
|


Tatlı bir inat...
Tüm gazetecilerin, köşe yazarlarının, karikatüristlerin niçin yüceltmek ve iltifat etmek yerine eleştirmeyi ve yermeyi tercih ettiklerini kim bilebilir?
Kimi zaman bu tutumu; sandalyelerinde veya koltuklarında rahatça yayılıp ya da ofislerinde oturup diğerlerinin yaptıklarını seyredip, hiçbir zaman geçerli veya alternatif bir çözüm üretmeksizin onları eleştirmenin daha kolay olmasına bağladım. "Sonuçta bunlar beni ilgilendirmez. Ben eleştiririm. Sorumlular bu konuyla ilgilensinler" mantığının eseri bunlar. Bu şekilde eleştiriler yaparak herkesin bildiği ama bunu yazabilecekleri bir gazeteleri olmadığından veya sadece dilleri yeterince sivri olmadığından ifade edemedikleri bu konularla sayfalar doldurulabilir!
Evet, pek tabii ki bir insanın iyi bir şey yaptığını keşfedip bunu gözlemlemek, bundan büyük bir sevinç duymak, doldurulması gereken koca bir sayfayı bir yana bırakıp sadece "Bravo, tebrikler, iyi iş..." diyebilmek çok daha zordur. Ve tabii sonrasında, ekmek parası kazanabilmek için pembe diziler yazmaya razı olmak en zorudur!
Tabii tüm bunlar benim için de geçerli; benden çok daha deneyimli, ciddi, araştırmacı meslektaşlarımla kendimi kıyaslayamayacağımı bilmeme rağmen çoğu kez "kolay eleştiri" tuzağına düştüğümü fark ediyorum.
Eh, ben bugüne bir ayrıcalık tanımak istiyorum.
Bugün semtimin belediyesini kutlamak istiyorum; sahil yolunun düzenlemesini yapan Kadıköy Belediyesi’ni.
Bir süredir sabah yürüyüşlerim sırasında birilerinin gayret içinde belli bir istikrarla, düzenle ve itiraf edeyim ki belli bir estetik zevk eşliğinde çalıştıklarını görüyordum. Birileri bahçeleri temizliyor, buduyor, düzenliyor ve güzelleştiriyordu.
İlk fark edilen şey kesilmiş çimen kokusuydu. Sonra da eşit aralıklarla, yan yana dizilmiş ot yığınları göze çarpıyordu. Hepsi de, ağızları özenle bağlanmış ve her yirmi metrede bir, kendilerinden beklenmeyecek kadar temiz ve yeşil çöp kamyonlarını bekleyen siyah çöp torbalarının içine doldurulmuş. Tertemiz. Sonra çiçekler. Her renkten, gruplar halinde, özenle dağılmış. Bir amaçları varmış ve bunu başarmışlar. Ve ağaçlar... Belli bir estetik mantık çerçevesinde gruplaşmış, budanmış, sulanmış ve bakımlı! Elbette bu bakımları kimlerin yaptığını biliyorum. Biraz esmer, önlerinde bir çeşit turuncu önlük, ayaklarını sürüyerek ve omuzları çökmüş bir şekilde, arada sırada biz sabah koşucularına meraklı bir bakış atarak sessizce özenle çalışan o adamlar.
Bravo... Bunları başarmak; istek, para ve sabır ister. Ve belediyenin de fazlasıyla inatçı olmasını gerektirir. Evet, hem de çok inatçı...
Evet, çünkü her gün, HER GÜN diyorum, ne sivil bilince ne de saygıya sahip olan esrarlı barbarlarla savaşmak kolay değil; onlar, her gece medeni insanlar evlerine çekildiklerinde lağım fareleri gibi ortaya çıkar, elektrik direklerinin lambalarını kırar, ahşap bankların yerlerini değiştirip onları parçalar, yakar, çimenlerin üzerine her türden çöp fırlatır ve karşılarına çıkan her yere aptalca yazılar yazarak ortalığı kirletir, bir gece yarısı ızgarası için ateş yakmak amacıyla çiçekleri ve ağaç dallarını kopararak eğlenirler.
Eeee... Hayır... Hiç kolay değil. O halde ben de, bu kişilerin medeniyetsizliğine karşı savaş açan ve yöntem olarak en geçerli yolu, "Az söz, çok iş ve özellikle de daha iyi örnek!" parolasını benimseyen bu inatçı belediyeye çok içten bir bravo ve yürekten bir teşekkür göndermek istiyorum.
PAZAR


BİR DÜNYA ŞEHRİ NEW YORK
Sipa Press Bey...
Telefon edin, müze gelsin
‘Asıl assolist benim’
Bir mübadele öyküsü
‘Tankere tekme atıyorlar’
Bu "Divan"da oturulur
İnternette ‘piknik’
Porto şarabının başına gelenler...
"Şışşt zilli"
"Çakmaktan beter ederim"
DVD / Selim BOY
Patlamayı okumak ve savaşın yeniden tarifi
Antalya’da Talya Oteli
Kanlı ruhların okuru
Stella Rimington
İstanbul’un nüfusu azalır mı?
Tatlı bir inat...
Bir serçenin peşine takılarak...
Zirvedeki iki kız kardeş
SAYFA BAŞI

|
|

|