HACI Bektaş Veli adına düzenlenen Dostluk ve Barış ödülünün 8.'si bugün Cumhurbaşkanı Sezer tarafından yazar Reha Çamuroğlu'na veriliyor.
Cumhurbaşkanlarının Hacı Bektaş törenlerine katılarak bu ödülü vermesi geleneğini başlatan, Süleyman Demirel'dir.
Fevkalade güzel bir gelenek...
Cumhurbaşkanı düzeyindeki bu katılım, Alevi ve Bektaşi kültürünün nasıl "kamusal alan"a çıktığının da bir göstergesidir.
Eskiden törenler bu düzeyde yapılmazdı. Alevi ve Bektaşi kültürü de ya köylerde ya akademik araştırmalarda göze çarpardı. Şimdi cemevleriyle, dernek ve vakıflarıyla kendini kentlerde de açıkça ifade etmektedir.
Bu kültür eskiden sadece ozanlarla hatırlanırdı. Şimdi, siyasi bir ideolojiye bürünmeden, kendi kimliğiyle Alevi Bektaşi kültürünü işleyen yazarlar, Reha Çamuroğlu gibi son derece birikimli araştırmacı ve düşünürler var.
Bir şeyler değişiyor!
* * * REHA Çamuroğlu'nu bu kadar önemseyişimin sebebi, bilimsel metodlara bağlı çalışkan bir araştırmacı olmasından ibaret değildir. Çamuroğlu, Alevi ve Bektaşi kültürünün politik ideolojilerin hegemonyasından kurtularak kendi orijinal değerleriyle bir tür "rönesans" yaşamasının entelektüel plandaki simgelerinden biridir.
Eserleriyle Aleviliğin İslam içinde bir tasavvuf akımı olduğunu göstermiş, böylece büyük bir felsefi kapıyı aralamış, cemevlerindeki ayin, zikir ve duaların kökenindeki büyük tasavvufu hepimize göstermiştir. Onun "Bektaşilik'te Zaman Kavrayışı" ve 'Enelhak' felsefesini işlediği "Sabah Rüzgarı" adlı kitapları böyledir.
Çamuroğlu, "İsmail" ve "Son Yeniçeri" adlı eserlerinde göstermiştir ki, tarih, hiçbirimizin, Sünnimizin de, Alevimizin de, resmi ideolojimizin de tasavvur edemediği şekilde karmaşık ve zengindir. Basit bir çatışma tarihi değildir.
* * * ALEVİ ve Bektaşi kültüründeki bu açılımın en önemli sosyolojik dinamiği, kentleşmedir. "Değişen Koşullarda Alevilik" adlı eserinde Çamuroğlu'nun da belirttiği gibi, Aleviler, artık sol kılıfa bürünmeden "kendi hüviyetlerinin önemli olduğunu" kentleşme sürecinde ortaya koymuşlardır.
İdeoloji kalıbından çıktıkça, felsefi ve kültürel boyut ortaya çıkmaktadır.
Aynı süreçte Gazi Üniversitesi'nde bir "Hacı Bektaş Veli Türk Kültürü Araştırma Merkezi" kurulmuştur. Rektör Rıza Ayhan'dan öğrendiğime göre, Merkez'de, akademik araştırmalardan başka, Alevi ve Bektaşi baba ve dedelerini davet ederek anlattıkları kaydediliyormuş.
Asırların içinden gelen bu sözlü kültürün yazıya geçirilmesi fevkalade sevindiricidir. Aleviliğin ve Bektaşiliğin bir tasavvuf akımı olduğunun canlı belgeleridir bunlar.
Kentleşme, eskiden "kenar"da kalmış veya "resmen" kamusal alan dışında tutulmuş bütün eğilimleri açığa çıkarıyor. Aleviler gibi, Sünni dindarlar da, Kürtler de kentlerde kendilerini ifade etmek isterken, kendileri de değişiyorlar, kentlileşiyorlar, harmanlanıp iç içe geçiyorlar.
Ödülün Çamuroğlu'na verilmesi de bu büyük sosyolojik değişime denk düşüyor.