sizin elleriniz için yazmıştı o şarkıyı, değil mi? Eller; eller, eller...
     Evet, bana yazmıştı.
     
     Siz şarkı söylerken ellerinizi çok güzel hareket ettirirsiniz. Adeta ellerinizi takip ederek sahnede yolunuzu bulursunuz.
     Öyleymiş. Ben şarkı söylerken bütün vücudumu kullanıyorum. Kendiliğinden oluyor. Alçalırım, ayaklarım üzerinde yükselirim.
     
     Sesinizde de o inişli çıkışlı grafiği buluruz, değil mi?
     İner, çıkar.
     
     Elleriniz ve gözleriniz. O kadar öne çıkıyorlar ki...
     En çok bunlar konuşuldu. Yapacak bir şey yok. İlk önce onlar göze çarpıyor. Şarkıyı dinlemekten çok acaba dikkati oraya mı çekiyorum? Evet, en çok güzelliğimden bahsedildi, bazen adaletsizlik gibi geldi bu bana; üzülmedim değil, çünkü şarkıcıyım önce. Bu insana büyük bir sorumluluk da yüklüyor. Hep güzel olmak zorundasın. Şimdi artık bunları aşmaya başladım.
     
Bülent Ersoy’la sahneye çıkmam, egzajere ediyor
     Şimdi aynanın karşısında bu olgun kadın bu güzellikle nasıl hesaplaşıyor?
     Güzelliğin her şeyin önünde önem taşımadığını önce kendim kabul ettim. "Bunu taşımak ne zor bir şey" dedim. Ama yine de ruj sürmeden yaşayamıyorum. Ayrıca ben zannedildiği kadar çok bakmıyorum aynaya. Mutsuz olduğumda aynaya daha çok bakıyorum. Ve kendimle sessiz veya sesli konuşarak toparlanıyorum.
     
     Bu röportajın yayımlandığı günün akşamı siz ve Muazzez Abacı birlikte sahneye çıkacaksınız. Bu konser birbirinize şık, zarif bir meydan okuma mıdır?
     Kesinlikle meydan okuma değil. Aslında ben bir sahneyi başka bir sanatçıyla paylaşmayı sevmiyorum. Evlilik gibi; o zaman bölünüyorum. Tam ben olmuyorum. Bunu Türk Sanat Müziği adına kabul ettim. Bizim jenerasyondan bir Muazzez, bir ben kaldık ortalıkta gibi geliyor bana. Bülent Ersoy’u farklı bir yere koyuyorum. O farklı.
     
     Hangi açıdan farklı?
     Cinsel açıdan bir ayrım yapmıyorum. Müzikal açıdan farklı. Aynı sahneyi Bülent Ersoy’la paylaşamam. Biraz egzajere ediyor. Klasik bir albüm yapmıştı ilk. O Bülent Ersoy’u seviyorum. Ama sahnedeki Bülent Ersoy’un nasıl okuyacağını, ne yapacağını kestiremem. Bir şarkıyı o kimliğinden çıkarıp ayrı bir şarkı gibi okuyabiliyor.
     
     Siz Türkiye’nin çehresi olmuş kadınlardansınız. Ve güç odakları sizi de teslim almak istedi. 12 Eylül döneminde iktidar tarafından vitrin olarak, propaganda aracı olarak kullanıldığınızı hissettiniz mi, kendinizi 12 Eylül rejiminden koruyamadınız mı?
     Benim için hep derler ki, "Emel hayır demesini bilmez." Çok yanlış bir kanı bu. Evet, insanları kırmaktan korkarım çünkü ben kendim de çok kırılganım. Ama yanıldıkları bir şey bulunuyor. Sorduğunuz soru çok önemli. Böyle bir soruyu bana ilk defa siz soruyorsunuz. Ben kibarca hayır diyerek, kimseyi kırmadan, hayatımda olabilecek önemli olumsuzlukları önledim. İnanmadığım ortamlarda olmadım. Ben yıllarca protokol sanatçısı konumundaydım. Yabancı bir devlet büyüğü gelecek, tek düşünülen isim ben olurdum bir dönem. Ordu mensuplarına, siyasilere, yurtdışında da öyle, çok görevlendirildim. Hepsinde o kadar dikkatli oldum ki.
     
Ne terk ederim, ne terk edilirim, sakız gibi uzatırım
     Lili Marlene’i söyleyen kadın şarkıcı Willi de, "Sadece şarkılarımı söylüyorum" diyordu ama İkinci Dünya Savaşı’nda propagandistlerce kullanılıyordu.
     Türkiye farklı bir ülke. Öyle bir yere girersiniz ki hiç düşünmeden "Ben sadece şarkımı söylerim" deyip, sonra onun altından kalkamazsınız, sizi bir yere kıstırırlar. Ben siyasetin içinde olmadım. Sadece ülkemi çok seviyorum. Hep iyi yönetilmesini istiyorum ama bunu hiç görmedim. Neden biz bir İsviçre, bir İngiltere, bir Fransa olamadık? Çok daha huzurlu, çok daha farklı bir Türkiye’de çok daha iyi şarkı söylerdim ben mutlaka.
     
     Erkekleri siz mi terk ettiniz?
     Ben ne terk ederim ne de terk edilirim. Ben böyle şey gibi, sakız gibi, uzatırım, uzatırım, çok zordur. Kendiliğinden kopar karşılıklı olarak.
     
