16 Ağustos 2001 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  SERİ İLAN  

 







Küfüre karşı ‘şiddet’

     Sezonun ilk maçında, Fenerbahçe Kulübü ile bir alıp veremediği olmayan ve kupa vermek için Şükrü Saracoğlu çimlerine inen bir Federasyon Başkanı’na "yuh" çekmek, herşeyden önce ayıptır.
     Bana inanmayan Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’a sorsun...
     Başkan utanıp, "yuh" sesleri sürerse gideceğini anlattı işaretle ve "susun" dedi.
     Bir gün önce Beşiktaş - Trabzonspor maçında ise gazeteci Adnan Aybaba’ya ağızlarına geleni söyledi Siyah - Beyazlılar...
     Linç psikolojisi içinde. Yakalasalar parçalayacaklar.
     Belli ki, onun da yazılarını tutmamışlar.
     Maçtan sonra, sıra yönetime geldi. Stat Pascal Nouma sesleriyle inlerken, büyük bölümü ilk kez Beşiktaş formasını giyen futbolcuların halini siz düşünün...
     Bir de bu "Pascal Nouma" protestosunun farklı yönü var. İnsanlar kızıp bağırmıyorlar. Bunu planlamışlar. Stada "Nouma" yazılı tişortlarıyla gelmişler. Yani "Taammüden protesto"...
     Bu da, her şeyden önce kendi takımına bilinçli ve planlı şekilde zarar vermektir. İnanmayan Serdar Bilgili’ye sorsun:
     Başkan, "Nouma diye bağırmak, yapılanları, hocayı, takımdakileri hafife almaktır" dedi.
     Sakın kimse "Bu bizim takımı ilgilendiren bir problemdir" demesin. Kızılan birine küfür ediliyorsa, sorun ülke futbolunundur ve aklı başında hiç kimse tarafsız kalamaz. Hedef, yabancı bir hakem de olsa, bir Türk futbolcusu, yazarı veya saha görevlisi de, hiç farketmez.
     Evet, Lig küfür , protestolar ve Galatasaraylı Suat’ın yumurtladığı "kutsal ittifak" laflarıyla başladı yine... Hem de "küfüre karşı kampanyanın" tam ortasında.
     Ben küfüre karşı "şiddetöten yanayım... "Şiddetle tepki"... Öyle copla, kelepçeyle değil. Basın mensubuna küfür ediliyorsa, tüm basın mensupları, yöneticilere küfür ediliyorsa tüm yöneticiler, küfür işiten herkes, küfürden rahatsız olan herkes, ödediği bilet parasını falan unutmalı, olaya şiddetle tepki vermeli ve stadı küfürbazlara bırakmalı.
     Artık birbirlerine küfür ederler, mağdurların da intikamı alınmış olur.
     Küfür, ancak rahatsız olan insan varsa hedefini bulan bir oktur.
     Ve küfürbazın kulübü yoktur.
     
Lider arayışı
     Transfer, hazırlık, plan, program... Bitmiyor...
     Şimdi en büyük sorunumuz "lider" arayışı.
     Kartal’da liderliğin doğal adayı bir yıldız bulmak, Cimbom’da kayan yıldızların karizmasına ulaşan bir lider adayı çıkarmak kolay mı?..
     Fenerbahçe’de ise "iktidar" adayları, siyasi hayatımızın parti enflasyonu gibi.
     Bakalım "barajı" kim aşacak...
     Aslında her şeyin sorumlusu, yüz doların üzerinde Mona Lisa gibi sırıtan, Benjamin Franklin.
     Paratoner icadını Anadolu’da deniyor sanki...
     Türkiye neyse, Lig de o, Kulüpler de...
     Cümleten "patinajdayız".
     Ekonomik krizi tüm takımlarımızın iliklerine kadar yaşamasını anladık... Kemerler sıkılacak, bazı özvarlıklar satılacak... Bütçe, hedefler, yatırımlar küçülecek... Belki yakında yabancı sermaye de aranacak...
     Ve bu arada takımlara lider bulunacak...
     Hepsine tamam... Ama, şu Türkiye’nin "lider yokluğu" sorununu aynen kopyalamak da çok oluyor doğrusu.
     Kolay mı bu krizde yeni lider çıkarmak!.
     
