
|


Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıcı Rıza Türmen:
RP kararı siyasi değil
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıcı Türmen, Refah Partisi kararının esaslarını, Türkiye aleyhindeki davaları, yargıç - yasa ve devlet - demokrasi ilişkisini değerlendirdi
SOHBET ODASI / DERYA SAZAK
efah davası şimdi Büyük Daire’ye mi gidecek?
Türmen: Evet... Davacıların 3 ay içerisinde RP ile ilgili kararı Büyük Daire’ye (Grand Chamber) götürme hakları var. Eğer itiraz edilirse, bu defa kurayla seçilecek 5 yargıç, davanın temyiz edilip edilmeyeceğine karar verecek.
Refah sonucu tartışılırken, ‘AİHM kararı siyasidir’ diye eleştirilmişti.
Türmen: Katılmıyorum. AİHM’nin 50 yıllık tarihine baktığınız zaman, şunu görüyorsunuz. Mahkeme, Avrupa’da bir ortak hukuki alan yaratmıştır. Yeni bir hukuki yapı kurmuştur. Devletler bunu içselleştirmektedir. Şöyle ki, devletlerin ulusal mahkemeleri, Strasbourg Mahkemesi’nin verdiği kararları resen dikkate almaktadırlar. Avrupa’da yeni bir demokrasi doğmaktadır.
Nedir o anlayış?
Türmen: Halk egemenliğinin üstünde, hukuk egemenliğine dayalı bir demokrasi anlayışı gelişti. Parlamentoların yaptığı yasaları değiştiren, onların üzerine çıkan bir demokrasi anlayışı doğmuştur. Yeni demokrasi anlayışına hâkim olan bireyin haklarıdır. Bunun en iyi örneği AİHM... Orada ne oluyor; haksızlığa uğrayan bireyler, kendi hükümetini, devletini dava edebiliyor. ‘Benim hak ve özgürlüklerim ihlal edilmiştir’, diyor. Sonuçta mahkeme yenilenebiliyor. 20’yi aşkın devlet bunu böyle uyguluyor. Ceza davalarında, Strasbourg’dan ihlal kararı çıktığında, ilgili devlet bunu mahkemenin yenilenmesi olarak kabul ediyor. Ve davayı yeniden açıyor. Fransa bunu yaptı.
Türkiye...
Türmen: Hayır, kabul etmedi. CMUK’ta değişiklik yapması gerekiyor. İadeyi muhakeme, ya da karar düzeltme sebebi olarak göstermesi lazım.
Türkiye kendini tazminat ödeyerek mi kurtarıyor? Bir de dostane çözüm var. Ahmet Altan’a ‘Atakürt’ davasında tazminat ödenmesi gibi...
Türmen: Dostane çözümde ihlal çıkmıyor... Karara bağlanmıyor. Türk Hükümeti belirli bir para ödedi, Altan da bunu kabul etti.
Davanın seyrinden kimin kazanacağı belli olmuyor mu?
Türmen: Önce kabul edilirlik kararı çıkıyor. Nihai karardan önce dostane çözüme gidiliyor.
‘Türkiye’ye yetişemiyoruz’
Kararın içeriğine girmeyelim ama Avrupa’da hak ve özgürlüklerin sınırı açısından Refah davası yeni bir içtihat mı oluşturuyor? Fazilet de kapatılınca, ‘Türkiye’nin hızına yetişemiyoruz’ demiştiniz...
Türmen: (Gülerek) Doğru... Refah kararı, belki de Büyük Daire’ye gelecek. O nedenle henüz kesinleşti diyemiyorum. Tersi de çıksa, bu karar bence siyasi parti kurma özgürlüğüyle ilgili parametreyi ortaya koyuyor. Nereden geçer özgürlüğün sınırları, onu belirtiyor. O bakımdan önemli. Refah kararı, Alman Komünist Partisi’nin kapatılmasındaki düşüncenin bir devamıdır.
Nedir o sınır?
Türmen: Siz demokratik bir rejimi devirip, yerine demokratik olmayan bir rejim kurmayı amaçlıyorsanız, devletin buna müdahale hakkı vardır. Komünist Parti’nin kapatılması uygun bulunmuştur. Aynı mantık, bu karar için de geçerlidir.
Başka ülkelerden kapatılma davası geliyor mu?
