18 Eylül 2001 Salı


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  SERİ İLAN  

 




Anayasa Mahkemesi üyesi Fulya Kantarcıoğlu Yargıtay Başkanı’nı eleştirdi
Selçuk’un üslubu düzeyinin altında

Anayasa Mahkemesi üyesi Fulya Kantarcıoğlu, Selçuk’u, "Bir yüksek yargı organı başkanının bir başka yüksek yargı organına yönelik eleştiri üslubunun, kendisinden beklenen düzeyin çok gerisinde kaldığının altının çizilmesi gerekmektedir" sözleriyle eleştirdi.

     ANKARA Milliyet

     Yargıtay Başkanı Sami Selçuk’un, üyelerini Adli Yıl açılış törenine davet etmediği Anayasa Mahkemesi’nin, Yüce Divan yargılaması yapmaması gerektiği iddiasına ilişkin tartışmalar sürüyor.
     Anayasa Mahkemesi üyesi Fulya Kantarcıoğlu, Selçuk’u, "Bir yüksek yargı organı başkanının bir başka yüksek yargı organına yönelik eleştiri üslubunun, kendisinden beklenen düzeyin çok gerisinde kaldığının altının çizilmesi gerekmektedir" sözleriyle eleştirdi. Selçuk’un, "Anayasa Mahkemesi üyelerini açılışa davet etmemesinin, Mahkeme ve Yüce Divan’la ilgili görüşlerine baştan duygusallık ve subjektiflik gölgesi düşürdüğünü" vurgulayan Kantarcıoğlu, şu görüşleri dile getirdi:
     
     Yüce Divan yargılaması gerçekten Yargıtay’ca mı yapılmalı?
     Yargıtay başkanının Yüce Divan’la ilgili olarak, ceza hukukunun özerkliği ilkesini Anayasa yargıcının bilmeyebileceği, ama Yüce Divan’da yargılama yapan yargıcın bilmemesinin sakıncalı olacağı iddiası; yüzeysel olması bir yana, hukuksal dayanaktan yoksundur. Gerçekten bir mahkemenin görev alanına giren konular arasında önemli - önemsiz ayrımı yapılamayacağından, bunlardan birisi hakkında bilgisizliğin getireceği sakıncaların diğerine göre daha az ya da çok olacağı ileri sürülemez.
     
     Üyelerimiz hukukçu
     Anayasa Mahkemesi’nde, Selçuk’un iddia ettiği gibi hukukçular gerçekten azınlıkta mı?
      Görüş, Yüce Divan’ın salt ceza yargılaması yaptığı savına dayandırıldığından, duruşmayı yönetme usul kurallarını ve maddi hukuku uygulama ve karar verme yetkisinin ancak ceza hukuku alanında uzmanlaşmış kişilerce kullanılabileceği ileri sürülmektedir. Oysa, Yüce Divan’da yargılanması öngörülenlerin sıfatları ve görevlerinin niteliğine bakıldığında, bu yargılamanın ceza hukuku uzmanlığı kadar Anayasa ve İdare Hukuku bilgi ve deneyimi de gerektirdiği görülmektedir.
     Bu nedenle Yüce Divan’ın ilk kez "Divan -ı Ali" adıyla yer aldığı 1876 Anayasası’ndan başlayarak 1924 Anayasası, 12.6.1960 günlü 1 sayılı yasa, 1961 ve 1982 anayasalarında üyelerinin kökeni bakımından karma bir yapıya sahip olduğu görülmektedir. Bu tarihsel süreçte, Yüce Divan görevini yalnız başına Yargıtay’ın yerine getirdiği hiç bir dönem olmamıştır. Ayrıca Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 12’si hukukçu olup, hukukçu üyeler çoğunluktadır.
     
     Yüce Divan kararlarında Yargıtay görüşüne göre hüküm kurduğunuz iddiasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
      Yargıtay başkanının subjektif görüşünü yansıtmaktan başka bir değer taşımamaktadır. Anayasa Mahkemesi, yasama belgelerinden başlayarak öğreti ve içtihadın da içinde bulunduğu her türlü kaynaktan yararlanmaktadır. Bunu yaparken ötekilerin yanı sıra Yargıtay ve Danıştay içtihatlarına da bakması, bu yüksek mahkemelerin görüşlerine göre hüküm kurduğu anlamına gelmez. Bu yalnızca yaptığı incelemenin ne denli ayrıntılı, özenli ve önemli boyutta olduğunu gösterir.
     Yargıtay yargıçlarının Anayasa Mahkemesi kararlarından esinlenme gereği duymamaları gerçekten doğruysa, bu onlarla ilgili bir sorundur.
     