FUTBOL SOHBETLERİ
     Star Televizyonu’nun Telegol Programı...
     Ahmet Çakar, Turgay Şeren ve Ziya Şengül ile takviye edilmiş -ki, her iki ağabeyime de başarılar dilerim. Yalnız, sayın Şengül’ün Star Gazetesi’ndeki "Pazarın Ertesi Yazıları" için, bayrağı rahmetli İslam Cupi ustamızdan nerede, nasıl devir aldığını herkes gibi ben de merak etmekteyim.
     Neyse, TV’deki canlı yayında Mustafa Denizli var...
     Fenerbahçe’nin şampiyon Hoca’sı, Çeşme’de kaldığı otelden katıldığı programda, kendisiyle ilk bağlantı kurulduğunda söze sitemle başlıyor:
     "Bir izin günüm var onu da burada harcamak istemem"...
     Geç bağlandığı için kızmış olabilir, orası beni ilgilendirmez. Ama konuk katılımcı olmasa, televizyonun düğmesine bile dokunmayacağı anlaşılıyor bu sözlerden...
     Programın yarısı kendi takımı ile ilgili olduğu halde, konuşmalar Denizli’nin pek umrunda değil.
     Peki kim seyrediyor bu programları.
     
Gel vatandaş!
     Fenerbahçe’nin "futbol mabedi" Şükrü Saracoğlu Stadı’nda, sezonun ilk maçında, üstelik geçen yılın şampiyonluk kupası da alınırken, tribün koltukları "kellik" belirtileri gösteriyorsa, bunun derin nedenleri olmalı... Meteorolojik ve ekonomik açıklamalar yetmez...
     İşin psikolojik boyutlarına da bakılmalı.
     Hatırlıyorsunuz; takım, en kritik maçlarda tribünden aldığı pozitif elektrikle mucizeler yarattıkça, tüm yönetim kurulu Kurbağalı Dere kıyısındaki portatif TV stüdyolarında sıraya girip, "Biz bu taraftar için ne yapsak azdır" demişlerdi...
     Yeni sezon başladı; ilk olarak biletlere zam yaptılar.
     Şimdi de sitem ediyorlar...
     Fenerbahçe yöneticileri bu sitemlerini aynı "ekonomik ve meteorolik" koşullarda, bir gün önce oynanan Beşiktaş maçı ve onun dolu tribünleri ile belgelendiriyorlar.
     Evet, Beşiktaş maçı Trabzonspor seyircisinin de takviyesi ile neredeyse "tıka basa" denilecek bir doluluğu yakalamıştı. Ama sonradan anlaşıldı ki, "her türlü ekonomik zorluğun üstesinden gelen" ve "işini bilen benim halkım" bu durumda da damarlarındaki asil kana güvenmiş ve finansmanını "sahte biletlerle" sağlamıştı.
     Kurnaz "girişimciler" ile becerikli matbaacıların elinden çıktığı belli olan biletler için hiçbir fedakarlıktan kaçınılmamış ve "vatandaşın menfaati" uğruna kombine biletler bile basılmıştı.
     Fenerbahçe seyircisinin bu yola bile başvurmaması aslında "etik" nedenlere mi dayanıyordu yoksa "psikolojik" mi orası bilinmez...
     Belki de, tüm çocukluğu inşaat arasında top oynamakla geçmiş İstanbul insanı, inşaatta futbol seyretmekten nefret ediyor. Şükrü Saracoğlu’nun bitirilmesini bekliyordur, kim bilir?...
     Eğer son duyumlarım doğruysa, Fenerbahçe yönetimi müthiş bir yaratıcılıkla, inşaatın önüne bir pano koymaya ve 10 milyon verenin fotoğrafını bu panoya asmaya karar vermiş.
     Bence bu da tutmaz... Bu parasızlıkta kendini seyretmek isteyen niye on milyon versin... Cebine bir traş aynası koyar, değil mi ama?..
     
