
|


Depresif olmak ne güzel!
İnsan "İl portico"yu okurken tuhaf bir şekilde depresyonun da yaşamın zevklerinden biri olduğu duygusuna kapılıveriyor!
Sadece İtalyan kitapları okumakla yetinmemeye çalışıyorum; Amerikan romanlarından pek haz etmediğimi düşünürsek, en azından Avrupa edebiyatının bir panoramasına hakim olduğumdan emin olmak için kitaplarımı seçerken İngiliz, Fransız ve elbette Türk yayınları da göz önüne alıyorum. Ve "bizim" ülkemizde de ilgi çekecek bir şeyle karşılaştığımda bunu, "Paylaşmak güzeldir" felsefesine bağlı kalmak için hep tavsiye ediyorum.
Fransız yazar Philippe Delerm ile mutluluk ve yaşamdaki küçük zevkler hakkında küçük hikayeler anlattığı o küçük cep kitabında tanışmıştım. Bu kitabında bize mutlu olmak için her gün karşımıza çıkan mutluluk fırsatlarını yaşamamız gerektiğini ama bizim bunları koşuşturma içinde kaçırdığımızı hatırlatıyordu. Mutfakta yemek hazırlayan annenin veya karının yanında ödev yapmak veya ödenecekleri hesaplamak... Bir yaz öğleninde susadığınızda buz gibi bir biranın ilk yudumu... Yürüyüşten sonra ayakkabılarını çıkarmak. Kırmızı sosun içinde yüzen bir tabak spagetti yemek... Yeni yıkanmış, tertemiz ve mis kokulu çarşaflarda uyumak... Yaşamın tadı tuzu olan basit ve küçük şeyler.
Geçen gün onun son romanı "İl portico" elime geçti. Sözlükte anlamına bakıyorum. Bunlar, küçük bir "galleria"yı bir evin veya bir kilisenin cephesine bağlayan kemerlerdir. Ya da zemin katında küçük bir teras...
Ve işte Sebastien’ın -Delerm’in son romanının kahramanının- günümüzün doktorlarının depresyon diye adlandırdıkları o melankoliyle savaşmak için evinin önüne kurmak istediği buydu.
Sebastien mutlu bir adamdı. Profesör... İki büyük çocuğu var... Karısı kemancı... Ve hobisi bahçeyle uğraşmak... Aniden, öylece, bir sebep olmaksızın her şey ona zor gelmeye başlar. Postanede sıraya girmek... Diğerleriyle konuşmak... TV seyretmek... Çalışmak... Ve fiziksel belirtiler: Titreme, yorgunluk, baş dönmesi... Doktor teşhis koymayı başardığı için pek memnun, coşkuyla haykırır: "Bu tam bir depresyon!"
Ama kahraman bu tanıyı ve özellikle de karşısına bir hastalık olarak çıkan bu sıkıntıyı ciddiye almayı reddeder. Bunun, onun için savaşılması ve yenilmesi gereken olumsuz bir şey olduğunu kabul etmez. O da melankolisinin tadını çıkarmaya karar verir. Ondan zevk almaya ve her zaman tadına varmayı başardığı zevklerle onu karşılaştırmaya karar verir. "Bir şeyi yaşamayı başaramamanın verdiği acı, onları geçmişte yaşamış olmanın verdiği neşeye karışıyordu" diyerek anlatıyor Delerm bu durumu.
Sebastien doktorun ona verdiği ilaçları alır ama kendi yöntemleriyle kendini iyileştirmeye çalışır ve bahçesine bir anlam kazandırmak için bu meşhur portico’yu kurmaya karar verir.
Bunu hiçbir zaman kuramayacaktır. Ama bunun sebebini size anlatmayacağım. Size sonunu anlatırsam kitabı okumanızın ne zevki kalır?
Sonuçta önemli olan bu değil. Bu sayfaları okurken insan tuhaf bir şekilde depresyonun da yaşamın zevklerinden biri olduğu hissine kapılıyor!
Geçmiş binyıllarda bunun belirli bir adı yoktu ama yine de yaşamı inceleyen büyük felsefeciler tarafından düzenlenen sempozyumlara konu olurdu. Sonraları, çocuklar için yazılan büyük bir romana "Polianna’nın Sırrı" adı verildi. Ve sonra da adına optimizm dendi. Sonra da pozitivizm. Ama yaşamın özü; en kötü şeylerde bile hoş bir yan arayıp bulmakta saklı. Ki bunu bulmak her zaman mümkündür. Yoksa da Sebastien’in yaptığı gibi yaratılabilir!
PAZAR


‘Ben de Amerika ceza versin istiyorum’
Gökyüzünde yalnız gezen bir yıldız
Sanki birden boyu uzadı
Londra’yı da aydınlatacak
Bu saati kim alacak?
Lezzet bu "Halat"la bağlandı
Frankenştayn gökdelen
Tekel’e rakı savaşı açıldı
Önce bir "punch" alın, sonra masa ve sandalye
Şarap festivali
‘Televizyonda istismar çok fazla’
DVD / Selim BOY
Isparta’da "Baba’nın Kebapçısı" Kebapçı Kadir
Boynuz nasıl parlatılır?
Bulgaristan’ın son çarı
Depresif olmak ne güzel!
Bir kısa roman: "Sıfır Treni"
11 Eylül 2001 portreleri
SAYFA BAŞI

|
|

|