Türkiye'yi 2'nci Dünya Savaşı yıllarındaki küçülme noktasına götüren ekonomik kriz İstanbul başta olmak üzere sanayi ve ticaretin atardamarı olan Batı'yı vurdu.
Depremden daha büyük yıkım yaşandı.
Anadolu'yu gezince gördük ki, bu moral çöküntünün dalgası Mardin'in en uç mezrasına ulaşmış. Küresel ekonominin "olumlu" sonuçlarını göremeden "olumsuzluğu" yaşıyor insanlar. Köydeki muhtardan tekstil fabrikatörüne herkes ekonomideki geriye gidişin faturasını ödüyor. Ankara'ya güvenip, dövizle yatırım yapanlar sırayla batmış. Sanayi mezarlıkları oluşmuş. Sahipsizlik ve örgütsüzlük batırmış insanları. Ne bakan ne başbakan... Yolsuzluk ve skandaldan kafayı kaldırıp bölgede ne oluyor diye soran yok. Habur kapısındaki "rant düzeni" kaldırılsa Güneydoğu ayağa kalkar! "TİPİC" adlı dağıtım şirketinin arkasındaki siyasilerin adı, kamyoncunun yol yazısı gibi, herkes okuyor ve tebessüm ederek geçiyor. Bu yazgıyı kim değiştirecek?
Türkiye'de bir yönetim boşluğundan çok yönetim çözülmesi yaşanıyor. Boşluk "alternatif" olursa doğar ama bu dağınıklıktan nasıl çıkılacağı meçhul, ANAP, MHP derken kabinede adı yolsuzluğa karışmayan bakan kalmadı. Muhalefete de ilgi düşük. Eskilere olan tepki "yeni oluşum"lara ortam hazırlıyor.
Siyasetteki çürüme yurdun her köşesine yansımış.
Diyarbakır'da yol çizgisi çeken karayolu çalışanı, araç konvoyunda beklerken, hortumculardan yakınıyordu.
Yol uzayınca mizah başlıyor. Güvenlik kontrolü nedeniyle araçlar durdukça "rehin alınan politikacı" fıkrası dinledik. Uzayan kuyruğun sonundaki merak etmiş. Niye kestiler yolu diye... Kalabalıktan biri izah etmiş: Falanca lideri kaçırmışlar, ya 1 trilyon verirsiniz ya da benzin döküp yakarız diyorlarmış. Madem yolu açacaklar payımıza ne düşüyorsa verelim. Vatandaş bu niyetle elini cebine atarken uyarmışlar: "5 - 10 litre depoda ne varsa toplayarak geliyoruz. Tercihimiz yakıttır!" Olumsuzluklar bir yana Güneydoğu'da kırıp dökmeden, yakıp yıkmadan yaraları sarmak mümkün. Çünkü Türkiye genelinden farklı olarak bölgede bir savaş yaşandı ve güvenlik sorunlarının aşılmış olması önemli. Ekonomik krizle karşılaştırılmayacak bir travmayı 15 yıl yaşadıktan sonra yöre insanı geçmişe dönmek istemiyor. Huzur arıyor. Normalleşme sağlandıkça istihdama sıra geleceğini, kalkınma seferberliği başlayacağını, gençlerin eğitim ve iş olanaklarının artacağını görüyor. Artık ekonomik OHAL ilan etmenin zamanı. Boş paketlerden sonra, verilen sözlerin tutulmasına sıra geldi.
Diyarbakır'da kahveler fabrika olmuş!
Ankara, Güneydoğu'nun ekonomik ve sosyal sorunlarını masaya yatırmak zorundadır. Bakanlar Kurulu niye "özel gündemli" bir toplantı yapmaz?
Bölgedeki heyecana koşut politikalar üretilemezse yazık olacak. Son 20 yılın en ılımlı iklimi yaşanıyor. Bu fırsat kaçmasa...