Tayyip Erdoğan, Cumhuriyetin ta başından itibaren var olmuş bir belirli eğilimde politikacının şu andaki prototipi. Bu politikacıların Türk toplumunda "hiç bir şeyi temsil etmedikleri" söylenemez. Bir "aydınlar kliği"nin Cumhuriyetin temelini oluşturan Atatürk Devrimlerine "başka bir nitelik verebilme" çabasını siyaset sahnesinde onlar sürdürmektedirler. Terakkiperver Cumhuriyet Partisinden (TCP) bu yana.. Şimdi, bütün handikaplarına rağmen Tayyip Erdoğan'a, başka - ve haklı - sebeplerden ziyadesiyle bunalmış kütleleri böyle bir yöne sürükleyebilmesi için ümit bağlanmıştır. Ortam elverişli sanılmaktadır.
Gene hayal sukutuna uğrayacakları muhakkak.
Her seferinde olduğu gibi bu sefer de "temel nağme" olarak laikliği seçmeleri sebepsiz değildir. Atatürk Devrimlerine niteliğini, en ziyade o vermektedir. Denilebilir ki o taş oynatılırsa her şey çok kolaylaşacaktır. Devrimlerde o taşın yanına "kadın hakları" konulmuştur. "Türban konusu"nun, adeta laikliğin bir parçası olarak, onunla hemen beraber ele alınması da bu yüzdendir. "Türban konusu" o çevrede laikliğin, hatta devrimlerin yumuşak karnı gözüyle görülmektedir. Bunda pek de yanılmamaktadırlar. Çünkü çok kimse "türban"ı, devletin "vatandaşın üstüne başına karışması" sanmakta, öyle değerlendirmektedir.
TCP'ye laiklik karşıtı açık vaziyet alışının neye malolduğunu hatırlayanlar, özellikle DP'den itibaren, yoğurdu üfleyerek yemektedirler. Başbakanlık koltuğunu altında hissedince başı dönen Erbakan'ın da 28 Şubatta nasıl ayıltıldığı hatırlardadır. Muhtemelen bundan dolayıdır ki AKP Genel Başkanı laikliği "genel deyimlerle" överek çarketmiş, onu ilke olarak "demokrasinin, özgürlüğün ve toplumsal barışın teminatı" diye nitelemiş, ayrıntılarda kendisini eleştiren "eğilimin teorisyenleri"nden de övgü almıştır. Bunlar şimdi, Jakoben buldukları Atatürk laisizminin de - onlar buna "resmi ve militer laiklik" demektedirler - böyle bir "liberal anlayış"a kavuşturulmasını beklemektedirler.
Çok bekleyeceklerdir.
Yanlış soruya, doğru cevap
O tip politikacıların bir avantajı olmaktadır. Kendilerine yanlış soru yöneltilmekte, buna doğru cevap verdiklerinde "Ne oturttu, ama" diye alkışlanmaktadırlar. "- Siz, laik misiniz?" / "- İnsanlar laik olmazlar; devlet laik olur". Haklıdırlar. Sorulacak doğru soru şudur: "Sizin laik devlet anlayışınız nedir?" O zaman "türban"ın "vatandaşın üstüne başına karışma" olmayıp bunun şampiyonlarının gözünde "başka oluşumlara bir antişambr" oluşturduğu ortaya çıkacaktır. Laik devlet elbette vatandaşın dini inançlarına karışmaz. Ama:
- Dini inançlarından dolayı kadın eli sıkmayan bir kimseyi, "sizin laik devlet" Vali yapar mı?
- Dini inançlarından dolayı özel muayehanesinde erkek hasta tedavi etmeyen doktoru "sizin laik devlet" Devlet Hastanesine tayin eder mi?
- Dini inançlarından dolayı içki içmeyen bir Büyük Elçi resmi elçilik ziyafetlerinde içki servisi yaptırmazsa "sizin laik devlet" onu dış temsilci diye tutar mı?
- Dini inançları öyledir diye "sizin laik devlet" kadın subaylarda, yargıçlarda, savcılarda, devlet okulu öğretmenlerinde, polislerde türbana müsaade eder mi?
Biraz da böyle sorulara cevap verir misiniz Tayyip bey ki, anlayalım "sizin laik devlet" ne menem laik devlet olacaktır? Üstelik bunlar, sadece "şekle ait" olanlar; onları bilelim ki "esasa ait" olanlara sıra gelsin.