Bugün ABD'de "Labor Day," yani İşçi Bayramı. Her yıl eylülün ilk pazartesisini, İşçi Bayramı olarak kutlayan bu ülkede, bu tatil gününün, özünün ötesinde bir anlamı var.
İşçi Bayramı, yaz mevsimini noktalar, yazın alışkanlıklarına, rehavetine adeta resmi bir son getirir. Öyle ki Amerikan dilindeki deyimlerden biri, İşçi Bayramı'ndan sonra beyaz ayakkabı giymeyi görgüsüzlük sayar. İşçi Bayramı'ndan sonra okullar açılır, kentler kalabalıklaşır. Borsalar, yayın dünyası, tiyatrolar, konser salonları canlanır. Kongre ile birlikte siyaset de tatilden döner. ABD'nin, aslında yazla her zaman durulmayan dış ilişkiler gündeminde bile hareketlilik artar.
Kısacası, yaz uykusundan uyanışın ayıdır eylül. Eylülle gelen gündeme, başından dikkatli bakmak, ABD'de ve etki çemberinde, gelecek ayların neler getireceğini anlamamıza yardımcıdır.
Bütçe fazlası eriyiverince...
Yarından başlayarak Amerikan siyasetini en çok meşgul edecek konu, ekonomi. Büyümenin dibe vurduğu bir dönemden geçiyor ABD. Geçen yıl bu zamanlar rekor bir yükselişle 100 milyar doları aşan bütçe fazlası, neredeyse sıfırlandı. Ekim 2001'de başlayacak yeni mali yılda, Başkan George W. Bush'un teklif ettiği bütçe kalemlerinin karşılanabilmesinin, ancak Bush'un seçim kampanyası sırasında "Asla dokunmam" dediği Sosyal Güvenlik Fonu'ndan 9 milyar dolar kadar tırtıklanmasıyla mümkün olacağı anlaşılıyor. Kongre, yeni bütçeyi görüşmeye hazırlanırken, hem Demokratlar ile Cumhuriyetçiler hem de Beyaz Saray ile Kongre arasında ciddi çekişme bekleniyor. Mali disiplin içinde yapılması gereken harcama tahsislerinde hangi alana, ne öncelik tanınacağının kararı kavgasız verilmeyecek.
"Bu kavgadan bize ne" demeyin. Türk - Amerikan ilişkilerinin son dokuz ayına damgasını vuran konunun "ekonomi" olduğunu unutmayın. Bush kabinesinde, Türkiye hakkında en fazla sesi çıkan bakanın Dışişleri'nin başındaki Colin Powell değil, Hazine'nin başındaki Paul O'Neill olmasını yabana atmayın. Türkiye'nin krizden çıkması için, IMF ve Dünya Bankası üzerinden sağlanan kaynak paketi, Bush yönetiminin desteği olmasa gerçekleşmeyebilirdi. Öte yandan, Türkiye'ye G - 7'lerin ikili düzeyde kredi sağlamasına itiraz edip topu IMF'ye atan da yine bizzat Bush yönetimiydi.
Türkiye'ye 2001 için vaad edilen kredi, eylül ve kasım sonunda verilecek iki dilimle tamamlandıktan sonra, sıra yeni kaynak arayışlarına gelecek. İşte bu aşamada, Türkiye'ye verilen kredinin nasıl değerlendirildiği Washington başta olmak üzere IMF'yi kontrol eden başkentlerde sıkı bir tetkikten geçecek.
ABD'li yetkililerin yansıttığı hava, Türkiye'ye mali desteğin, "kasımdan sonra da çeşitli yollardan sürdürülmesinden yana" olmakla birlikte, Amerikan iktisadi daralma sürecinin, ikili ya da çoktaraflı yeni kaynak arayışımıza Washington'dan verilecek yanıtı etkilemesi kuvvetle muhtemel. "Serseri" devletlerin sırası...