KARİZMA
     Trabzonspor’un "demirbaşı" Hami, hocası Sadi Tekelioğlu’nu canlı yayında "canla başla" savunurken, "Karizmayı giyimde kuşamda arıyorlar. Onun verdiği emekleri gözardı ediyorlar" dedi.
     Sen kendini üzme Hami!.. Beşiktaş’ı yendiniz "karizmanın" yarısı geldi. Bir Fenerbahçe, bir Galatasaray galibiyeti daha eklenirse, Sadi Hoca’nın "haşema" gibi uzun şortu moda olur valla...
     
Bıktık, bıktınız, bıktılar...
     Galatasaray’ın 11 aydır para almayan "Kızılhaç antrenörü" Lucescu bile elini taşın altına koyup geçen hafta Jardel’i pazarlamaya çalıştı, ama ne çare...
     Onu uluslararası (eski)silah tüccarı Adnan Kaşıkçı bile satamaz artık...
     Spor mizahı konusunda bugüne kadarki katkılarından dolayı gerek Galatasaray’a, gerekse Jardel’e çok teşekkür ediyoruz. Ancak, artık kabak tadı verdi.
     Bıktık, bıktınız, bıktılar... Bundan böyle, Jardel ile ilgili tüm yorumlara bir kontrattaki imzasını görüp, bir uzmandan onay alıncaya kadar ara veriyoruz.
     Karısından ayrılıp Baltalimanına yerleşir ve flört edeceği "top" modellerimizden biri ile Kemal Özkan’ın sünnet sarayına ortak olursa, o başka...
     Bir de, yeniden Galatasaray forması ile sahaya çıkarsa...
     
KAŞIK
     Gazİantepspor teknik direktörü Tevfik Lav, "şampiyonluk yolunda pilavdan dönenin kaşığı kırılsın" demiş.
     Hocam, Antep’in tahta kaşıkları kolay kırılmaz da, kontratın parşömeni dayanıksız.
     
LİG VE HAYAT
     Daum, Trabzonspor mağlubiyetinden sonra soyunma odasında futbolcularına "Lig gelecek hafta başlıyormuş gibi hazırlanın" demiş.
     Bu sözün aslı, "hayat" için söylenir ve "Hiç bitmeyecekmiş gibi çalışın, yarın bitecekmiş gibi yaşayın" şeklindedir.
     
Ayin
     Erdoğan Şenay ağabeyimiz, Fenerbahçe - Samsunspor maçında Revivo’ya yapılan tezahüüratı, o kendine has nakışlı üslubuyla ne güzel anlatmış:
     "Kendimi Musevi vatandaşlarımızla birlikte bir ‘futbol ayininde’ hissettim".
     Onlarca yıl geriye dönüp, Musevi aile doktorumuzun Havra’da yapılan düğünündeki frak giymiş görkemi hatırladım.
     Sonra bir endişe kapladı içimi...
     Bir de Fenerbahçe’de işler tersine dönerse, Kudüs’teki "Ağlama Duvarı" önündeki ibadeti anımsadım.
     
     eguven@milliyet.com.tr


 SPOR


Bundan iyisi can sağlığı: 1 - 1
Haftanın Analizi
At yarışları
Baros,Liverpool’da
Slovenya seferi
İkinci Lig
Rodman mahkum
Hollanda seferi
Sıra Tayfur'da
OKTAY: Acelem yok
Sıcak Prova: 1 - 1
Tekelioğlu’na haciz şoku
Hagi’ye ameliyat
Rakip ABD
Çayırda arbede
Moral yemeği
Berlin sınavı
Sebahattin ikinci oldu
İsveç galip
Küfüre karşı ‘şiddet’
Radikal Brezilyalılar
Hep böyle


 SAYFA BAŞI 




© 2001 Milliyet