
|


Zirvedeki iki kız kardeş
Williams Kardeşler’in, yıllar yılı "zengin beyaz adamın sporu" olagelmiş teniste zirveye tırmanışlarının basit ve uydurma hikayelerle örtüşmeyen, basit ama gerçek bir hikayesi var
WASHINGTON
Efsanenin yeni bölümü, geçen hafta sonu New York’ta yazıldı.
Gün, kız kardeşlerden yaşça ve boyca daha büyük, vücut hatları biraz daha ince, yüz hatları biraz daha olgun olanınındı.
21 yaşındaki Venus Williams, kendisinden on dört ay sonra doğduğundan beri aynı odayı, aynı tutkuyu paylaştığı Serena Williams’ı, iki sette devirdi. Sakin ve üstündü. Topuz yaptığı bin bir örgü siyah saçlarıyla, dingin ve sevecen zafer konuşmasıyla pek derli toplu, pek kendine hakim bir hali vardı. Yine bin bir örgü ama sarartılmış, yine topuzlu ama devamı da kalçalara kadar dökülen saçlarıyla, biraz daha asi, biraz daha çocuk görünen küçük kız kardeşini korttan sonra, kürsüde de kucaklarken, neyin geçici neyin kalıcı olduğunu biliyor gibiydi.
Williams Kardeşler’in, yıllar yılı "zengin beyaz adamın sporu" olagelmiş teniste zirveye tırmanışlarının, zirveye tırmandıktan sonra çevrelerini saran basit ve uydurma hikayelerle örtüşmeyen, basit ama gerçek bir hikayesi var.
ABD Açık Tenis Turnuvası’nda Jennifer Capriati, Martina Hingis gibi rakiplerini devirerek finale gelmekle bu sporun tarihine yeni bir sayfa ekleyen iki kadının olduğu kadar, Amerika’nın da her gün başka bir yerde, başka bir versiyonu yazılan hikayesi bu.
Orta sınıfın alt basamaklarından gelen bir aile onlarınki. Venus 1980’de, Serena 1981’de doğduktan sonra, iki ayaklarının üstünde durmayı öğrenir öğrenmez, birer raket almışlar ellerine. Anne Oracene ile baba Richard’ın fikriymiş bu. İkisinin de hiçbir profesyonel spor geçmişi olmayan karı-koca, Kaliforniya’da yaşadıkları kentin halka açık, ücretsiz kortlarına taşımışlar kızlarını. Yıllarca yılmadan, inatla, inançla.
Ta ki Venus ile Serena, Amerika’nın gizli parolasının "Hiçbir şey imkansız değildir" olduğunu bilmeyenlerin, "imkansızı başarmak" saydıklarını yapıncaya dek. Amerikan gettosundan çıkmış iki siyah kız çocuğu olarak, dünyanın en önemli kortlarında kendilerine bir yer buluncaya, çoğu onlardan çok daha geniş olanaklarla büyümüş, halleri tavırları, dünyaları farklı rakiplerine, kuvvetli, enerjik, saldırgan oyunlarıyla meydan okuyuncaya dek. Kadın tenisinin hızını ve rengini değiştirinceye dek.
Bugün hâlâ babaları Richard’ın antrenörlüğünde çalışan, hâlâ tekstil tasarımcısı olma planıyla üniversiteye devam eden, dünyanın bütün büyük turnuvalarından topladıkları kupalara ve milyonlara rağmen hâlâ aynı yatak odasını paylaşan Venus ile Serena’nın oynadıkları tenis, ilk olarak Martina Navratilova’nın kortlara taşıdığı ama arkası pek de gelmeyen bir kuvvet sporu. Son olarak New York turnuvasındaki bütün maçlarında, rakiplerine belirgin bir "kas farkı" attılar. Daha çevik, daha esnek ve, evet, daha zeki idiler.
Bu son sıfat çok önemli. Zira Venus ile Serena’nın rüzgarından başı dönen "beyaz" tenis yorumcuları, bu arada Hingis gibi bazı rakipleri de, içten içe ırkçı bir ton taşıyan bir etiket yapıştırıyorlar Williams Kardeşler’in oyununa. Kuvvetlerinin genlerinden geldiğini, beyinleriyle değil sadece kaslarıyla oynadıklarını iddia ediyorlar. Hani neredeyse "Siyahlar da, onun için kazanıyorlar. Afrika’nın ormanlarından alıştıkları çeviklik sayesinde herkesi alt ediyorlar" demek gibi bir şey.
Venus ile Serena, okullarını aksatmamak için bazı turnuvaları es geçince, "Vay efendim, nasıl olur da, profesyonel tenisçiler yılda sadece birkaç turnuva ile yetinebilirmiş" diye dudak bükenler de, "Teknikten, taktikten, kort bilgisinden yoksunlar. Profesyonel tenisçiler yerine, ana babalarının koçluğuyla yetinirlerse böyle olur işte" diyebilenler de var.
Geçmişte zaman zaman bu yorumlara üzülen, öfkelenen, hatta maçların bitiminde, haklarında atıp tutan rakiplerinin elini sıkmaktan kaçınarak küskün ve hırçın davranan Serena ile Venus ise son olarak New York’ta görüldü ki, artık piştiler. Dedikodulara raketle yanıt vermenin en iyi yol olduğunu, ABD Açık Tenis Turnuvası’nda bütün rakiplerinin üzerine yükselip finalde birbirleriyle eşleşerek gösterdiler.
Tenisin tarihini değiştirirken, kort kenarına ve ekran başına taşıdıkları büyük kalabalık içinde, nice küçük, yoksul, siyah kız çocuğu olduğunu biliyorlardı mutlaka. Amerikan parolasının yeni kanıtı olmaktan memnundular.
PAZAR


BİR DÜNYA ŞEHRİ NEW YORK
Sipa Press Bey...
Telefon edin, müze gelsin
‘Asıl assolist benim’
Bir mübadele öyküsü
‘Tankere tekme atıyorlar’
Bu "Divan"da oturulur
İnternette ‘piknik’
Porto şarabının başına gelenler...
"Şışşt zilli"
"Çakmaktan beter ederim"
DVD / Selim BOY
Patlamayı okumak ve savaşın yeniden tarifi
Antalya’da Talya Oteli
Kanlı ruhların okuru
Stella Rimington
İstanbul’un nüfusu azalır mı?
Tatlı bir inat...
Bir serçenin peşine takılarak...
Zirvedeki iki kız kardeş
SAYFA BAŞI

|
|

|