Türmen: Hayır. Biliyorsunuz, Türkiye’den 3 partiyle ilgili başvuru yapılmıştı. TBKP, ÖZDEP ve Sosyalist Parti. Rekor bizde... Dördüncüsü Refah. Tarihte de Alman Komünist Partisi var.
Çok oy alan daha tehlikeli Türkiye Birleşik Komünist Partisi, niye Refah kadar tehlike görülmemişti?
Türmen: O kararda, tehdit ciddi görülmedi. Refah kararında şuna dikkat edildi: Çok oy alan bir partinin doğurduğu tehdit, az oy alan partiden daha fazladır.
"Kanlı mı, kansız mı geleceğiz" söylemi şiddet olarak mı algılandı?
Türmen: Strasbourg, Anayasa Mahkemesi kararını esas aldı. O karar, Sözleşme’ye ne kadar uygundur, değildir onu inceliyor. Bir de partinin kapatılma nedeni olan toplum projesi, demokrasiyle ne kadar bağdaşıyor, ona bakılır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin dayandığı bir düşünce var. Önsözünde belirtilir. Bu demokrasidir. Der ki, "Hak ve özgürlükleri koruyacak en iyi araç demokrasi ve insan haklarına saygıdır." Mahkeme de buna dayanır.
Kararda, demokrasinin korunması açısından RP’nin uyandırdığı kuşkudan söz ediliyor.
Türmen: Mesele odur. Burada incelenen karar Anayasa Mahkemesi’nin tutumudur.
AİHM’nin bu kararı, 50 yıl önceki Alman Komünist Partisi’yle ilgili kararı eleştiren çevrelerin "militan demokrasi" kavramını güncelleştirdi. Bir de Venedik kriterlerine aykırılıktan söz ediliyor.
Türmen: Mahkeme bağımsızdır. Venedik Komisyonu, Avrupa Konseyi’ne bağlı çalışır, anayasaları inceleyerek raporlar hazırlar. Orada bir uzmanın görüşü ya da raporunun, Strasbourg Mahkemesi açısından bağlayıcılığı yoktur. Çeşitli görüşler ileri sürülebilir, bu karar da eleştirilebilir.
Çok hukukluluk Çok hukukluluğa ne diyorsunuz?
Türmen: Kararda, "şeriat, İnsan Hakları Sözleşmesi’yle bağdaşmaz" deniyor. Kararda bir eleştiri de yoktur çok hukukluluğa, şeriat düzenine. Bizim dayandığımız sistemde, şeriat demokrasiyle bağdaşmaz deniyor. Yoksa bu iyidir, öteki kötü meselesi değil.
Bireysel özgürlükler bağlamında, türbanı nasıl görüyor mahkeme?
Türmen: Türbanla ilgili 2 karar verilmişti. Birinde diploma için resim isteniyordu, başörtülü resmi fakülte idaresi kabul etmiyor. O davada fakültenin tutumu yerinde görüldü. Ondan sonra mahkemenin bir tek kararı var. İsviçre’yle ilgili. O davada başörtülü öğretmenin ders veremeyeceği tartışıldı. Asıl argüman kamu alanının tarafsızlığıydı. Kamu alanında dinsel sembol, simgelerin gösterilemeyeceğiydi. Sınıfa haç asamazsınız. İsviçre Federal Mahkemesi’nin kararı, başörtüsüyle girilemeyeceği yönündeydi. Strasbourg da kabul etti. O karar sonuçta laikliğin savunulmasıydı.
Cihat ve şeriat Refah davasında ağırlık neredeydi?
Türmen: Karar 3 küme halinde ele alındı. Çok hukukluluk, cihat ve şeriat. Verilen beyanlar bu açıdan incelenmiştir. Demokrasiyle ne kadar bağdaştığı ve bu tehdidin ne kadar yakın, ciddi olduğu değerlendirilmiştir. Kararın mantık silsilesi budur.
Peki bu defada Prof. İlter Turan’ın uyardığı gibi, "AİHM parti kapatmayı kolaylaştırdı" diye Anayasa Mahkemesi önüne gelen partiyi kapatacak mı? FP bekliyor. Yenileri kuruldu, Saadet, AK.
Türmen: Anayasa’da yeni güvenceler getirilebilir. AİHM kararları dikkate alınırsa, hem ihlaller önlenir, hem de Avrupa ile uyum sağlanır.
