
|


Bir düğün bir cenaze
Aslında iyi oldu Şükrü Saraçoğlu’ndaki karanlık...
Maçın bitmesine 20 dakika kala, loş bir ışıkta, salim kafayla düşündük olan biteni.
Neydi Fenerbahçe’nin problemi?..
Lig’de kötü oynuyordu...
Ama, önünde Şampiyonlar Ligi maçları vardı ve en ufak bir eleştiri "oyunbozanlık" ile eşdeğerdi.
Mustafa Denizli, dibi görünmeyen bu bulanık sudan, kocaman balıklar yakalayacağını ima ederek, ağızları fermuarlamış, iktidar süresi bilinmeyen bir "derebeyi" idi...
"Ben hesap vermem" diyordu.
"Takım kafamda, taktik kafamda, maç kafamda... Siz sonuca bakın."
Hatta, eşine pek rastlanmayan bir kararla Lazetiç’e evlenme izni vermiş ve "Lig maçı oynandığı gün futbolcu evlenir mi" diyenleri tersliyordu:
"Bizi rahatsız etmiyor, size ne oluyor"...
Şükrü Saraçoğlu’nda elektrikler kesilene kadar top ondaydı...
"Sıradışı" bir hocaydı ve "kazandığı sürece" haklıydı.
Ta ki, şalter ininceye kadar.
Evet... Düğün yapılmış, sıra Şükrü Saraçoğlu’ndaki cenazeyi kaldırmaya gelmişti şimdi...
Yüzde 51
Doğrusu zor bir maçtı.
Dünya’nın en zengin takımı idi Barcelona...
Şampiyonlar Ligi’ndeki gol ortalaması 2’yi aşıyordu.
Ama, 6 futbolcusu yoktu ve maç Fenerbahçe’nin "büyülü" futbol mabedinde oynanıyordu.
Mustafa Denizli’ye "Sonuç ne olur" diye sorulmuştu... "Yüzde 51" diyordu.
Ve maç başladı...
Hani ilkokulların ilk gününde yapılan bayrak töreninde, coşkulu bir disiplin vardır ya...
Yüzlerce, binlerce yumurcak, "Türküm, doğruyum, çalışkanım" diye başlayan ezberlerini gırtlaklarını parçalarcasına kükretirler ya...
Aynen öyleydi Fenerbahçe tribünleri:
"Seninle ağlarım, seninle gülerim. Söyle senden başka kimim var benim" diyordu koro...
Bitmemecesine ve yürekten...
Dakikalardır gürlüyorlardı.
Ama, tribünlerin onda biri heyecan yoktu futbolcularda.
Yürüyorlardı...
Barcelona top çeviriyor, onlar bakıyorlardı.
Tango yapmaktan ayağının dümeni bozulan "damat" Lacetiç’in üstten dışarı giden bir şutunu da saymazsak, Bercelona’nın golüne kadar, tek atağı yoktu Fenerbahçe’nin.
Revivo ceza alanına giremeden eriyor, Serhat ve Abdullah’ın çabaları yetmiyordu. "Nöbetçi kahraman" Rüştü çalışıyor, onlar "adam adama markaj" ile "tam saha pres" arasında gidip geliyorlar, bloklar arasındaki yolu kat etmek için taksi çağırmayı düşünüyorlardı.
İspanyollar, üstün fizikleriyle öğütüyorlardı Fener’in santrforlarını ceza alanına girmeden.
Bir İspanyol atasözü vardı ve "Şansını dirseğinle yaratırsın" diyordu.
Keşke maçtan önce yazsaydım...
Denizli’nin ceketi
İlk golü yemişti Fenerbahçe...
Yine de, İspanyollar yeşil çimen üzerinde kara üzüm salkımı gibi kalabalıktılar .
Kesin, Mustafa Denizli bir çare bulacaktı...
Çünkü, onu bize öyle anlatmışlardı.
Bir taktik dehasıydı Denizli ... Elindeki malzeme de müthişti.
İlk 45 dakika sona ererken Mustafa Denizli’nin ceketi fora etmesi, içimde kalan ümit kırıntılarını birbirine yapıştırıp teskin edici tablet haline getirmişti.
Belki, soyunma odasında birilerine girişecekti hoca...
Ve maçın kaderini değiştirecekti...
Ama Barcelona, Gaziantep değildi...
Denizli’nin ceketi şimdi duvarda asılı...
Pirinç ve bulgur
Barcelona maçında ikinci devre anonsla başladı:
"Fenerbahçeliler, oturmak yok. Bu maçı alacağız başka yolu yok."
Kime?.. Seyirciye mi? Onlar zaten oturmadı ki...
Futbolculara söylemelilerdi.
Belki de Mustafa Denizli’ye...
"Niye koşmuyorlar" diye...
"O bilmediğimiz taktiğini niye uygulamıyorlar" diye.
"B planını ne zaman devreye sokacaksın" diye...
Ama nerede!..
Ve en sonunda Şükrü Saraçoğlu Stadı bile isyan etti:
Karanlık...
Sessizlik...
İnsan her şeyi daha iyi kavrıyor, bu atmosferde
