
|


İstanbul’un nüfusu azalır mı?
Köye dönmek her zaman bir çözüm getirmeyebilir. Paris, Londra, Brüksel halkı köylere dönüyor olabilir ama aynı eğilimin yaygınlığı İstanbul için söz konusu olamaz
Hafta içinde bir haber (Hürriyet-10 Eylül) İstanbul’dan Anadolu’ya göçten bahsediyor. Gerçi rakamlar böyle bir önemli olay hakkında pekin bilgi edinmek için pek küçük. Ağustosta 55 aile eşyalarıyla geri göçmüş, temmuzda 196 kişi doğduğu yere gitmiş. Böyle iki haneli rakamlarla kesin bir karar vermek mümkün değil; fakat gözlemcilerin sezgisi de önemlidir. Geri dönüşün teşviki için gerekli tedbirleri almalıdır.
Yirmi birinci yüzyıl ters gelişmelere sahne olacak; üçüncü dünyada anormal ve sağlıksız bir metropolleşme ile büyük sorunlar ortaya çıkacak. Çünkü Paris’in dokuz milyon nüfusa sahip olması ile bir Ortadoğu şehrinin, mesela Tahran’ın aynı nüfusa sahip olması aynı şey değil. Afrika, Güney Amerika ve Hindiçini metropolleri için durum olumsuz yönde çok daha farklı. Kaldı ki bu bölgelerde dev gecekondu metropoller ortaya çıkıyor da...
İstanbul, bazılarının bilmeden tekrarlamalarına rağmen, tipik bir üçüncü dünya metropolü değil. Üretiyor, önemli bir kültür merkezi oldu; ilginç müzik, sinema gösterileri, festivaller tertipleniyor. Şehrin kütüphanelerinde sayı ve nitelik olarak düzelme var; uluslararası kongre ve seminerler tertipleniyor. Eski üniversitemiz çöktükçe, ümit vaat eden yenileri kuruluyor. Artan nüfusa rağmen, beledi hizmetlerde çökme değil, aksine iyiye doğru gidiş var. İnsanların üyesi ve mensubu olduğu ikincil gruplar (kulüp, dernek, sanat ve bilim toplulukları) artıyor. Kuşkusuz köydeki üretimi tamamen bırakıp, mesela Erzincan’ın, Elazığ’ın merkeze yakın, altyapısı gelişkin köylerini bile terk edip, İstanbul’a yerleşen nüfusla başetmek kolay değil. Büyükşehirde arsa spekülasyonu ile zenginleşme umudu, ülkemizdeki çarpık göç ve kentleşmenin başlıca nedeni... Buna karşı gereken tedbirleri almak, güç ve siyasi cesaret istiyor. Bu tedbirleri almadan aksine şehirleşme umutları besleyemeyiz. Köye dönmek de bir çözüm olmayabilir. Paris, Londra, Brüksel halkı köylere dönüyor olabilir ama aynı eğilimin yaygınlığı İstanbul için söz konusu olamaz. Kaldı ki İstanbul’dan her yaz emekliliğini yaşayan orta yaşlı ve yaşlı insan grupları Fırat havzasındaki, Karadeniz’deki köylerine gider ve kışın döner. Yazın İstanbul, Anadolu’da oturan işportacı bekar bir nüfusun mevsimlik göçüne uğrar. Bu hareketli nüfusun iki tarafın üretimine katkısı nedir? Gelirler ve giderler, ama bunların miktarı nedir? Sözün kısası; Türkiye, en büyük iki şehrinin toptan nüfusunu, hele nüfus hareketlerini sağlıklıca tespitten acizdir. Uzman demografi kuruluşlarına (Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri gibi) iltifat ve müracaat edildiği pek de söylenemez.
İstanbul’un tarihi nüfusu tartışma konusudur. Hayatında İstanbul’u görmeyen ve yerleşme biçimlerinden anlamayan bazı ünlü Bizans uzmanları, (örneğin Brehier gibi) bir milyonluk bir Konstantinopolis’ten söz ederler. Bazı Osmanlı İstanbul’unu tasvir eden tarihçiler de 300 bin-800 bin arasında gider gelirler. Oysa 19. yüzyıl öncesinde böyle kalabalık bir nüfus herhangi bir şehirde; kanalizasyon sorunu, açlık ya da veba gibi salgın hastalıklara neden olurdu. Nitekim bazı Ortaçağ-Rönesans İtalyan şehirleri, nüfusları 200 bin’i geçtiğinde böyle dertlere uğramışlardır.
1877-78 Savaşı’ndan sonra bu şehir ilk toplu Balkan göçü dolayısıyla, sefalet ve beledi sorunların altında ezildi. Ardından Balkan bozgunu, ikinci göç ve Birinci Dünya Savaşı’nın sıkıntılarını yaşadı. Şehir açtı (ekmek, şeker yoktu) ama sebze vardı, etraftaki bostanlar bir milyonun altındaki nüfusu besleyebiliyordu. Et yoktu ama tavuk ve balık bulunabilirdi. Çünkü deniz küsmemişti, evler bahçeliydi, kümesliydi. 1955 nüfus sayımı (vilayet bir buçuk milyona ulaştı) sürpriz sayıldı. Artış hızı gittikçe çığrından çıktı. Son yirmi yılın göçleri; sanayileşme ve köyün çözülmesi gibi sosyal değişmenin zorlamasından çok; doğudaki terörün ittirmesi, arsa spekülasyonu gibi bize özgü çarpıklıklardan ileri geliyor. Değerli sosyologumuz Sema Erder’in Ümraniye’de gerçekleştirdiği "Kentkondu" adlı araştırmasını okuduktan sonra, gecekondu bölgelerindeki şartların kırsal bölgelerden daha iyi olmadığı anlaşılıyor. Ama bu durum şehrin nüfusunun bir yaz günü kafileler halinde Boğaz’ı geçip köylerine döneceği anlamına da gelmez.
PAZAR


BİR DÜNYA ŞEHRİ NEW YORK
Sipa Press Bey...
Telefon edin, müze gelsin
‘Asıl assolist benim’
Bir mübadele öyküsü
‘Tankere tekme atıyorlar’
Bu "Divan"da oturulur
İnternette ‘piknik’
Porto şarabının başına gelenler...
"Şışşt zilli"
"Çakmaktan beter ederim"
DVD / Selim BOY
Patlamayı okumak ve savaşın yeniden tarifi
Antalya’da Talya Oteli
Kanlı ruhların okuru
Stella Rimington
İstanbul’un nüfusu azalır mı?
Tatlı bir inat...
Bir serçenin peşine takılarak...
Zirvedeki iki kız kardeş
SAYFA BAŞI

|
|

|