Refah Parti kararı kesinleşirse, benzer davalar açısından emsal teşkil edebilir ama farklı gerekçelerle açılan davalarda emsal oluşturmaz. Refah kararının zamanlaması, yeni partiler kurulurken özgürlükler parametresi nereden geçiyor, onu göstermesi bakımından yerinde olmuştur. Bir referans noktası olarak önemi var.
6 yıllığına yeniden seçildi Sayın Türmen, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde yargıç olarak görev yapıyorsunuz ve Refah Partisi davasında Türkiye’nin haklılığına ilişkin son kararda sizin de imzanız bulunuyor. Sizi biraz tanıyabilir miyiz? Tabii mahkemenin işleyişini de...
Türmen : AİHM, Avrupa Konseyi üyesi devletlerin yargıçlarından oluşuyor. Her üye devletin bir yargıcı var. 3 aday arasından seçiliyorsunuz. Seçimi yapan organ Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi... Milletvekilleri.
Seçimle geliyorsunuz öyle mi?
Türmen: Evet, sandıktan çıkıyoruz. 2001 Nisan’ında 6 yıllığına yeniden seçildim.
Yargıçların, hükümetlerce aday gösterilmesi mahkemeye siyasi nitelik kazandırmıyor mu?
Türmen: Hayır. Yargıçlar tümüyle bağımsız ve güçlüler. O sayede hükümetler mahkûm ediliyor. İnandırıcılığa sahip olabilmeniz için kendi devletinize karşı olan mesafenizi koruyabilmeniz gerekiyor. Oradaki en büyük hata, bir hâkimin kendi devletiyle özdeşleşmesi ve o devletin ajanı gibi hareket etmesi olur. Bir kere bu hatayı yaptığınızda oradaki etkinliğiniz sıfıra iner, kimse sizi dinlemez.
Güneydoğu davaları kesildi Türkiye’nin başı en çok hangi alanda belada?
Türmen: Son 2 yılda Türkiye’nin dava profili nicelik ve niteliksel olarak değişmeye başladı. Bunu pozitif anlamda söylüyorum. Aleyhteki dava sayısında önemli düşüş oldu, Türkiye ihlal başvurusu sıralamasında 5’inci. Ondan önce Polonya, Rusya, İtalya, Fransa var. Dava sayısı azalıyor.
Nasıl?
Türmen: Güneydoğu’da olaylar yatışınca, 1990’lardaki köy yakmalar, kayıplar, infazlar gibi insan hayatı, işkence ve kötü muameleyle ilgili şikâyetler azaldı. Güneydoğu’dan gelen davalar kesildi. Eski davaların hemen hepsi, tazminatla son buldu. Buna karşılık gözaltı süresini indirdi, CMUK’u değiştirdi Türkiye... En büyük baş ağrısı, düşünce ve ifade özgürlüğüne ilişkin davalar oluyor. Çok sayıda başvuru geliyor. Artış var.
Neden?
Türmen: Sadece yasalardan değil, 312 / 2, Terörle Mücadele 8, Basın Kanunu mahkûmiyetlere yol açıyor. Bunlar değiştirilirse elbetteki iyi olur. Ancak çözüm o yasaları değiştirmekten ibaret değil, onun ötesinde yargıdaki bakış açısını da yenilemek gerekiyor. Avrupa’daki ortak hukuk alanına, Türkiye’nin de katılımı gerekiyor.
O halde AB yolunda karşımıza "ulusal güvenlik" dışında bir de hukuk sendromu çıkıyor.
Türmen: Ayrı bir hukuk kültürü doğdu.
Cumhurbaşkanı’nın duyarlılığı önemli Bu dönemde Türkiye’de ilk defa bir hukukçu Cumhurbaşkanı’nın görev yapıyor olması, avantaj değil mi? Bunun pozitif etkilerini Avrupa’da hissediyor musunuz?
Türmen: Elbette her Türk vatandaşı gibi ben de hissediyorum. Bir hukuk devleti hassasiyeti görüyorsunuz. Hukukun üstünlüğü konusunda, Sayın Cumhurbaşkanı’nın duyarlılığı önemli.
Asıl sorun uygulamada, yargıçlara görev düşüyor olmalı.
Türmen: Yargıçlar liberal yorumla yasalara etik bir içerik kazandırabilirler. Nazi ve faşist rejimlerin yıkılmasıyla, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra pozitivist hukuk anlayışı eskimiş, çağımızda ise tamamen ölmüştür. İşte, "Kanunda böyle yazıyor, ben onu uygularım, başka da işe karışmam..."
