19 Eylül 2001 Çarşamba


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  SERİ İLAN  

 




Sipa Press Bey...

Gökşin Sipahioğlu, arşivinde tarihe tanıklık etmiş 20 milyondan fazla fotoğraf olan 30 yıllık ajansı Sipa Press’i Fransız bir şirkete sattı

     MEFARET AKTAŞ

     Gökşin Sipahioğlu sahibi olduğu ve dünyanın en büyük fotoğraf ajanslarından biri olan Sipa Press’i sattı. 1969’da Fransa’da kurulan ve arşivinde son 30 yılın tarihine ışık tutan 20 milyondan fazla fotoğraf bulunan Sipa Press’i dev Fransız kozmetik ve ilaç firması Faber şirketler grubunun bir parçası olan medya grubu satın aldı. Gökşin Sipahioğlu, dijital teknolojiye geçmeleriyle birlikte üç yıldır bir kriz yaşadıklarını, maliyetini açıklamadığı bu satışın şirkete çok iyi geldiğini söylüyor. Sipahioğlu’na daha önce Bill Gates’in dijital fotoğraf ajansı Corbis de, Sipa Press karşılığında 22 milyon dolar teklif etmişti. Ama onların şartları uygun değildi. "Yalnızca iki sene daha şirketin başında kalabilirsin" dediler. Ben de onlara "Peki ben bu kadar parayı alıp iki sene sonra ne yapacağım?" dedim. Profesyonelce bakmıyorlardı, çok amatördüler. Benim için çalışmak önemli" diyor Mösyö Sipa. Ama şimdi durumdan memnun. Dev Sipa Press’i sattı. Ama yönetim her daim onun elinde olacak. Ve her şey eskisi gibi olacak. Usta fotoğrafçı kariyerinin unutulmaz anlarını, ajansın başarılarını ve ABD’deki bu son felakete benzer durumlarda nasıl çalıştıklarını anlattı.
     
     Menderes’in fotoğrafını büyütünce tiraj arttı
Sipa Press’i neden satmak istediniz?
     1998’de biz yeni teknolojiye büyük bir yatırım yapıp 25-30 kişiyi bu işe angaje ettik. 1998’e kadar para kazanıyorduk ama sonradan kaybetmeye başladık. Çünkü fotoğrafları tarayıp, dijital hale getiriyorsunuz, bu iyi bir şey ama çok pahalıya mal oluyor. Amerikalılar; Bill Gates’in şirketi Corbis’tekiler mesela her fotoğrafın 45-50 dolara mal olduğunu söylüyorlar. Biz 600 bin fotoğrafı dijital hale getirdik. Yani 10 dolara bile yapsak korkunç bir para ediyor. Bu yüzden de bir ortağa ihtiyaç duydum. En sonunda da en iyi teklifi yapanla anlaştım. Faber’ın teklifi en iyi maddi teklif değil ama bizim serbest ve bağımsız olmamızı sağılayacak bir teklifti.
     
Bu satış ne kadara gerçekleşti?
     Onu söylemiyoruz.
     
Şimdi nasıl hissediyorsunuz?
     Rahatlamış hissediyorum kendimi. Çünkü güç durumdaydım. İflas bile edebilirdik. Arada bir de Reuters vardı. Onu da kabul etmedim. Çünkü Fransa’de oturuyorum ben bunca zamandır. Benim idealim aslında bu şirketi bir Türk’e satmaktı. Ama kimse ilgilenmedi, sahip çıkmadı. Bir ay evvel yine teşebbüs ettim ama hemen reddedildim.
     
Türk basın tarihinde ilkleriniz var sizin. En önemli işleriniz hangileri size göre?
     İlk defa büyük resim benim zamanımda İstanbul Ekspres’te kullanıldı. Ondan sonra Vatan Gazetesi’nin genel yayın müdürü oldum ve akşam gazetelerinin arasında Türkiye’de ilk defa erken baskıyı ben bitirdim. Anadolu’ya ötekilerden bir-iki gün daha erken gittiğimiz için ikinci gazete olmuştuk. Türkiye’de yaptığım en önemli iş Yassıada Mahkemeleri sırasındadır. Mahkeme sırasında çekilen fotoğrafları açık artırmaya çıkarttılar. Ve Hürriyet satın aldı tabii. O zamanın parasıyla sanırım 100 bin liraydı. Bir de haber ajansı vardı. Onlar da on bin liraya üç resim almışlardı. Biz üç gazete bu ajansa biner lira vererek hepimiz aynı resmi kullandık. Bu Adnan Menderes’in berberde tıraş olan bir resmiydi. Ben o resmi alıp yüzlerce kez büyüttüm. Yalnızca ustura ve Menderes’in kafasını büyütüp 8 sütuna koydum. Tabii çok dikkat çekti. Ve biz Hürriyet’ten daha çabuk sattık. İki saat içinde kalmadıydı gazete. Fotoğrafın önemini orada iyice anladım.
     
