09 Eylül 2001 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  SERİ İLAN  

 




Nefesimizi tuttuk bekliyoruz

     Okullar açılıyor. Harcamaların artacağı günler başladı.
     Enflasyon baskısı ve fakirleşmenin etkileri asıl şimdi hissedilecek.
     Kemal Derviş "Aman dayanalım, iyi yoldayız" diyor. Piyasa ise gergin. Gelişmelerin hangi yöne gideceği belli değil.
     Dolardaki dalgalanma sürüyor.
     Şu sıralarda nefesler tutuldu ve izleniyor.
     Eğer doların, düşme veya 1.300.000-1.400.000 kuru civarında durma eğilimi yerleşirse, yastık altındaki dolarlar piyasaya çıkacak. Doların daha fazla değer kazanmayacağına inananlar, paralarını bozdurmaya başlayacaklar.
     Bu havanın devam etmesi ve özellikle bankaların yavaş yavaş kredi verebilir duruma girmeleri, piyasa çarklarının az da olsa dönmesini sağlayacak. İşten çıkarmalar, iflaslar azalacak. Toplumun morali düzelme sürecine girebilecek. Artık günlük konuşmalardaki karamsar yorumlar, karanlık beklentiler yerine, "Galiba kriz durdu" tahminleri tartışılacak.
     En duyarlı döneme giriyoruz.
     Daha gidilecek çok yolumuzun olduğunu unutmayalım. Bu çetin süreçte azıcık moralle seyretmek, büyük avantaj yaratacak.
     
     Ancak, sadece slogan yetmiyor
     Toplumun moralini yükseltmek çok iyi ancak, iflastan kurtulmaya yetmiyor.
     Türk Lirası’na değer kazandırmanın yolu doları kötülemekten geçmiyor. Eğer böyle olsa, İran veya Irak paraları bugün en değerli para durumuna girerlerdi.
     Ercan Kumcu, Hürriyet’teki yazısında, "Camilerde vaaz verdirterek, yasaklar çıkararak TL’nin değeri arttırılamaz" derken, sokaktaki adamın inancını da yansıtıyordu.
     Halk artık ekonomi çarklarının nasıl döndüğünü öğrenmeye başladı. Devletin vergilerimizi nasıl çar çur ettiğini, har vurup harman savurma sisteminin nasıl işlediğini öğrendi.
     Eskiden toplumu aldatmak kolaydı.
     Şimdi çok zor.
     Türk Lirası’nın değerini arttırma yolunun, devletin harcamalarını daha da kısmaktan, yani devletin küçülmesinden geçtiğini biliyor.
     Hükümet, çiftçinin kredi ve faiz borçlarını ertelemeye kalktığında, bunun Türk Lirası’nın değerine olumsuz etki yapacağını görüyor. Bütçeden çıkacak her desteğin (sübvansiyon) krizi uzatacağını, dolara talebin sürmesini kamçılayacağının farkında.
     Kamu İktisadi Teşekkülleri’nden (KİT) kurtulunmadıkça, bir an önce özelleştirilmedikçe devletin küçülemeyeceği ve açıkların kapanamayacağını da biliyor.
     Anlayacağınız, her şey dönüp dolaşıyor ve yıllardır bol keseden savurganlık yaptıran sistemin ortadan kaldırılmasına dayanıyor.
     
     Dramatik kararlar gerekiyor...
     Önümüzdeki bir kaç ay hayati önemde.
     Hele toplumda ümitlerin yeşerdiği bu ortamda, hükümetin kemer sıktığı mesajını verecek adımların artması, olumlu gidişi hızlandıracaktır.
     Kriz şu ana kadar özellikle fakir ve işçi kesimini vurmuştur. Orta sınıfın zararı büyüktür. Bu insanlar da, devletin yeterince kemer sıkmadığı, kendileri kadar fedakarlık yapmadığı izlenimindeler.
     Hem toplum, hem de piyasaların bu yönde ikna edilmeleri gerekiyor. Dramatik jestler, dramatik önlemler havanın değişmesine büyük katkıda bulunacaktır.
     Ankara’daki beyler devlet maaşıyla yaşamaya alıştıklarından dolayı, ülkenin genelindeki durumu tam koklayamıyorlar. Dışa yansıyan imajları, oturdukları yerden gelişmeleri seyrettikleri şeklinde.
     Durumu kontrol altında tuttukları, çeşitli senaryolar hazırlayıp hazırlamadıkları da bilinmiyor. Hiç değilse, böyle bir izlenim vermiyorlar.
     İşte böyle bir ortamda ortaya çıkıp, şimdiye kadar alınan ve gerçekten büyük cesaret gerektiren reformları anlatabilseler... Bundan sonra devleti küçültme planlarını açıklasalar... Kemerleri nasıl sıkacaklarını ortaya koysalar... Hava büyük oranda değişir.
     Beklentiler bunlar...
     Toplum yönlendirme bekliyor.
     Umutlanmak istiyor.
     Hele önümüzdeki güç aylara girilirken ihtiyaç her zamankinden daha da fazlalaşıyor.
     