Oysa, bireyin hak ve özgürlüklerini korumada daha etkin olabilirler.
Şöyle bir savunu da var. İnsan Hakları Sözleşmesi’nde, 10’uncu madde sınırlamaya izin veriyor. Biz de sınırlandırıyoruz. Evet, ama orada gayet sert kriterler var. Devletin müdahalesini zorlaştırmış.
Peki, "Bu mahkeme kararları bizi bağlamaz", lafı nereden çıkıyor?
Türmen: Sözleşmeyi okumamaktan!..
Efendim, Refah kararı sayesinde ilk defa AİHM’yi sevmeye başladık!
Türmen: (Gülerek) O konuda yorum yapmam...
Yargıçlar yasalara hayat vermeli
Demokratik çoğulculuk açısından Avrupa’nın neresindeyiz?
Türmen: Anayasa Mahkemesi’nin çoğulculuk anlayışı, çok daha dar ve sınırlayıcı. TBKP davasında Anayasa Mahkemesi diyor ki, "Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan insanların bir kesimi, değişik kaynaklardan gelse bile kültürleriyle tek bir yapı oluşturmuştur." Tabii bu, dar bir çoğulculuk anlayışı. Farklı kültürlerin birbirinden ayrı olarak var olmalarını reddeden bir çoğulculuk anlayışı. Halbuki farklı kültürlerin farklılıklarını muhafaza ederek, birlikte olmalarına imkân ve izin veren bir çoğulculuk anlayışı hâkim Avrupa’da. Demokrasinin ayrılmaz unsuru budur.
Anayasanın 69’uncu maddesi eylülde Meclis gündemine gelecek. Orada parti kapatma zorlaştırılmak isteniyor.
Türmen: Yasal değişiklikler elbette önemli ama, onlar gerçekleşmeden yargıçların ufukları daha geniş, liberal bir yorumla, mevcut yasalara yeni bir hayat kazandıracaklarını düşünüyorum.
Hem demokrasiyi koruma duygusu olacak, hem de parti kapatmayı zorlaştıracaksınız. Denge nasıl sağlanacak?
Türmen: Burada çelişki yok, özgürlükler de sınırlanabilir. Demokrasi için tehdit oluşturuyorsa, parti da kapatılabilir. Ama kriter ne olacak? Demokratik toplum için bu sınırlama gerekli midir, yeri var mıdır? Burada önemli olan bireyin hak ve özgürlükleridir. Hangi noktada önceliği toplumun, devletin çıkarlarına kaydırırsınız? İşte Strasbourg ile Türkiye arasındaki bakış farkı, bu noktada karşımıza çıkıyor. Özgürlükler hangi noktada demokratik topluma uygun olmaktan çıkar... Şiddet varsa! Esas olan her düşüncenin bir karşıt düşüncesi olmasıdır. Çünkü ortada bir "açık düşünceler pazarı" var.
Avrupa serbest düşünce pazarı...
Türmen: Eğer bir şiddet varsa, ırkçılık varsa, demokrasiyi ortadan kaldırma varsa o zaman bu pazar kapanıyor.
Köktendincilik, siyasal İslam da buna giriyor mu?
Türmen: Strasbourg’da böyle etiketler yok. Fakat sözlere, eylemlere bakılıyor; o partinin tutumu demokrasiyi mi ortadan kaldıracak, şiddete de mi teşvik var.
Ulusal güvenlik gibi ulusal hukuk sendromunu da aşabilmeliyiz...
Türmen: Yeni bir demokrasi anlayışı doğuyor.
Militan demokrasiye dönüş yolu kapalı diyorsunuz.
Türmen: Vallahi, ben Avrupa’da bir tek demokrasi görüyorum, militan değil, sivil demokrasi!
Zaten artık insan hakları, devletlerin kimliklerini tayin ediyor. Demokrasi liginde mi olacaksınız, başka grupta mı? Avrupa’da hukuk egemenliği dönemine giriyoruz.
SİYASET


RP kararı siyasi değil
Askerin 14. madde hassasiyeti
Keçeciler, Akkise’ye ilçe sözü verdi
Öğretmen adayı bakanlık kurbanı
Başvurular bugün başlıyor
Tenise Datça’da devam etti
SAYFA BAŞI

|
|
|