MGK bildirisi çok şükür yine bir kriz gerilim yaratmadı. Piyasalar, hepimize dikkatli olmayı öğretiyor!
MGK bildirisinde de yumuşak bir dille, "Anayasa değişikliklerinin olgunlaştırılarak TBMM Genel Kurulu'undan geçmesi temennileri dile getirilmiştir" deniliyordu. "Parlamentonun yetkisine saygı duyuyoruz ve güveniyoruz" denilse daha iyi olmaz mıydı?!
Neyse... Hiç olmazsa, Yılmaz'ın başlattığı tartışma sonucunda MGK'nın, daha doğrusu askerlerin Anayasa değişikliğine kategorik olarak karşı çıkmayacakları açıklanmış oldu.
MGK bildirisinde partilerin hazırladığı Anayasa değişikliği taslağının Meclis'ten "olgunlaştırılarak" geçirilmesi "temenni" ediliyor. Nasıl olgunlaştırılacak? Meclis'teki tartışmalarda göreceğiz.
MGK bildirisinde, Doğu ve Güneydoğu bölgelerinin sorunlarını çözmeyi amaçlayan "Eylem Planı"yla ilgili uygulamaların gözden geçirildiği belirtiliyor. Yani bölge ekonomisi...
Umululuyor ki, ekonomik refah etnik sorunu çözer! Evet, ekonomik refah, terör potansiyelini düşürüyor ama etnik sorun bitmiyor. Zengin toplumlarda da etnik sorunlar var!
Kürt meselesini ekonomiye, ekonomik yoksulluğa indirgemek yanıltıcıdır. Bakın, önde gelen 'Kürtçüler', hiç de 'proleter' olmayan, aksine, devlet okullarında resmi ideolojiye uygun eğitim almış kişilerdir.
Apo'lar, Burkay'lar hangi okullarda eğitim gördüler?
Eğitimin ve ekonominin her şeyi halledeceği şeklindeki dar pozitivist görüş ve buna dayalı eski "toplum mühendisliği" teorilerinin artık bilimsel geçerliği yoktur.
Eğitim, ekonomik gelişme ve demokrasi etnik problemleri yumuşatabilir de, şiddetlendirebilir de! Michael O'Neill'in "Democracy and Cultural Diversity" adlı kitabında anlatılan budur.
Dil yasakları mağduriyet duygusunu ve etnik milliyetçiliği radikalleştirir. Ama dil eğitimi de ülke genelindeki iletişim birliğini daraltarak, etnik grubu içine kapalı, daha sert hale getirir...
SOSYOLOGLAR, etnik problemler için genel bir çözüm formülü bulunmadığını belirtiyorlar ama şunu vurguluyorlar: Kesişen kimliklere sahip olmak ve bunu geliştirmek... Meslek, komşuluk, kilise (dini cemaat aidiyeti), sosyal sınıf, aile ve ideolojiler gibi... Bunlar birbirlerini keserek ılımlılaştırır. Bin bir renkli Hindistan'ı bir arada tutan faktörlerden biri kimliklerin değişik faktörlerle 'kesişmesi'dir. (O'Neill, sf.184, 202)
Demek ki, komşulukları geliştirecek sosyal hareketlilik, ortak çıkarları güçlendirecek toplumsal ticarileşme, bir kimliğin keskinleşmesini önleyecek farklı aidiyetler olarak dini cemaatleşmeler, felsefi ve siyasi oluşumlar, büyük kitle partileri, bu genişliğe sahip bir demokrasi...
Şunu mutlaka tartışmalıyız: Acaba devletin, resmi ideolojik "tek kimlik" dayatması, çeşitli toplum kesimlerinde öteki türlü "tek kimlik" duygularına esin kaynağı mı oluyor?! Yumuşak ve kesişen, iç içe geçmiş aidiyetler yerine!
Bu konuda MGK sosyologlardan brifing almalıdır.
NOT: Sayın Başsavcı Kanadoğlu'nun girişiminde hukuki yanlışlar vardır, yarın bu konuyu yazacağım..