     Diğer eşleriniz hoş adamlardı da, o David Younnes’da ne buldunuz?
     Sizin tipiniz değilmiş o. (Gülüyor). İnanmıyorum. Ben şimdi bir kitap yazıyorum, bunu da anlatacağım. Ne kadar acımasızsınız, çirkinlerin canı yok mu? Ne mi buldum onda? Ben bulmadım ki onu zaten. Resmi bir konser için Abu Dhabi’deydik. Bana çok ilgi duydu. Hiç tipim değildi, doğru. Orada size katılıyorum. Çok uğraştı. Bütün ekibi her akşam yemeğe davet etti 15-20 gün. Müthiş bir kişilik şov yaptı. Ama gönlümü alamadı. Ergil Tezerdi ve Egemen Bostancı dönüşte "Emel, bir dakika gelir misin?" dediler, sağımda Egemen solumda Ergil, beni bir kıstırdılar, "Bu adam şöyle, bu adam böyle, neden düşünmüyorsun, tam sana göre" dediler. David iki gün sonra Türkiye’ye geldi. Pes etmedi. Aileme kendisini sevdirdi. Ama herkes karşıydı Türkiye’de. Sahneye çıkıyorum, "Sakın gitme" diyorlar. Bir gün Müzeyyen Senar geldi kulise, "Bu adamla evleneceksin, bu iş nankördür" dedi. Evlendik.
     
     Hayalet gemi gibi bir adamdı. Korsan gibi aldı, gitti sizi.
     "Belki," dedim, "bir yerde bilmediğim daha güzel bir hayat bulurum." Hiç denemediğim bir şeydi Amerika’da olmak, hiçbir sorumluluğunun olmaması.
     
     Evlilikleriniz yürümedi. Yalnız hissediyor musunuz kendinizi?
     Şöhret garip bir şey. Bedeli çok ağır. İnsana birçok alışkanlıklar getiriyor. Bakın şöhretli insanlara, beraberlikleri sürmez. Bunun altında şöhret denilen hastalık yatar. Çok sevdiğiniz bir insanla beraberken bile, o kalabalıkların sevgisine öyle alışıyorsunuz, öyle bir tutku oluyor ki, o insanın yanında kendinizi yalnız hissediyorsunuz. Çok tehlikeli. Sizi hiçbir şey tatmin etmiyor, hayatınızı dolduramıyor ondan sonra.
     
‘MİT raporuyla ilgili konuşsaydım harcarlardı’
     12 Eylül dönemi kapanıp, Özal dönemi başlayınca sizi az görür olduk. Neden?
     Bunu anlatmak zor. Değişen hükümetlerle birlikte benimle ilgili fikir farklılıkları oldu. Çok komik, tuhaf. Özal döneminde ben çok etkilendim. Nedenini gerçi ben biliyorum. Burada bahsetmem ama biliyorum. Evet, Özal döneminde önüm kesildi. Bu bana o kadar komik, o kadar anlaşılmaz geldi ki. Hiç aldırmadım. Çok açık ve netti tavırları.
     
     Hiç karşılaştınız mı Özal çiftiyle?
     Karşılaşıyorduk tabii. Semra Hanım hiç yüzüme bakmazdı. Mesela TRT 2’nin açılışında ben de sahneye çıktım. Semra Hanım bir defa bile başını kaldırıp yüzüme bakmadı. Söylediklerine göre Turgut Bey de çok fazla bakmıyormuş Semra Hanım’dan biraz çekindiği için. Öyle garip şeyler oldu.
     
     Evet, garip şeyler oluyordu sizin isminiz etrafında.
     Mesela bir MİT raporu yazıldı. En büyük adaletsizlikti bu bana hayatım boyunca yapılan. Bir MİT raporu gibi bir çalışmanın içinde bana böyle bir iftira (Bir devlet yetkilisiyle ilişkisi olduğuna dair iddiayı kastediyor) atılmasının nedeni neydi, bilmiyorum. Bana çok büyük adaletsizlikler yapıldı. Sabırla bekledim. Birdenbire ben o zaman o MİT raporuyla ilgili konuşsaydım büyük bir patlama olurdu ama beni harcarlardı, bitirirlerdi beni. Hiç konuşmadım. Zamanla bununla ilgim olmadığını herkes anlayacaktı. Halk sizi biliyor, halkın sevgisi nedeniyle sanatçılar çok önemlidir, onun için politikacılar sanatçılarla yakın ilişki içinde oluyorlar.
     



 PAZAR


Onun Vespa’sı var...
Futbol gemisi lafla yürüyecek
Evimizde büyüdü
‘Keşfedecek çok şey var’
HARRY POTTER beyazperdede
Olaylı düğünün öteki yüzü
"Futbolu ciddiye alanların dergisi"
Esintili konserlere devam
Şimdi öldün mü çocuk?
SOHO denize indi
Üzüm üzüme baka baka güzelleşir
‘Özal döneminde önüm kesildi’
Reklamlar: "Tamamen duygusal"
Nature ve Dolce "Çiçek ve Tatlı"
Özlemin dayanılmaz yumuşaklığı
Arkadaşım eşşek... Sadakatte birinci
Nemrut’taki Hollandalı Schliemann
Bir pazar günü, turist gibi...
"Soğuk Büfe"
Mel, Nicole, Şiraz derken...


 SAYFA BAŞI 





© 2001 Milliyet