ABD Başkanı George W. Bush ülkesine yönelik "terörist" saldırıyı bir savaş olarak gördüklerini açıklarken "ulusa sesleniş" konuşmasında herkesin bilinçaltındaki kuşkuyu dışa vuruyordu: "Amerikan halkı bilmeli ki farklı bir düşmanla karşı karşıyayız. Gölgelerde saklanan ve insan hayatını hiçe sayan bir düşman bu. ABD bu düşmanı dize getirmek için tüm kaynaklarını seferber edecek." Görünmeyen düşmanla savaş!
Hedef, doğal olarak Dünya Ticaret Merkezi'ni, Pentagon'u vuran "uluslararası terör örgütü"yle savaşarak onu dize getirmek... yok etmek.
ABD yönetimi ve kamuoyu ilk andan itibaren Usame bin Ladin hedefine kilitlenmiş durumda. Afganistan'daki Taliban yönetimi başta terörist devlet tanımındaki pek çok ülke topun ağzında.
NATO da 5. maddeyi işleterek ABD'ye destek olunacağını açıkladı.
Bu desteğin Türkiye açısında anlamı ABD ihtiyaç duyarsa İncirlik'in kullanıma açılmasıdır.
Kuşkusuz Körfez Savaşı'ndaki gibi akla hemen İncirlik'i getirecek öncelikler yok. Daha doğrusu "üçüncü dünya savaşı" başlıklarının atıldığı günlerde ne Washington ne de Batılı merkezler önünü görebiliyor. Müthiş bir belirsizlik var, çünkü ortada düşman yok!
Düşman, kurgubilim filmlerinde - örneğin Kevin Costner'ın oynadığı Post Man'deki - dünyaya egemen olmaya çalışan bir çete çıkabilir. ABD'nin finans ve savunma merkezini vurabilecek güçteki bu organizasyonun inşa etmeye çalıştığı "haydut devlet"e karşı bir savaş başlatılacaksa, ABD hangi coğrafyayı hedef alacak? Afganistan, Pakistan ya da Ortadoğu mu?
Bush, "sabırlı olacağız" diyor ama New York ve Washington da yaşanan dehşetin şokuyla "tamamen duygusal" bir atağa kalkarsa gerçek kıyamet o zaman kopmaz mı?
Seçim kampanyası süresince "nükleer füze kalkanı" projesiyle adeta kendi ülkesini hedef durumuna düşüren Bush yönetiminin kime nasıl meydan okuduğu da meçhul. Beyaz Baray'da "güven verici" bir başkanın oturmadığı kesin, ABDli stratejistlerin 21. yüzyıl öngörüleri de New York'taki ikiz kulelerle çöktü. Roma İmparatorluğu gibi ABD tarihteki "büyük güçlerin yükselişi" sürecini en azından simgesel olarak geride bırakıyor. Küreselleşme, "görünmeyen düşman"ı yarattı; yoksulluk, eşitsizlik adaletsizlik gibi duygular insanlığı yeni çelişkilere, acılara sürükledi.
Refah toplumunun simgesi tek süper güç 11 Eylül'den itibaren başka zaman dilimine geçiyor. ABD ilk kez kendi topraklarında "kıyamet"i yaşadı.
İnsanlık büyük bir sınavın eşiğinde. Eğer ortada "görünmeyen bir düşman varsa" ABD yönetiminin bu gücün ateşleyeceği başka silahları da dikkate alması gerekiyor.
Bush'un Washington'a dönmesi için niye 24 saat geçmesi beklendi. Acaba Beyaz Saray'a yönelen uçak dışında daha büyük riskler var mıydı?
Dileriz bu son çılgınlık olur.
Arkası gelmez.