     "Dava mahkemesi" olarak ele aldığınız diğer konularda da tartışma yaşanıyor mu?
      Anayasa Mahkemesi, siyasi partilerin kapatılması davalarında da ilk ve son derece mahkemesi olarak görev yapmaktadır. Ancak, Yüce Divan görevinin Yargıtay’a verilmesini savunanlar, siyasi parti kapatma davaları konusunda sessiz kalmaktadır. Eğer hukuksal açıdan onaylanmayan bir durum söz konusuysa, bunun iki dava türü için de geçerli olması gerekirken, eleştirilerin salt Yüce Divan görevi üzerine yoğunlaştırılması düşündürücüdür.
     Yüce Divan görevinin Anayasa Mahkemesi’nce yerine getirilmesine karşı çıkılırken, bu konudaki bir tek kararın yanlış ya da yetersiz olduğunun ileri sürülmemesi de dikkat çekicidir. Öyleyse Yüce Divan görevinin Anayasa Mahkemesi’nden alınmak istenmesinin hizmetin gereği dışında, bizce bilinmeyen başka bir nedeni mi bulunmaktadır?
     
     Sorumluluk TBMM’de
     Selçuk’un, parti kapatma kararları konusunda da itirazları var.
      Siyasi partileri demokratik siyasi yaşamın temeli kabul eden özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı çağdaş demokrasilerde partilerin faaliyetlerini serbestçe sürdürmeleri asıldır. Ancak, bu durumun partilere, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne ve demokratik temel düzeninin ortadan kaldırılmasına veya tehlikeye düşürülmesine yönelik faaliyetlerde bulunma özgürlüğü vermeyeceği de açıktır.
     Parti kapatma davalarında üçte iki, beşte üç gibi oranlar aranması ise, Anayasa Mahkemesi’nin parti yasaklarıyla siyasi örgütlenme özgürlüğü arasında bulunması gereken dengeyi kurmasını engeller. Ayrıca azınlık oyuna çoğunluk oyundan daha fazla etki ve değer tanınması sonucunu doğuracağı gibi, Anayasa Mahkemesi’nin diğer kararlardaki yeter sayısından farklı, haklı nedeni olmayan bir ayrıcalık oluşturur.
     Siyasi partilerin kapatılması kimilerinin siyasal ve hukuksal eleştirilerine uğruyorsa, bunun sorumluluğu, yasaları uygun ve demokratik bulmasa da uygulamakla yükümlü Anayasa Mahkemesi’ne değil, bugüne kadar Anayasa’ya koşut olarak siyasi partilerin demokratik hak ve özgürlüklerini kullanabilmelerine olanak verecek düzenlemeyi yapmayan ve Siyasi Partiler Yasası’nın Anayasa’ya aykırı kurallarının iptalini önleyen geçici 15. maddeyi değiştirmeyen yasama organına aittir. Bugünkü haliyle Anayasa’nın 69. maddesinden kaynaklanan büyük bir sorun bulunmamaktadır. Asıl sorun gereksinmeleri karşılamaktan uzak, Anayasa ile uyum içinde olmayan Siyasi Partiler Yasası’ndadır.
     



 GÜNCEL


Fırtına öncesi sessizlik
Bush: Bu bir haçlı seferi
Meyhanede iktisat dersi
Müslümanlar için cihad zamanıdır!
Pakistan ikna edemedi
Rusya’dan ABD’ye istihbarat garantisi
Âlimler bölündü
'Düşman İslam değil'
İkinci uçağa füze mi atıldı?
Selçuk’un üslubu düzeyinin altında
Taliban’dan sınıra Scud
Mimar, uçakları unutmamış ama...
Kurbanlar için şarkı yazacak
İncirlik’te en hareketli gün


 SAYFA BAŞI 





© 2001 Milliyet