
|


Reklamlar: "Tamamen duygusal"
Görüntünün fatihlerinin yeni formülü: İnsana yakınlık, içtenlik ve doğallık. Üstelik artık ayırt etmek de zor: reklam nerede biter, sanat nerede başlar?
Ne yeni oluşumlar ne teknokrat hükümeti, insanlar Cem Yılmaz’ın oynadığı cep telefonu reklamını konuşuyor: - "Tamamen duygusal!" Sen gördün mü onu?
- Cem Yılmaz, de’mi? Asıl "Merhaba Aj-DA Pekkan! Gerginsiniz bugün!" Çok iyi abi! Konuşmalar, gülüşmeler aynen bu şekil.
Reklam mıydı o? İşin tuhaf tarafı, anlatanların da dinleyenlerin de reklamı defalarca izlemiş olması. Ama reklamın ezbere biliniyor olması ne anlatanın hızını kesiyor, ne dinleyene sıkıntı veriyor. Defalarca tekrarlanıyor konuşma. Tıpkı defalarca anlatılan eski yazlık sinema filmleri gibi anlatıldıkça tatlanıyor "izlence". Reklam, etrafında oluşan konuşmalar ve şakalarla neredeyse bir halk edebiyatı ürününe dönüşüyor. Öyle ki, anlatanlar da dinleyenler de unutuveriyor:
- Ne reklamı o ya?
- Bilmiyorum a’bi!
Peki bu görüntülerin bir malın satılması için tasarlanmış bir reklama ait olduğu nasıl olur da unutulur? Bir reklamı bu kadar içimize alacak kadar saf mıyız biz?
Formül: Yakınlık, içtenlik, gerçeklik Görüntü fatihlerinin son yıllarda bütün dünyadaki yeni "izletme" formülü bu: Yakınlık, içtenlik ve doğallık! Reklamlar ve televizyon programları, insana yakınmış "gibi", doğalmış "gibi", samimiymiş "gibi" tasarlanarak bir sahicilik yalanı üzerine kuruluyor. Şahikası Big Brother programları olan bu temel ilkenin, hedefi on ikiden vurup, bir reklamla insanların dost sohbetlerine sızması için de Cem Yılmaz gibi hakikaten sevilesi kahramanlar bulunup "doğru ata oynanması" gerekiyor. Böylece sahip olma hırsının vahşeti, "eli hafif" doktorlarca insanların damarlarına şirinlikle enjekte edilebiliyor.
Gerçekmiş "gibi" Reklamın hikayesinin, Cem Yılmaz’ın gerçek hayatı üzerine kurulması da bu yeni formülün bir sonucu. Cem Yılmaz’ın konuşmaya başlarken, daha reklamın en başında, "Askerden dönmüşüm, herkes peşimde!" demesi bu "sahicilik kurmacasının" en önemli parçası. "Tamamen duygusal" derken eliyle para işareti yapması ise reklamı "içten (!)" yapıyor. Böylece reklam şunu demiş oluyor izleyene:
"Bu bir reklam. Cem Yılmaz da bu reklamda para için oynuyor. Yani ne reklam ne Cem Yılmaz sizi kandırmaya çalışmıyor!"
Reklamı çekenlerin "doğallık" düsturunu yerine getirmesi için ise hiç zorlanmalarına gerek yok. Zira hepimizin kafasında sahneye çıkıp "sahte" bir oyun oynamak yerine, düşündüklerini anlatan "doğal" bir Cem Yılmaz figürü var. Formülün üç ayağı da gerçekleşmiş olduğu için, televizyonda bu reklam ne zaman çıksa yemek, içmek, konuşmak kesiliyor ve bir sanat filmi sükunetiyle ekrana bakılıyor. Sanat filmi mi dedim?
Reklam yeni sanat mı? Son yıllarda görüntü ve estetik üzerine düşünenler bunu tartışıyorlar: Yeni sanat reklam mıdır? Zira MTV bombardımanı altında, görüntüyle uyarılma eşiği yükselen insanlar için "sanat filmleri" artık beyne ulaşamadan uyku getiren birer "antikaya" dönüşüyor. Reklamla filmin arasında ki sınır da belirsizleşiyor. Zira BMW firmasının dünyanın en ünlü yeni yönetmenlerine çektirdiği, reklam amaçlı üç kısa film insanın kafasını karıştırıyor. Gösterimdeki "Paramparça Aşklar" filminin yönetmenin çektiği muhteşem kısa film bir Latin Amerika ülkesinde geçiyor. Yaralanan savaş fotoğrafçısı bir Birleşmiş Milletler (BM) BMW’siyle kurtarılıyor! Fotoğrafçı sınıra gelene kadar, arabanın şoförü olan BM yetkilisine, ABD’nin kokain ticareti için bu ülkelerde siyasi karışıklık çıkardığını, "görmeyi" annesinden öğrendiğini, savaşın ".oktan" bir şey olduğunu anlatıyor. Sınırdaki kötü adamlar BMW sayesinde atlatılıyor! Ama foto muhabir kan kaybından ölüyor. Şoför muhabirden kalan asker künyesini muhabirin annesine götürdüğünde, oğluna "görmeyi" öğreten annenin kör olduğunu görüyor!
Her şeyi hazmeden sistem Şimdi neyi nereye koyacaksınız? Sistemin en etkili ideolojik aracı olan reklam sistemi eleştirmek için kullanılmış. Bunu yapan yönetmen bu eleştiriyi bir kapitalist için, BMW için yapmış! Üstelik bu kısa film bir reklam aslında! Bu sistemi yıkmak bu yüzden zor işte... Zira oynadığı büyük sahicilik oyunuyla neyi midesine indirse "hazmediyor"!
PAZAR


Onun Vespa’sı var...
Futbol gemisi lafla yürüyecek
Evimizde büyüdü
‘Keşfedecek çok şey var’
HARRY POTTER beyazperdede
Olaylı düğünün öteki yüzü
"Futbolu ciddiye alanların dergisi"
Esintili konserlere devam
Şimdi öldün mü çocuk?
SOHO denize indi
Üzüm üzüme baka baka güzelleşir
‘Özal döneminde önüm kesildi’
Reklamlar: "Tamamen duygusal"
Nature ve Dolce "Çiçek ve Tatlı"
Özlemin dayanılmaz yumuşaklığı
Arkadaşım eşşek... Sadakatte birinci
Nemrut’taki Hollandalı Schliemann
Bir pazar günü, turist gibi...
"Soğuk Büfe"
Mel, Nicole, Şiraz derken...
SAYFA BAŞI

|
|

|