Haberi ABD’li gazeteciden al...
     Douglas Frantz, New York Times, gazetesinin bu bölgede gödevlendirdiği gazetecidir.
     Kafkas ve Orta Asya ülkelerini dolaşır, Türkiye’yi izler Yunanistan da sorumluluğu altındaki ülkelerden biridir.
     Douglas Frantz’ın Azerbaycan, Kazakistan, Gürcistan veya Kırgızistan’dan yazdıklarını, New York Times’ta çıkan makalelerini okudukça üzülüyorum.
     Böylesine yakın olmamıza rağmen, bizim hiç ilgilenmediğimiz bu ülkelerdeki gelişmeleri aktarıyor. Dikkat ettim, siyasi olaylardan çok günlük yaşama ve insan unsuruna öncelik veriyor. Birbirinden ilginç insan hikayeleri yansıtıyor. Bu şekilde o ülkeleri daha iyi tanıma fırsatı doğuyor.
     Hatırlayacaksınız. İstanbul’daki Laila gece klübünde bir gecede milyarlar harcayanlarla, ekmek bulmakta zorlananlar arasındaki farkı ortaya koyan makalesi, bizim medyada günlerce konuşulmuştu. İstatistiklere dayanıp bir analiz yazsa, bu kadar ilgi toplamaz ve Türkiye gerçeğini böylesine ortaya koyamazdı.
     Türk medyası ise, etrafıyla ilgilenmiyor, ilgilense dahi işi siyasetin dar çerçevesine hapsediyor.
     Douglas Frantz, medyamıza ders veriyor.
     Haberin ne olduğun, nasıl yazıldığını ve hangi açılardan ele alınırsa ilginin arttığını gösteriyor.
     Eskilerden artık ümidi kestik. Bari genç gazeteciler Douglas’ı izleseler...
     
Garih olayında polis ve medya çöktü
     Üzeyir Garih cinayeti turnusol kağıdı gibiydi.
     Kimin ne olduğunu, kimin görevini iyi, kimin kötü yaptığını ortaya çıkardı.
     İki kurum, kelimenin tam anlamıyla çöktü.
     Bunlardan biri polis teşkilatı, diğeri de medya idi.
     Polis inanılmaz bir dağınıklık içindeydi.
     Karmakarışık bir soruşturma, çapul bir çalışma ve bohçacı kadınları bile aratacak bir boşboğazlık sergiledi. Telefonu açana, yalan yanlış bilgi vererek herkesin başını döndürdü. Boşboğazlığı öyle bir noktaya getirdiler ki, konuştukça beceriksizlikleri daha da ortaya çıktı. Açıkça, kendilerini vurdular. Acınacak bir halde olduklarını konuşarak anlattılar.
     Medyanın durumu polisten daha kötüydü.
     Televizyonlar da, yazılı basın da döküldü.
     Büyük büyük imzalar, kendilerini ertesi gün yalanlama pahasına öylesine yalan yanlış haberler verdiler, öylesine garip senaryolar yazdılar ki, hayretler içinde kaldık.
     Televizyonlar da içler acısı yayınlar yaptılar.
     Özetle, yüz kızartıcı bir dönem geçirdik.
     
Alpay hiç yaşlanmayacak...
     Bu iş böyledir.
     Eğer yaptığınızı seviyorsanız, hiçbir zaman eskimez ve yaşlanmazsınız.
     Örnek mi? Alpay.
     70 yaşındaki bu sanatçı ilk tanıdığım yıllardaki gibi. Yine hırslı, yine iddialı ve yine çalışkan.
     DMC tarafından yayınlanan "Tango&Latin" adlı albümü yok satıyor. Nefis bir albüm. 1960’larda unutamadığım "Norma" ve "El Vagabundo", Ercan Saatçi’nin yazdığı "Bekledim Yine" gibi parçalar var.
     Alpay’ı dinledikçe, aklıma kendilerine "sanatçı" diyen bazıları geldi. Alpay gözümde daha da büyüdü.
     
     mbirand@attglobal.net
     




 SAYFA BAŞI 





Melih AŞIK
Cim bom bommm...

Fikret BİLA
Anayasa değişikliği

Hasan CEMAL
Konya’da krizin ve susuzluğun darbesi

Can DÜNDAR
Yarın

Abbas GÜÇLÜ
Üniversite değiştiriyor

Derya SAZAK
Basketin ödülü, 500 kadro

Meral TAMER
Ericsson’da büyüme out, kârlılık in

Ece Temelkuran
Arkadaşını gönderme!

Tamer HEPER
Veraset ilamında görülmez

Metin TOKER
Kıbrıs işi Vatikan'da halledilir!

Güngör URAS
İş ilanları azaldı iş arayanlar çoğaldı

Serpil YILMAZ
Uyanışın şehri olacak...

M. Ali Birand
Nefesimizi tuttuk bekliyoruz

© 2001 Milliyet