ABD'nin harcamalarını dizginlemesi, Cumhuriyetçiler'in favorisi "füze kalkanı" projesine de köstek olabilir. Gerçi Bush, askeri harcamaların kısılmaması isteğini defalarca vurguladı, ancak Senato'da çoğunluğu elinde tutan Demokratlar biraz farklı düşünüyorlar. Onlara göre, Bush'un önerdiği 8,3 milyar dolarlık savunma bütçesi içinde, son 20 yılda 60 milyar dolar harcanmasına rağmen, fizibilitesi ve yeteneği hala tartışmalı olan "nükleer kalkan" projesinden daha önemli kalemler var. Birçok Demokrat, konvansiyonel savaş uçağı ve savaş gemisi yapımına daha fazla fon ayırabilmek adına, ABD'nin "serseri devletler" dediği Irak, İran, Kuzey Kore gibi ülkelerin nükleer füzelerini havada vurma amaçlı bu "sonu belirsiz" projeden kısıntı yapmayı yeğliyor ve bu tercihin hem kamuoyunca hem de komutanlarca desteklendiğine inanıyor.
"Serseri" devletler deyince... Önümüzdeki dönem ABD dış politikasının odaklanacağı, bizi de yakından ilgilendiren bir alan, Irak politikası olacak.
Irak konusunda "yeni" (ve daha sert) bir politika vaadiyle işbaşına gelen Bush yönetimi, henüz bu yenilenmeyi (sertleşmeyi) sağlayamadı. Son bir haftada üç kez Irak'ın radar sistemlerini vuran Amerikan ve İngiliz uçakları, yıllardır yürürlükteki, Saddam'ın elini kolunu bağlayan ama sonunu da getirmeyen senaryoya uygun hareket ediyorlardı, hepsi bu.
Şimdi yavaş yavaş, bu senaryoyu daha etkili kılmaya yönelik adımlar gündeme giriyor. Irak'a karşı, yeni bir yaptırımlar rejimine geçilmesi yönünde, BM'de askıda bekleyen çabalar canlandırılacak. ABD'nin isteği, Irak halkının sıkıntısını, ticari mallara serbestiyet tanıyarak hafifletirken, Saddam'ın kaçaklardan sağladığı gelirlerin ve askeri kullanımlı malzemenin daha sıkı denetlenmesi. Türkiye'nin sınırda ikinci bir kapı açma girişiminin Ankara ile Washington arasında yarattığı pürüzün bir benzeri, yeni yaptırımlar rejiminin içerdiği "denetim" unsuru çevresinde de yaşanabilir.
ABD'nin çabalarını artıracağı ikinci alan, Irak'taki muhalefetin güçlendirilmesi. Bu kapsamda yeni bir adım, ilk yılındaki yatırım, yayın ve personel maliyeti 2,5 milyar doları bulacak olan muhalif televizyon kanalının ABD finansmanıyla devreye sokulması oldu. Uydu aracılığıyla, Londra'dan yayın yapan "Özgürlük TV," özellikle kuzeydeki Kürt bölgesinde nüfusun (çanak antenden yararlanabilen) yüzde 60'lık bölümü tarafından izlenebilecek. Irak muhalefetine destek yönünde, (Ankara'nın pek de haz etmediği) bu türden girişimlerin devamını bekleyin.
Kıbrıs, Brüksel'e mi havale?
Önümüzdeki günlerde Türk - Amerikan işbirliğinin zemin bulacağı alanlardan biri, NATO'nun Makedonya'daki "Esas Hasat" operasyonunun eylül sonuna doğru tamamlanması sonrasında yapılabileceklerle ilgili. Bu operasyonun ardından, Makedonya'ya silahsız gözlemci göndermenin yeterli olmayabileceği kuşkusu Washington'da sürerken, ABD'li yetkililer bölgedeki her türlü senaryoda, Türkiye ile ortak hareket edebileceklerine güveniyorlar.
Ve Kıbrıs... Rum Yönetimi, AB'ye tam üyelik yönünde mesafe kaydededursun, Kıbrıs'ın bu sonbahar, Türkiye'nin odağından hiç çıkmayacağını söylemek yanlış olmaz. Ancak ABD'nin eylülle gelen gündeminde Kıbrıs'a fazla yer yok. Göstergeler, Bush yönetiminin Kıbrıs meselesini, bir zamanlar Clinton'ın yaptığı gibi öncelikli kılmaya niyetli olmadığı, bu konuda meydanı, büyük ölçüde AB ve BM'ye bırakabileceği yönünde. Washington, Kıbrıs'ın bir "Avrupa meselesi" halini almasına seyirci kalırsa, şaşmayın.