15 Ağustos 2001 Çarşamba


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  SERİ İLAN  
 
 




Ayşe’nin ölümü, yaşamanın değeri

     Ayşe 22 yaşındaydı. Işık Lisesi Ayazağa bölümünün hazırlık sınıfında kızımla tanıştılar. İkisi de 11 yaşındaydı. Ayşeler de biz de Mecidiyeköy’de oturduğumuz için, yol arkadaşlığı da çoğunlukla kaçınılmazdı. Liseyi birlikte bitirdiler. Diplomalarını birlikte aldılar. Üniversitede yolları ayrıldı. Daha seyrek görüşür olmuşlardı.
     Lise yıllarında Ayşe sadece Doğa’nın değil, benim de arkadaşımdı. Doğa’yı anlamakta güçlük çektiğim sıkıntılı günlerimde Ayşe’yi arar, onunla dertleşir, kızımla sorunlarımızı çözmek için ondan akıl alırdım. 15 - 16 yaşından beklenmeyecek derinlikte sohbet ederdik onunla. Ayşe’yi son olarak 2000 Nisan’ında, yani 16 ay önce gördüm. Bize gelmişti. Saatlerce oturduk. Akşam bir yemek randevumuz vardı. Ayşe arabasıyla, bizi gideceğimiz yere kadar bırakmıştı...
     Aradan 15 - 20 gün geçmemişti ki Ayşe’nin karnında ur olduğunu öğrendik. Apar topar Amerika’ya gittiler. Sonradan birkaç kez aradıysak da hep ya hastanede, ya yurtdışında olduğu döneme denk düştük herhalde...
     2 ay kadar önce Doğa’ya üniversite mezuniyet balosu için kıyafet aramak üzere çarşı - pazar dolaşırken, benzeri telaş içinde olan lise arkadaşlarıyla karşılaştık. Ayşe’nin ölüm döşeğinde olduğunu onlardan öğrendik. Ve donakaldık.
     Ayşe ve ölüm kelimeleri birbirine o denli yakışmıyordu ki, kızım da ben de arayamadık onu. Belki de bizi Etiler’e bıraktığı neşeli haliyle kalsın istedik anılarımızda...
     Geçen hafta Doğa seyahatteydi. Cumartesi sabahı cep telefonuna mesaj geçmiş lise arkadaşları. Hıçkırıklar arasında zorlukla bildirebildi bana Ayşe’nin ölümünü.
     Pazar günü Işık Lisesi’nden arkadaşları ve öğretmenleriyle birlikte uğurladık Ayşe’mizi son yolculuğuna... Levent Camii’ndeki cenazede arkadaşlarıyla konuşup, onların duygularını anlamaya çalıştım. Ama başaramadım. Doğa’nın duygularına "isyan" hakimdi. Bense, son dönemde yitirdiğim diğer dostlarımın cenazelerindekine benzer biçimde, gencecik Ayşe’mizi uğurlarken de, yaşadığımız her anın ne kadar değerli olduğunu, hiç değmeyecek nedenlerle günlük hayatta en sevdiklerimize zaman zaman hayatı zehir ettiğimizi düşündüm. Ve kendime sordum:
     Acaba ben Ayşe’ye, büyük sorun diye baktığı konuların aslında incir çekirdeğini doldurmayacak önemsiz şeyler olduğunu inandırıcı bir biçimde anlatabildim mi diye... Çünkü sadece ben Ayşe’ye değil, Ayşe de bana ailesiyle ve arkadaşlarıyla olan sorunlarını anlatırdı.
     Aradan 5 - 6 yıl geçtiği için tam olarak hatırlayamıyorum. Belki de ona hayatı hafife alması, sahip olduğu değerlerden dolayı mutlu olması gerektiğini anlatamamışımdır. Onun sorunlarının çözümü için kafa yormuş olabiliriz, ama yaşamanın bizatihi kendisinin çok değerli olduğunun ben bugünkü kadar bilincinde miydim ki Ayşe’ye anlatabileyim?
     Doğa’nın babası, benim mimarlık fakültesinden sınıf arkadaşımdı. 5 yıl önce ani ölümüyle birlikte kafama birden dank etti. Hayatla didişmeyi, gündelik olayları gereksiz yere çitilemeyi adım adım bırakıverdim.
     Ayşe’nin sınıf arkadaşları, belki de Levent Camii’nin avlusunda bu gencecik yaşlarında bu acı deneyimle "Hayatta neye değer, neye değmez?" muhasebesini yapmaya başlamışlardır bile...
     
İşten çıkarılmak, dünyanın sonu değil
     Ayşe’nin ölümü üzerine yazı yazarken (bakınız üstteki sütunlar) aklımın bir ucunda son aylarda işlerini kaybeden yüz binlerce kişinin yaşadığı maddi - manevi sıkıntılar vardı hep.
     Aslında onlara "Eğer sağlığınız yerindeyse, hiçbir şey için üzülmeye değmez hayatta" demek geliyor içimden. Hatta daha da ileri giderek "Kendinizi fazla üzer, yiyip - bitirirseniz sağlığınızı, hayatınızı bile kaybedebilirsiniz" türünden bir ukalalık yapasım bile var...
     Yiyeceğiniz lokmanız, giyeceğiniz hırkanız ve sevgiyi paylaşabileceğiniz gerçek dostlarınız varsa gerisi boş! Canı cehenneme eski hayat standardınızın.
     Zaten eskisi sanal, absürd bir cennetti. Bir daha hiç geri gelmeyecek.
     Cep telefonunuz olmasa, kaloriferli evden sobalı eve taşınsanız dünyanın sonu mu olur?
     
     mtamer@milliyet.com.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Tercüme göstergesi

Fikret BİLA
Ak Parti

Güneri CIVAOĞLU
AK ve KARA

Hurşit GÜNEŞ
Çıkış yolu

Nail GÜRELİ
Sevgi Hanım patlama noktasında

Sami KOHEN
Zor(aki) barış...

Meliha OKUR
Döviz piyasası...

Tuncay Özkan
İşte Tayyip Erdoğan'ın şirketi

Hasan PULUR
Fenerbahçe taraftarı haklıdır...

Meral TAMER
Ayşe’nin ölümü, yaşamanın değeri

Güngör URAS
‘Eski güzel günler’ geri gelmeyecek

© 2001 Milliyet