19 Eylül 2001 Çarşamba


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  SERİ İLAN  

 




Stella Rimington

Rimington’un çocukları, annelerinin işini, MI5 genel direktörü olduğu TV’den açıklandığında öğrendi

     LONDRA

     Devletlerin güvenlik teşkilatlarında çalışan kadınlar, kamuoyunun gözünde genellikle iki tiptir. Küçük tabancalarını bikinilerinin alt parçasında gizleyen sarışın "femme fatale"ler veya aşktan nasibini alamamış, evde kalmış gözlüklü kızlar.
     Stella Rimington bu iki tip kadından da çok farklı.
     1967’de Ursula Andress güzel "Mia Hama" olarak Sean Connery’nin canlandırdığı yakışıklı James Bond’a volkanik bir adanın beyaz kumsalında rastladığı sıralarda, evde oturmaktan sıkılmış bir diplomat eşi olan Rimington, Delhi’de MI5 (İngiliz İç İstihbarat Servisi) için haftalığı 5 sterline daktilo / memur olarak çalışmaya başlar. Bir manastır okulundan mezun Essex’li bu genç kızın ilk işi Worcestershire Bölgesi Kayıt İşleri Müdürlüğü’nde yardımcı arşiv memurluğudur. Kısa bir aradan sonra 1967’de tekrar çalışma hayatına dönmesi ile 1991’de MI5’ın başına getirilmesi arasında geçen 24 yıl hakkında fazla bir şey bilinmiyor; daha doğrusu bilinmiyordu. Kim derdi ki bir gün Stella, dünyanın en önemli haberalma teşkilatlarından biri olan MI5’ın ilk kadın genel direktörü olacak?
     1991’de gerçekleşen bu atama, geleneksel İngiliz bürokrasisinde devrim olarak nitelendirilmiş, kamuoyuna da TV aracılığıyla açıklanmıştı. İlk kez bir MI5 genel direktörü TV’de etten ve kemikten imajı, biyografisi ile halka tanıtılmıştı. Bütün bunlar İngiliz gizli servis örgütlerinin artık şeffaflaştırılmaları gerektiği konusunda kamuoyundan gelen çağrılara kısıtlı bir cevap olarak değerlendirildi.
     1999’da emekliye ayrılmasından beri beklenen "Açık Sır: Bıkkın Ev Kadınından Gizli Haberalma Teşkilatının Başına" adlı otobiyografiye karşı gösterilen tüm tepkilere karşı kitap, beklenildiği gibi hassas konulara fazla dokunmayan bir tutum içinde. Stella hayatını, fazla bir şey açıklamadan anlatıyor.
     Kitabın büyük bir kısmı erkeklerin hegemonyası altında olan haberalma dünyasında bir kadının dişiyle tırnağıyla kendi yerini kazanabilme savaşını anlatıyor. Bu kadın önce dağılan bir evliliğin mutsuz eşi, sonra iki çocuğunu yalnız büyüten bir anne ve bir işkadınıdır. Stella kadın olmanın bazı avantajları olduğunu da söylüyor. Örneğin "Özellikle idari konularda, İngiliz erkeği problemlerin sürekli üstüne giden kadınlarla nasıl baş edeceğini henüz bilemiyor. İlk şaşkınlığından faydalanabilir veya kadınlığın doğadan gelen saf görüntüsünden yararlanabilirsiniz. Ama yavaş yavaş bu da değişiyor. Üst düzey idari kadrolarda kadınlar yoğunluk kazandıkça erkekler de deneyim kazanıyorlar."
     Stella kitabını yazıyor ve ait olduğu mercilere incelenmesi için gönderiyor. Devletin bütünlüğü ve güvenliğini ilgilendiren bir organizasyonda çalıştığı için "Resmi Gizlilik Kanunu" ile sınırlıdır ve otoritelerin okeyini almak her şeyden evvel ahlaki ve vicdani bir görevdir onun için. Kitabını "Whitehall"a (Bir hükümet binasının adı olan bu sözcük halk arasında devlet otoritesini simgeler) gönderir. Soğuk karşılanacağını tahmin etmektedir. İki ay hiçbir yanıt gelmez. Stella endişelidir. Nihayet, Devlet Bakanı Richard Wilson tarafından bir görüşmeye çağrılır. Stella her yolu deneyerek kitabın basılmasını engellemeye çalışacaklarından emindir artık. Sıranın baskı, korkutma ve aşağılamada olduğunu bilmektedir. Kabaran dalgalara cesaretle göğüs gerer. Kitabın yazılışında ve sonrasında kurallara uymuştur. O zaman neden bu engeller çıkmaktadır? Kitabın bir kopyası yüksek tirajlı Sun gazetesine bulur yolunu!
     
     "Kurumlaşmış devlet mekanizmasının içinden biri" olduğu halde bu kadar zorlukla karşılaşmıştır Stella. "Basit bir vatandaş olarak devletle, özellikle gizli devletle karşı karşıya olmanın zorluklarını şimdi daha iyi anlıyorum" diyor. "Beni yanlış anlamayın; halkın güvenliği açısından devlet sırlarının önemine benden fazla inanan kişi yoktur zannımca. Ama resmi merciler bunu bazen çok ileriye götürüyorlar. ‘Resmi Gizlilik Kanunu’nun artık revizyondan geçmesi gerektiğine inanıyorum."
     Bütün bunlara rağmen başından sonuna kadar işini çok sevdiğini ve onunla mutlu olduğunu söylüyor. Başlarda işinin eğlenceli olduğunu, teşkilatta yükseldikçe işin ciddileştiğini, özellikle sorumluluğu altında olan ajanları teröristlerin, uyuşturucu ve silah kaçakçılarının peşine düşürdüğünde vicdani yükümlülüğün en büyük sorun olduğunu söylüyor.
     İşin dışında ama işle ilgili en büyük sorun güvenlik. İşinin gerçek mahiyetini en yakınlarından (çocukları dahil) bile saklamak zorundaymış. Ama bu durum TV’de genel direktörlüğe atandığının açıklanması ile sona ermiş. Annelerinin böyle önemli bir pozisyona atandığını öğrenmek ve bu atama sonrasındaki güvenlik aranjmanlarına uymaya alışmak çocuklarını epey zorlamış.
     Stella "yazma" mikrobunu almış gibi görünüyor. Bundan sonraki kitabı bir roman olacakmış. Bir casusluk romanı olacağını tahmin ediyorum. Hayal gücüm çok mu çalışıyor acaba?
     



 PAZAR


BİR DÜNYA ŞEHRİ NEW YORK
Sipa Press Bey...
Telefon edin, müze gelsin
‘Asıl assolist benim’
Bir mübadele öyküsü
‘Tankere tekme atıyorlar’
Bu "Divan"da oturulur
İnternette ‘piknik’
Porto şarabının başına gelenler...
"Şışşt zilli"
"Çakmaktan beter ederim"
DVD / Selim BOY
Patlamayı okumak ve savaşın yeniden tarifi
Antalya’da Talya Oteli
Kanlı ruhların okuru
Stella Rimington
İstanbul’un nüfusu azalır mı?
Tatlı bir inat...
Bir serçenin peşine takılarak...
Zirvedeki iki kız kardeş


 SAYFA BAŞI 





© 2001 Milliyet