     Kriz sırasında Küba’ya giren tek gazeteci oldu
Dünya basınına da pek çok haber atlattınız.
     Haber atlatma olarak en önemlisi Küba’ydı tabii. Çünkü orada benden başka gazeteci yoktu. (Sipahioğlu 1962’de Amerika ile Küba arasındaki kriz patlak verdiğinde denizci kılığında gizlice Küba’ya girmişti. Ve kriz süresince tutuklanmamayı başaran tek Batılı gazeteci oldu.) Haberim 40 Amerikan gazetesine manşet oldu. Bu gazetecilik açısından çok önemli. Onun haricinde Arnavutluk’ta yaptığım röportajlar da çok önemliydi. (1961’de Sipahioğlu Paris-Match dergisi için bir foto röportaj yapmak üzere Arnavutluk’a giren ilk Türk gazeteci oldu.)
     
Çektiğiniz en önemli fotoğraf hangisi?
     Valla benim çektiğim fotoğraflar arasında en sevdiğim Çin’de bir ağacın önünde çektiğim Çinli kadın fotoğrafıdır. 1965’te Çin’e giren ilk Türk gazeteci de bendim. 1966’da Britannica Ansiklopedisi kullandı o fotoğrafı.
     
Peki Sipa arşivindeki en pahalı fotoğraf hangisi?
     Şudur diyemem ama en çok satılan fotoğraf terörist Carlos’un (Çakal Carlos) fotoğrafıdır. "Carlos budur" diye de ilk kez ben çıkarttım. Bu en çok satılan ama en fazla para kazandığımız değildir.
     
     Dünya çapında 4-5 bin fotoğrafçıyla çalışıyorlar
En çok kazandıran?
     Valla dün yaklaşık 1,5 milyon franklık resim sattık dünyaya Amerika’daki olaylarla ilgili. (Olaydan sonra yalnızca bir gün içinde.) Arşivimizdekilerden en pahalı hangisi bilmiyorum doğrusu. Ama 3-4 yüz bin franka sattığımız röportajlar oldu tabii...
     
Corbis gibi dijital teknoloji devleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
     Zaten artık biz de onlardan biriyiz. Corbis ben Sipa’yı satmayınca Sygma’yı satın aldı. Hachette de bir sürü ajans satın aldı. Bunlardan biri de Gamma. Bunlar devler... Ama biz Gamma’dan fazla satıyoruz. Fransa’da Sygma’dan da fazla satıyoruz. Fransa’nın en büyük ajansı hâlâ biziz yani.
     
Ve şimdi aldığınız ekonomik destekle daha çok büyüyeceksiniz...
     Yani hiç olmazsa diğerleriyle rahatça rekabet edebilecek durumdayız.
     
Newsweek’in editörlerinden James Colton "Sipa Press’in her zaman olay yerine gönderecek ya da önceden orada olacak bir adamı vardır" diyor. Bu nasıl oluyor?
     Şans da önemli ama en önemlisi şansı aramak. Ben gazetecilikten başka bir iş yapmadığım için senelerden beri kaynaklarım var, avantajlarım var. Ne yapmak, nereyi aramak gerekir biliyorum. Bunlar 30 sene evvel çok zordu. Şimdi daha siz istemeden email’la fotoğraf teklif ediyor. Eskiden o fotoğrafçıları bulmak lazımdı.
     
ABD’de bu uçaklı saldırılar patlak verdiğinde siz dev bir ajans olarak ilk iş ne yaptınız?
     Burada 50 kişi vardı. Önce hemen Amerika’ya, fotoğrafçılara telefon ettik. Çoğu uyumuyordu zaten ama uyuyanları da uyandırdık ve yarım saat içinde fotoğraf almaya başladık. Mesela yarın (geçen perşembe) çıkacak Paris-Match’ın kapağı bizim olacak. L’ Express mecmuasının kapağı da bizim. Şimdi Afganistan’a iki fotoğrafçı yolluyoruz. Türkiye’den de Coşkun Aral, Irak’a gidiyor. O da bizi haberdar edecek.
     
Tüm dünyadan kaç fotoğrafçıyla çalışıyorsunuz?
     Çok. 4-5 bin fotoğrafçıyla çalışıyoruz. Ama daimi olarak 500-600 fotoğrafçı...
     
Türkiye’den?
     Türkiye’den birkaç kişi var.
     



 PAZAR


BİR DÜNYA ŞEHRİ NEW YORK
Sipa Press Bey...
Telefon edin, müze gelsin
‘Asıl assolist benim’
Bir mübadele öyküsü
‘Tankere tekme atıyorlar’
Bu "Divan"da oturulur
İnternette ‘piknik’
Porto şarabının başına gelenler...
"Şışşt zilli"
"Çakmaktan beter ederim"
DVD / Selim BOY
Patlamayı okumak ve savaşın yeniden tarifi
Antalya’da Talya Oteli
Kanlı ruhların okuru
Stella Rimington
İstanbul’un nüfusu azalır mı?
Tatlı bir inat...
Bir serçenin peşine takılarak...
Zirvedeki iki kız kardeş


 SAYFA BAŞI 





© 2001 Milliyet