* * *
Kocaelispor beraberliğindeki defans hataları, İstanbulspor yenilgisindeki taktik yanlışları, Yozgatspor maçındaki tehlike sinyalleri, karşılaşmanın adı "Avrupa Şampiyonlar Ligi müsabakası" olunca yok olup gitmiyor; tersine rakip takımın gücüyle orantılı olarak "ilaçsız" hale geliyordu.
Avrupa’daki pirince giderken evdeki bulgurdan da olacaktı Fenerbahçe...
Zaten, sezon başında "hedefimiz üçüncü yıldız" dememişler miydi?..
Peki neydi bu "Lig’deki kötü rotaya, Avrupa’yı mazaret yapmak" ?..
Bu oyunla, Avrupa Şampiyonu olacakmış gibi!..
Sürekli aydınlık için
Fenerbahçe, bundan sonraki Avrupa Kupası maçlarını jenaratörle oynayacakmış.
Peki... Futbolcuların enerjisi hangi kaynaktan takviye edilecek?..
Mesela Oktay ne zaman hazır olacak? Ogün hangi meçhul tarihte düzelecek? Ali Akdeniz ve Hakan Bayraktar tribünden nasıl inecek. Mustafa hangi vakitte görevini öğrenecek? Serhat nasıl büyüyecek, güçlenecek? Ümit telaşını nasıl yenecek? Koskoca takımın sorumluluğu ne zaman Rüştü’nün omuzlarından indirilip, eşit ağırlıklara bölünecek?
Rapaiç’in gözleri ne zaman düzelecek, Lazetiç hangi lig maçında balayına çıkacak vs...
Sorular uzayıp giderken sorunlar katlanıyor Fenerbahçe’de...
Katlanıyor ama "çözüm" yerine "mazeret" üretiliyor hâlâ...
"Yediğimiz goller takım hatalarından kaynaklanmış... "
Barcelona tahminimizden iyi, Fenerbahçe tahminlerin altında kötü oynamış."
Ve "Şampiyonlar Ligi’nin telafisi varmış... "
Doğru tabi...
Ayrıca, şimdi "Fenerbahçe’nin çok önemli bir Lig maçı var."
Ağzını açan "Galatasaray mağlubiyetinin müsebbibi" olur.
Bu durumda yine çıt çıkmamalı.
Çünkü ardından Şampiyon Kulüplerin "telafi" maçı geliyor.
Olmazsa, yine Lig... Sonra yine Avrupa...
İnsan sersem oluyor.
Lütfen şalteri indirin...
"Sürekli aydınlık için biraz karanlık" iyi oluyor.
Beşiktaş Yıllar önce ilkokula giden Beşiktaşlı taraftarlar askerlik çağına gelmelerine karşın şampiyonluk yüzü görmediler ya, zannedilir ki Beşiktaş seyircisi azalıyor.
Tersine... Ne olursa olsun, Siyah - Beyaz tribün tek fire vermiyor.
Hatta son zamanlarda, "bölünerek çoğalıyor"...
Şaka bir yana, Beşiktaş bir "ilke" daha imza attı ve İstanbulspor maçı daha tamamlanmadan taraftarlar birbirlerine cephe aldı.
Neden?.. Elbette kulübü kimler yönetiyorsa onun yüzünden...
Uzun zamandır yazıyorduk; "Beşiktaş yönetim salonu staj ofisi değildir" diye... Kızıyorlardı.
Şimdi, en azından tribünlerin yarısı, geç de olsa bizi onayladı.
Galatasaray Galatasaray "eski" Başkanı Faruk Süren, yeni yönetim için "suç duyurusunda" bulunmuş ve "takımı küçültüyorlar" demiş.
Tespit doğru. Ama bundan şikayet etmesi gereken en son insan Süren.
Aslında bu tip muhalefet, bir gelenek ülkemizde.
Bakın siyasete... Her iktidar adayı daha öncekilerin bozduğunu düzeltmek vaadiyle destek arar. Göreve başladığında en büyük eleştiri, daha önce işleri içinden çıkılmaz hale getirenlerden gelir. Bir süre sonra yeni iktidar da ipleri koyverir ve büyük bir olasılıkla hataları zaman tarafından silinen eski iktidar, yönetime "düzeltme" vaadi ile talip olur.
Galatasaray’ın halen bu periyodun hangi aşamasında olduğunu bilemiyorum ama Faruk Süren’in "fodepar" yaptığından eminim.
eguven@milliyet.com.tr
SPOR


BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN
Haftanın Analizi
At yarışları
Şampiyonlar Ligi’nde dün gece
Fener yolcu
2. ve 3. Lig
Filede ikinci olduk
Şimdi de Zdravkov!
"Hedefimiz değişmez"
Yine ayıp ettik
Trabzon’da Sambacı isyanı
UEFA’da zorlu gece
Haber Turu
Skor oyuna hiç yakışmadı
Kurtar bizi belediye
Bir düğün bir cenaze
Gaflet
SAYFA BAŞI

|
|
|